31 Ocak 2008 Perşembe

İSTİKBAL MARŞI

Aşağıdaki sütuna Beycan Öterbülbül'ün İstiklâl Marşımıza
nazire olan çalışmasını aldım hoşunuza gideceğini ümit ediyorum. Bu
istikbal marşı internette dolaşıyor itedim ki benim sayfamı okuma zahmetine
katlananlarda faydalansınlar ve üzerinde biraz kafa yorsunlar diye düşündüm.
İSTİKBAL MARŞI
Bakma, dönmez şafak vakti yurttan kaçan o alçak!
Dönmeyip Amerika'da, arlanmaksızın yaşayacak!.
O benim milletimin hırsızıdır, yurdu soyacak,
Hortumladıkları benimdir, milletimindir ancak!
Çalma, kurban olayım hepsini ey hırslı çakal!

Gariban halkıma da bir pul bırakacak kadar al!
Olmaz sana götürdüğün paralar sonra helal,
Hakkını vermezsen burdaki ortaklarının behemehal!
Ben ezelden beri aç yaşadım,aç yaşarım!

Hangi hükümet beni kurtaracakmış,şaşarım!
Kurumuş musluk gibiyim, ne akar ne taşarım!
Yırtsam da bir tarafımı, hiç görülmez başarım!
Mali krizler, yoluna örmüşse çelikten bir duvar

,Benim .ceğiz, .cağız diyen bir hükümetim var!
Bağırsın korkma, nasıl işimize burnunu sokar?
'Avrupa Birliği' denen tekdişi kalmış canavar!
Arkadaş, Meclis'e namusuyla çalışanları uğratma sakın!

İşe aldıracakların, olsun hep sana yakın!
Gelecektir, cezanı vereceği günler Hakkın,
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın!
Yaktığın yerleri 'orman' diyerek geçme, tanı!

Çalışanı işten at, doldur kadroya yatanı!
Gözleri açık yatır seni kurtaran atanı,
Satılmadik o kaldı, durma satıver şu vatanı!
Sermaye mutlu olsun, olsa da çevre feda!

Semizlettin Apo'yu, mezarında dönsün Şüheda!
Uydurma kanunlarla Meclis'ten getirin seda!
On bin Yıllık tarihe, yurdum ederken veda!
Cümlenizin bu yurdu yok etmek mi emeli?

Yediginiz herzelere başka ne demeli!
Oyuverin altını iyice sallansın temeli,
Yurdumun ki, sonunda vatandaş kükremeli!
O zaman durur belki gözümden akan yaşım,

O zaman doğrulur belim, yukarı kalkar başım,
O zaman boşa gitmez yıllarsüren uğraşım!
HESABINI VERİP TE GİTTİĞİNİZ GÜN KARDAŞIM,
Dalgalanın dolar gibi sizde şimdi ey suçlular!

Olsun artık soyguncuya vurulacak bir yular,
Ebediyen, öyle yok hesapsız bir iktidar!
Hakkıdır 'garip yaşamış vatandaş'ın da gülmek,
Hakkıdır ezilmiş milletimin, aydınlık bir İstikbal!
(Beycan Öterbülbül)

25 Ocak 2008 Cuma

YUNAN BAŞBAKANININ ZİYARETİ HAKKINDA

yozdil@hurriyet.com.tr
Yassu vre...
Karamanlis ne demek?
Karamanlı demek.
Yunanistan’da mı Karaman?
Değil.
Nerede?
Konya’da.
Hanya nerede?
Orada.
E Karamanlis buraya geldiğine göre, orayı burayı, "Hanya’yı Konya’yı görmenin" tam zamanıdır o halde.
*
AB’ye girdiler.
Giremedik.
Kıbrıs Rumu’nu da soktular.
Kıbrıs Türkü’nü de sokamadık.
Avrupa Şampiyonu oldular.
Olamadık.
Olimpiyat yaptılar.
Yapamadık.
Bizden banka aldılar.
Biz onlardan alamadık.
Bize pamuk satıyorlar.
Biz onlara pamuk satıyorduk.
Burada 135 şirketi faaliyette.
Orada 14 şirketimiz faaliyette.
Üç tarafı denizlerle çevrili...
Dünyanın en büyük deniz taşımacılığı filosuna sahip.
Üç tarafımız denizlerle çevrili...
Hálá taka.
Balık çiftliğinde AvrupaBirliği’nin birincisi.
Çipuralarımız boğuldu.
Yoksulu sıfır...
14 milyon.
Rakıyı raki yaptı.
Amerikalılara sattık.
Cacığı caciki, lokumu lokumi, baklavayı milli tatlı, döneri gyros, dürümü souvlaki, kahveyi greek yaptı.
Hacivat ile Karagöz’ün patentini alsınlar diye bekliyoruz.
Devleti yüzde 4 faiz veriyor.
Devletimiz 17.
Doktor başına 1.500 hasta.
Doktor başına 4.400 hasta.
Öğretmeni 3 kat maaş alıyor.
Bizimki 1’ini...
Asgari ücreti 2 katı.
Bizimki yarısı.
Erkeği 78’ine kadar yaşıyor.
Bizim ömür 67.
Kadını 83’ünü görüyor.
Bizimki 10 yıl az.
Her bin bebeğinin 6’sı maalesef 5 yaşına kadar ölüyor.
Bizde 45.
Yılda 14 litre süt içiyor.
6 litre.
Kızlarının eğitime devam etme yaş ortalaması 18...
Kızlarımızın 11.
AR-GE’de çalışan araştırmacı sayısı 1 milyonda 1.500...
1 milyonda 435.
Yabancı dil bileni, yüzde 27.
Bizde 3.
Sağlıklı içme suyu yüzde 100.
Bizde 83.
Tuvalet káğıdı kullananların nüfusa oranı, yüzde 82...
Bizde 8.
*
Peki, hep mi gerideyiz? Hayır...
Mesela, 70 milyonluk Türkiye ile sadece 10 milyonluk Yunanistan’da, basılan kitap sayısı "aynı!"
*
Yunanistan’da kalp krizi geçirme oranı yüzde 9’ken, Hanya’da 1; zeytinyağından...
Türkiye’de yüzde 19’ken, Konya’da 30; hamurişinden.
*
İşte Hanya, işte Konya.
Bilmiyorum görebildik mi...
Yukarıda yayınladığım yazı sayın YILMAZ ÖZDİL'in dir.
Ne güzel kaleme almış ,iyi okuyup düşünmemizi ve nerelerde
hata yapıp Yunanistan'dan geri kaldığımızı bulup çıkarma

mızı sorgulayor. Kendisine teşekkür ederim.

20 Ocak 2008 Pazar

KURTLA KUZU

Son zamanlarda demokrasi sözccüğü %47 meselesi oldu yani ben bu kadar yüksek oy
aldım istediğimi yaparım deniyor ,bu konuyu bazı basın mensupları haklı görüyor ama
bazıları da haksız görüyor ve soruyor geri kalan % 53 oy ne oluyor diye buna kimse kafa yormuyor.Cumhuriyetimizin yasama ,yürütme ve yargı üçlemesi üzerine inşa edildiğini unutuyorlar.Bu üçlemede birinin diğerlerine üstünlüğü yok bunu biz böyle öğrendik.Sayın Başbakanımız:''Televizyonda hiç kimse kendisini yürütmenin üstünde görmesin'' diyor.Doğrusu bu söze verilecek yanıtları gerekenler söylerler.Ben bugün Sayın Rahmi Turan bey'in köşesinden kurtla kuzu yazısını beğeninize sunuyorum.Yorumlaması okuyanlara ait olsun.
''Bizim demokrasimiz, "kurdun orman demokrasisi"ne benziyor.
Kurt, ırmak kenarında su içerken, suyun aşağı kısmında bir kuzunun da su içtiğini görmüş; "İşte, bugünkü yiyeceğimi buldum!" demiş sevinçle. Bir ara tereddüde düşer gibi olmuş:
"Fakat, hiç kimseye zarar vermeyen bu yaratığa saldırmadan önce de bir mazeret bulmam lazım... Bir gerekçe söylemeliyim... Orman demokrasisi bunu gerektirir!"
Kurt böylece kuzuya bağırmış:
"Bu ne cüret böyle? İçtiğim suyu ne hakla bulandırıyorsun?"
Kuzu, incecik sesiyle cevap vermiş:
"Kurt amca, ben sizin içtiğiniz suyu bulandıramam ki... Çünkü su, benden size doğru değil, sizden bana doğru akıyor."
Kuzudan ummadığı bu akıllıca cevap karşısında bir an bocalayan kurt kızmış:
"Benimle tartışmaya utanmıyor musun? Sen bana geçen yıl da aynı şeyi söylemiştin."
Kuzucuk, korkudan titremeye başlamış:
"Ama efendim... Ben geçen yıl dünyada bile değildim, daha doğmamıştım!"
Kurt daha da kızarak kaşlarını çatmış:
"Her sözüme cevap verip beni sinirlendiriyorsun..."
"Asla efendim, asla... Ben kimim ki sizi sinirlendireyim? Bu benim ne haddime?"
Kurt daha fazla dayanamayacağını gösteren sert bir sesle haykırmış:
"Eğer geçen yıl benim suyumu bulandıran sen değilsen bile, annendi... İkisi de aynı kapıya çıkar! Çeneni boşuna yorma, ben seni yiyeceğim!"
Orman demokrasisini böylece uygulayan kurt, başka bir şey demeden kuzuya saldırmış. İki sıçrayışta onun yanına varıp, kimseye zarar vermeyen zavallı hayvanı bir pençede öldürmüş!
Eh, orman demokrasisi bu kadar olur! Kıssadan hisse!''
* * *
Ömer Hayyam, günümüzden 950 yıl önce yaşayan büyük bir bilim adamı ve şair... Gericileri kızdıran rubaileri, aradan bin yıla yakın zaman geçmesine rağmen hálá tazeliğini koruyor. Ömer Hayyam’ın o tarihte yazdığı dörtlüklerden biri şöyle:

İçin temiz olmadıktan sonra,
Örtünmüşsün kaç para,

Hırka türban güzel amma
Tanrım kanar mı bunlara?
Bakın Sokrates ne demiş?
Tanrım:
''Deyiştirmem gerekenler için güç ver,
Değiştiremiyeceğim şeyler için sabır ver,
Bu ikisini birbirinden ayırmak için akıl ver.
Yaşama bilinci bu duadan daha etkili olmalı.
Karar mı?Her işte olduğu gibi her kesin kendi kararıdır.

18 Ocak 2008 Cuma

OKUYUN BAKALIM TANIYACAKMISINIZ?

Babası öldü.Yetim büyüdü.
Üvey evlat oldu.
Tutuklandı.
Hapse atıldı.
Sürüldü.
İşsiz kaldı.
(Şöyle yazıyordu o sıkıntılı günlerde kaleme aldığı günlüğüne:
Harcamalarım fazla değil, zira gelirim hep az.) Hastalandı...

Böbreklerinden.
Vuruldu...
Göğsünden.
Mesleğinden atıldı.
İdama çarptırıldı.
Kardeşleri öldü.
Çocuğu olmadı.
Boşandı.
Karaciğeri iflas etti.
Evet...
Mustafa Kemal Atatürk bu.
Evladı olmayan bir yetimin, duygularını anlatın...
Anlatın ki, o yetimin, evlatlarımıza bıraktığı hediyenin kıymetini anlasın .
Evlatlarımız
Cumhuriyet, çocuklara anlatıldığı gibi, folklorik bir müsamere coşkusundan ibaret değil çünkü... Anlatın ki, kökeninde barınan derin hüznü kavrasınlar.
İşte liste yukarıda.
Kısacık ömründe bir insanın başına ne felaket gelebilirse, gelmiş...
Bunu anlatın.
Direnen...
Teslim olmayan ruhu anlatın.
Korkmasınlar engellerden.
Korkmasınlar yalnız kalmaktan.
Korkmasınlar işsizlikten.
Korkmasınlar parasızlıktan.
Korkmasınlar alçaklardan.
Korkmasınlar doğrulardan.
Yürek dediğin...
Sadece organ değil arkadaş.
Bunu anlayın!!!
AB Uyum yasaları gereğince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldırılmasını protesto ediyoruz!

Ulusal bilincimizi yavaş yavaş yok etmelerine izin vermek istemiyorsanız; bu mesajı iletebileceginiz kadar iletiniz!
İzmir kurtulmuş, çok tatlı bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler...

Trene binerler ve kompartımana çekilirler.
Ertesi gün, yaveri, Atatürk'ün kompartımanının kapısını çalar.
Atatürk, yorgun, bitkin bir halde kravatını yıkamaktadır.
Yaveri: -"Paşam bu ne hal, hiç uyumadınız herhalde; niye böylesiniz", der. -"Çocuk, kompartımanıma yastıkla battaniye koymayı unutmuşsunuz, kolumu yastık yaptım ağrıdı, setremi yastık yaptım üşüdüm, uyumadım kalktım", der.
Yaveri:- "Aman Paşam!
Birimize haber vereydiniz; hemen size bir yastıkla battaniye getirirdik", der.
Ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan tarihi bir cevap verir:-
"Geç fark ettim, hepiniz en az benim kadar yorgundunuz, hiç birinize kıyamadım.
Önemli olan benim uyumam değil;
milletimin rahat uyuması".

ATAMIZ SAYESİNDE NE KADAR RAHAT UYUYORUZ Kİ; HALA UYANAMADIK ?

17 Ocak 2008 Perşembe

CAN YÜCEL

Bugün çok kiymetli şairimiz Can Yücel'in hayatı hakkında kısa bir bilgi ve bir şiirini yayınlayacağım. Ruhu şad olsun.
Şair, yazar, felsefe hocası, milletvekili, konservatuar ve köy enstitülerinin kurucusu Hasan Ali Yücel'in oğlu Can Yücel, 1926'da İstanbul'da dünyaya geldi. Ankara ve Cambridge üniversitelerinde Latince ve Yunanca okudu. 1950 'de yurda geri döndü ve aynı yıl babasının önerisi ve desteği ile ilk kitabı ''yazma''yı çıkarttı. 1956 yılında Güler Yücel ile evlendi. Bu yıllarda Che Guevera ve Mao'dan çeviriler yaptığı gerekçesiyle 15 yıla mahkum oldu. İki yıl sonra genel bir afla dışarı çıktı. Dışarı çıkışının ardından ''Bir Siyasinin Şiirleri'' adlı kitabını yayınladı. Şair'in bu kitabı için ilk kez yoğun ve ciddi şiirle ilgilendiği dönemin şiirlerini içerir diyebiliriz. "Bir Siyasinin Şiirleri" nin önsözünü yazan Refik Durbaş, kitabı ''Can Yücel'i geniş okuyucu kitlesiyle buluşturan, kişisel ve toplumsal yaşamın acı bir dönemini dile getiren, öfkeli, alaycı, boyun eğmeyen, siyasal şiirlere ağırlık verilen bir kitap'' olarak değerlendirir. Can Yücel ise yazdıktan seneler sonra, "kişinin dış baskıların hışmı karşısında kendi özünü hırpalattırmamak için, hatta yitirmemek için kullandığı bir savunma mekanizması, baskının, acının üstüne gidiş" olarak nitelendirir
HAYATTA BEN EN ÇOK BABAMI SEVDİM
''Ben hayatta en çok babamı sevdim

Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek
Nasıl koşarsa ardından bir devin
O Çapkın babamı ben öyle sevdim
Bilmezdi ki oturduğumuz semti
Geldi mi de gidici - hep, hep acele işi
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
Atlastan bakardım nereye gitti
Öyle öyle ezber ettim gurbeti
Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a
Bi helalleşmek ister elbet, diğ'mi oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,
En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim
HAYATTA BEN EN ÇOK BABAMI SEVDİM."
CAN YÜCEL

9 Ocak 2008 Çarşamba

GELECEĞİNDEN UMUTLU OLANLARA

İnsan hayal ettiği müddetce yaşar.İyi de neyi hayal edelim ki ümitle yaşayalım.
Yıl 2008 oldu herkes geleceğinden emin olmak istiyor,ama nasıl? Şartlar ortada varın kendiniz karar verin.Yurdum 420 milyar dolar borçlanmış sattığı aldığını karşılamıyor,bütçe her yıl bir önceki yıldan fazla açık veririyor.TC dış ülkeler, İMF ,dünya bankasından %17 ile borçlanıyor,
ülkemize giren sıcak para yani döviz ABD kasalarına %4 ile faize yatırılıyor. Düşünün bakalım!.
hangi iş adamı yada tüccar 17 ye aldığını 4 e satar?Bu durum yukarda anlattığım işe benziyor.
İşte bu sebepten ötürü geleceğe umutla bakamıyorum. Dahası var,Sayın Turgut Özal Hükümetleri yeri geldi % 100 zam verdi,Sayın Bülent Ecevit hükümetleri %25-30 verdi
işçi,memur sokaklardaydı ,kimse memnun değildi.Şimdi işbaşındaki hükümet 6 yıldır işçi,memur,dul ve yetime en fazla%10 ,en düşük%4 zam veriyor hiç kimseden işçi, memur
sendikaları ve saygı değer basınımızdan hiç ses çıkmıyor.Üstelik enflasyonun düştüğünden
istikrardan söz ediyor insanları şartlandırıyor, beyinlerini yıkıyorlar.Aslında enflasyonun düştüğü filan yok borçlu bir ülkede, işsizliğin arttığı bir ülkede istikrardan söz etmek mümkün mü?Bir ata sözü vardır'' birisinden borç alırsan sonra ondan emir alırsın der''.Biz şu an sıfırı tüketmişiz,ekonomimiz her an patlama noktasında iş adamlarımız rahatsız ama ses çıkaramıyor,muhalefet partileri de kendi iç işleri ile uğraşıyor ,basın dersen hepsi hükümetin borazanı olmuş ,dertleri Atatürk'ten ve laik anayasadan kurtulmanın yollarını aramakta.
Diyeceğim şu ki şartlar böyle iken ülkemin başbakanı belki 150 kez yurt dışı seyyahati gerçekleştirdi neyi çözdü, ülkeme ne kazandırdı?Bu gezilerin masrafı ile acaba kaç fabrika yapılırdı da insanlar iş ,güç sahibi olurdu.Ben şahsen 60 yaşındayım az çok medyayı takip ederim hiçbir ülke liderinin bizimkiler kadar dış gezi gerçekleştirdiklerini görmedim, duymadım.
Duyan,gören,bilen varsa bana da söylesin,beni ikna etsin.
Tüm Türk çalışanı işçisi, memuru ,emeklisi,dul ve yetimi gibi bende gelen 2008 yılından çok şey bekledim. Hani diyorlar ya enflasyon düştü işler tıkırında ekonomimiz düzeldi öğleyse hükümet yeni yılda bol zam verir diye umutlandık. Birde baktık ki %2 vermiş herkeste hayal kırıklığı öte yandan elektiriye %15 diğer vergileri ile% 18 i buluyor.Elektiriye zam gelince adını saymaya lüzum yok iyneden ipliye her şeye zam kaçınılmaz oluyor.Maşallah esnafımızda da vicdan kalmamış serbest piyasa deyip herkes istediği ürüne istediği kadar zam yapıyor.
Dolayısıyla, hani hoca eşeğine arpa verirken kör tarafından verirmiş .Bizim hükümetimizde aynı politikayı uyguluyor 2 veriyor 15-20 alıyor.Sayın Başbakanımız her fırsatta televizyonlara çıkıp
valilere'' kapı kapı dolaşın vatandaşlarıma kömür dağıtın ''diyor.Bende diyorum ki Sayın Başbakanım ülkemin insanlarına geçinecekleri kadar para ver de fakir fukara edebiyatı son bulsun ,kimse kimseye el açmasın ve kimsenin gururu kırılmasın.
Bir konuya daha değinmek istiyorum hani bir zamanlar AB ye girdik diye gündüz vakti Ankara'nın göbeğinde havai fişek patlatanlardan bugünlerde hiç ses çıkmıyor.AB ortakları açıkça biz Türkiye'yi bu ortaklığa almayacağız dedikçe biz hala içeri gireceğiz diye kapı önünde yetim çocuklar gibi bebliyoruz. Bu olaylar beni ve benim gibi düşünen milyonlarca insanımızı
rencide ediyor.Sevinen yok mu ? derseniz satılmış kalemşörler,sorosun çocukları,bölücüler,
yerli işbirlikçiler,özelleştirme yoluyla ülkeyi soyanlar elbette ki çok memnunlar.
Daha ne diyeyim fazlaca yazacak şey var amma yukarıda anlattıklarım ışığında birazda siz kafa yorun ve ona göre kararınızı verin.Herkesin yeni yılını kutluyorum sevgiyle kalın.

8 Ocak 2008 Salı

GEÇMİŞ YÜZYILINIZ KUTLU OLSUN

Bugünün yazısını sabah gazetesi yazarı Sayın Mine G.Kırıkkanat'ın köşesinden
seçtim.Bu emeğinden dolayı kendisine teşekkür ederim.
Türkiye 21. Yüzyılın sekizinci yılına girdi, bunu biliyor ve söz konusu yıla kısaca 2008 diyoruz.
Türkiye, 20. Yüzyılın sekizinci yılına da girmişti, bunu da biliyoruz, ama kısaca 1908 diye andığımız yıldan bir yüzyıl sonraki kafiyesine ne değişti?
***
1908’de İkinci Abdülhamit sultandı.
2008’de Birinci Abdullah, Cumhurbaşkanı.
1908’de İttihat ve Terakki Cemiyeti vardı.
2008’de Adalet ve Kalkınma Partisi var.
1908’de saltanat muhaliflerine Jön Türkler denirdi.
2008’de meclis muhalefetinde Old Türkler var.
1908’de İkinci Meşrutiyet ilan edildi.
2008’de İkinci Cumhuriyet meşrulaştı.
1908’de İkinci Meşrutiyet’in sloganı, “Hürriyet, Müsavat, Uhuvvet” olup, “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” demekti.
2008’de İkinci Cumhuriyet’in sloganı “Ya tesettür, na müsavat, yoksa hacamat.”
1908’de İttihat ve Terakki, Osmanlı uyruklarını padişah tebaası olmaktan çıkarıp vatandaş, yurttaş bilincine taşımak hedefini güdüyordu.
2008’de Adalet ve Kalkınma vatandaştan tebaaya, milletten ümmete dönüşümü tamamladı.
1908’de Mabeyn ressamı Zekai Paşa, tugay komutanlığına atandı.
2008’de hâlâ yargılanamayan Nü ressamı Darbeci Paşa, Marmaris’ten İzmir’e taşındı.
1908’de Meşrutiyet ortamı, Osmanlı Ressamları Cemiyeti ve aynı adı taşıyan bir derginin kurulmasını sağladı.
2008’de Mersin Güzel Sanatlar Fakültesi’nde 5 nü tablo bıçaklandı.
1908’de Makedonya ayaklanması başladı.
2008’de Taksim’de maganda ayaklanması yaşandı.
1908’de Basına sansür kaldırıldı.
2008’de Sansüre hacet kalmadı, basın bitirildi.
1908’de Enver Paşa iktidara iltihakla Türk İslam sentezine intihap etti.
2008’de Fethullah Hoca, Türkiye’de iktidara iltihakla Türk İslam sentezini ABD’lerden Orta Asya’lara bilem taşıyor.
1908’de Bulgaristan ve Bosna Hersek toprakları kaybedildi.
2008’de Güney Doğu için Kuzey Irak’ta savaşılıyor.
***
Bu tablo böyle uzayıp gider ve size en az 365 karşılaştırmalı örnek verebilirim, sevgili yıldaşlar...
Siz ne dersiniz acep?
1908’den 2008’e Türkiye daha mı bilgili, daha mı kültürlü, daha mı uygar?
1908’den 2008’e ilerledik mi, yoksa geriledik mi?
Benim cevabım, başlıktaki gibidir.
www.mine.gokce@wanadoo.fr

7 Ocak 2008 Pazartesi

TEMEL'İN KOYUNU

Şimdi okuyacağınız fıkrayı internetten derledim
hoşunuza gideceğin umarak yayınladım.
Çiftçi Temel'in bir koyunu varmış. Bütün gayrete rağmen
koyun gebe kalamıyormuş. Temel düşünmüş tasınmış ve
nam salan koçun sahibi İdris ile konuşmaya karar vermiş.
Idris: -Tamam koyunun koçum ile çiftleşebilir ama 5 YTL alırım... der.
Bunu seve seve kabul eder Temel ve ertesi sabah koyununu
el arabasına oturtur Idris`in yolunu tutar. Koyun ile Koç çiftleşir.
Ama Temel tedirgindir ya hamile kalmazsa diye sorar -Koyunumun
hamile olduğunu nereden anlayacağım? Idris: -Sabah kalktığında eğer
ayakta ise hamile değil... eğer yatıyorsa hamiledir... der. Sabah olur
Temel koşarak gider ahıra ama koyun ayaktadır. Oflayıp yine el
arabasına koyunu koyup Idris in ahırına gider. Bu sefer 3 YTL alır.
Ayni şeyi söyler Idris, ayakta ise değil, yatıyorsa hamile...
Sabah olur ancak yine koyun ayaktadır.
Yine gider Idris in ahırına ve bu sefer ona acıyan Idris 1 YTL
alır ve hayvanlar yine çiftleşir. Takip eden gün Temel in cani hiç ahıra
gitmek istemez ve karisi Fadime ye seslenir: -
Su ahıra bi baksana koyun ne alemde ayakta mi, yatıyor mu?
Fadime gider bir zaman sonra gelir. Temel sorar: -
Ee koyun ne durumda, ayakta mi yatıyor mu?
Kadın gülerek cevap verir: -Ne ayakta ne de yatıyor,
el arabasına binmiş seni bekliyor.:))))))