18 Şubat 2008 Pazartesi

TÜRKÇE ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Yerli Basında, Türk olan Herşeye Saldırı:
Basında her gün Türk tarihine, diline, kültürüne, her şeyine küfreden büyük adam oluyor, bir de zengin oluyor. Milletten ses yok; kızanlar da, "kartel basın" diyenler de gidiyor o gazeteyi alıyor. Kardeşim, önce o gazeteyi almayın, batsınlar. Bari bu.kadarını yapsın ahali.
Türkçe Öyle Bir Dildir ki...
Türkçe 2 bin kelimeymiş de, İngilizce 40 bin kelimeymiş. Sadece Kazak lehçesinde, yaşlı Kazak istatistikçi oturmuş, Kazak Türkçe sözlüğü hazırlamış, daha ilk çırpıda 80 bin kelime koymuş bilgisayara.. Yüzbinlerce kelime var Türkçe'de, dünyanın en büyük dili ve en üretken dili ve bilimin her dalına yetecek, bütün terimleri türetme kabiliyeti olan başlıca dil, matematik gibi dil. Dilimiz böyle bir dil iken, aydın falan geçinen sahtekâr, şeref fıkarası adamlar gazetede her gün senin diline küfretsin ve kimseden de gık çıkmasın. Olamaz böyle bir şey, neredeyiz yahu?
Durum vahimdir, bunu bilmek lâzım. Kırk kere anlatıyoruz, dünyanın her yerinden misâl veriyoruz; gene de biri kalkıp "ben size katılıyorum ama,..." diyor. Bakıyorum, bir çeşit İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyesi olduğu suratından belli. "Ama" dedi mi tamam; İngiliz papağanı standart lâfına başlayacak demektir. "Efendim, çocuklarımız İngilizce öğrenmesin mi?" Bre insafsız, bunu, bu akşam kırk türlü anlatmadık mı? İspat etmedik mi ki, İngilizce öğrenmek başka, yabancı dille eğitim bambaşka. İngilizce öyle. öğrenilmez, ayrıca, yabancı dil dersinde, kursunda, laboratuvarında öğrenilir. Adam aslında biliyor, ama mahsus ortalığı bulandırmak için böyle konuşuyor.

Herkesin Sahip Çıkması Lâzım
Bu işlere herkesin sahip çıkması lâzım. Bu işlerin düzeltilmesini, bu hâle gelmiş ülkelerde hükümetlerden bekleyemezsin, devletten bekleyemezsin, ondan, bundan bekleyemezsin. Durumu bilerek herkesinbir kere kendisi örnek olacak bir şekilde kendisinden başlaması lâzım.Türkçe konuşurken yarı İngilizce lâflar sokuşturmak marifet değil, kimliksizlik, haysiyetsizlik alâmetidir. Türkçe'ye kakışlanan her İngilizce bozuntusu sözcük, benim böğrüme batırılmış bir dikendir. Her türlü Türkçe söz ise (eskisi, yenisi) ağzında bir bal damlasıdır. Bunu böyle bilelim. Zaten dosdoğru Türkçe konuşuyorsan, "Anglomanlıca" lâfların arkasına saklanmıyorsan, kendine güvenin var demektir. Esnaf arkadaş, sen önce dükkânının adını düzelt.
Yalnız İngilizce Bilmekle Adam mı Olunur?

Halk tepesindekine saygı duyuyor..Ama tepedekilerin çoğu milletine, Türk kültürüne yabancılaşmış. Oralardan hep bir yabancı hava esiyor: "İngilizce bilmeyen adam değildir" diye. Halk ne yapsın? Kendisiinin de adam olduğunu göstermek için asıyor dükkânına bir İngilizce bozuntusu isim. "İtibârım artar" zannediyor; Ama artık öğrenmelidir ki: "Yalnız İngilizce bilmekle öğünmek, diline "Anglomanlıca" özenti lâflar sokuşturmak, işyerine İngilizce ad takmak, ve de bütün bulara temelden yol açan yabancı dille eğitime rağbet etmek, onu desteklemek" haysiyetini kaybetmişliğin, sömürge kafalı olmuşluğun baş göstergeleridir. Biliyorsunuz Türkiye'de Bakanlar Kurulu sık sık değiştiği için, yeni bakanların resimleri çıkardı 20 sene evvel Milliyet Gazetesinde; Türkiye'ye geldiğimizde bakardık resimlere Vesikalıkların altında yazardı: "Evlidir, iki çocuk babasıdır, İngilizce bilir" diye. Biz de diyoruz ki, "Allah, Allah! Başka ne bilir acaba? Mühendislik bilir mi? İktisat bilir mi? Devlet idaresi bilir mi? Hukuk bilir mi? Bunlardan bahis yok. Demek ki İngilizce bilmek Bakan olmak için baş marifet sayılıyor! [Nev York'un Harlemmahallesinde bir sürü gariban zenci var, onlar da İngilizce biliyor... ] Bir adam İngilizce biliyor diye methedilir mi? Biliyorsa bilsin bana ne? Meraklıysa bilsin; bilmesin demiyoruz. İşine yarıyorsa kolayca öğrenirsin gerektiği kadar. Ama, bana önce, "senin bilimden, matematikten, bilgisayardan haberin var mı? Türk tarihini ne kadar biliyorsun? Türk dilini iyi kullanıyor musun?" onlardan haber ver.
Bu yazıyı prf.dr.sayın Oktay Sinanoğlu'nun hedef Türkiye adlı eserinden derledim.

Hiç yorum yok: