19 Nisan 2009 Pazar

KÜÇÜK BİR HİKÂYE

Küçük Bir Hikâye
Ormanda iki kişi ağaç kesiyormuş. Birinci adam sabahlarıErkenden kalkıyor, ağaç kesmeye başlıyormuş, bir ağaçDevrilirken hemen diğerine geçiyormuş. Gün boyu neDinleniyor ne öğle yemeği için kendine vakit ayırıyormuş.Akşamları da arkadaşından birkaç saat sonra ağaçKesmeyi bırakıyormuş.İkinci adam ise arada bir dinleniyor ve hava kararmayaBaşladığında eve dönüyormuş. Bir hafta boyunca buTempoda çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestikleriniSaymaya başlamışlar.
Sonuç:
İkinci adam çok fazla ağaç kesmiş. Birinci Adam öfkelenmiş:
“Bu nasıl olabilir? Ben daha çok çalıştım. Senden daha erken işebaşladım, senden daha geç bitirdim. Ama sen daha fazla ağaç kestin. Bu işin sırrı ne?”İkinci adam yüzünde tebessümle yanıt vermiş:
“Ortada bir sır yok… Sen durmaksızın çalışırken, ben aradaBir dinlenip baltamı biliyordum. Keskin baltayla, daha az çabayla Daha çok ağaç kesilir.“Kendimizi geliştirmek, baltamızı bilemektir. KendimizeZaman ayırıp, yaşamımızı objektif bir bakışla gözden Geçirmektir. Zayıf bulduğumuz alanlarımızı geliştirmek İçin çaba göstermektir. Bu, zihnimizin, ruhumuzun,Karakterimizin güçlenmesi için olmazsa olmaz birKoşuldur. Delhi’deki ünlü mekânda Sokrat’ın şu sözü yer Alır:
“İnsan kendini tanı.” Kendini tanımak, şu anda Olduğumuz noktayla olmak istediğimiz nokta arasındaki yoldur…

18 Nisan 2009 Cumartesi

KIZILDERİLİ ATA SÖZLERİ

Kızılderililerin bazı sözleri yüzyıllarca yıl öncesinden günümüze
bilgelik taşıyor. İşte Apache, Siouw, Cherokee, Karaayak, Comanche,
Arapaho, Mohican ve Cheyenne gibi ünlü Kızılderili kabilelerinin
yüzyıllardan süzülüp günümüze gelen atasözleri:
* Ağlamaktan korkma, zihnindeki ıstırap veren düşünceler gözyaşı ile temizlenir.
* Bir düşman çok, yüz dost azdır.
* Düşmanımı cesur ve kuvvetli yap. Eğer onu yenersem utanç duymayayım.
* Sen ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde,
beyaz adam, paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.
* Derinin rengi insanları farklı kılmaz.
* İyi iyidir, Kötü kötüdür. Büyük yaratıcı hepimizi kardeş olarak yaratmıştır.
* Verdikleri sözün sadece birini tuttu. Çatal dilli, soluk yüzlüler;
Topraklarınızı alacağız dediler ve aldılar.
* İnsanlar tabiattan uzaklaştıkça kalbi katılaşır.
* İnsanların gözleri öyle kelimelerle konuşur ki; Dil onları telaffuz edemez.
* Senin vicdanını senden başkası temsil edemez.
* Şeytan hakkında konuşmayın. Gençlerin kalbinde merak uyandırır.
* Yanlışı gören ve önlemek için elini uzatmayan, yanlışı yapan kadar suçludur.
* Yapmamız gereken: Her şeyi eski sadeliğine döndürmektir, böylece
bozulan düzenimiz yeniden kurulacaktır.
* Kehanet, muhtemel bir olayı kesin bir bakış ile görmekten başka bir
şey değildir. Hava ya bulutlu olacaktır. Ya da güneş açacaktır.
* Gözün ile değil, yüreğin ile hüküm ver.
* Bir kere"Al şunu"demek, iki kere"Ben vereceğim"demekten iyidir.
* Ölüler güç ve bilgilerini beraberlerinde götürmez, yaşayanlara ilave eder.
* Arkamdan yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümden yürüme, takipçin
olmayabilirim. Yanımda yürü, böylece ikimiz de eşit oluruz.
* Komşun hakkında hüküm vermeden önce, iki ay onun makosenleriyle yürü.
* Sevgi ile yorulmadan ilerleriz. Sevgi ile sadece onunla başkaları
için fedakârlık yapabiliriz.
* Su gibi olmalıyız. Her şeyden önce aşağıda ama kayadan bile kuvvetli.
* Her şey halkadır. Her birimiz kendi hareketlerimizden sorumluyuz.
* İhanet arkadaşlık zincirini karartır, fakat vefa onu her zamankinden
parlak yapar.
* Yeryüzüne iyi muamele et. O babanızın malı değil, onu
çocuklarınızdan ödünç aldınız.
* Nimette külfette"buyük ruh"un elindedir. Bazen onun külfeti bizi
nimetinden daha fazla akıllandırır.
* İlkbaharda usul usul yürü, toprak ona hamiledir.
* Gözlerde yaş yoksa ruh gökkuşağına sahip olamaz.
* Fakir olmak, şerefsiz olmaktan daha küçük meseledir.
* Üç barış vardır: Birinci barış, insanın ruhundadır. İkinci barış,
iki fert arasında. Üçüncü barış, ise iki millet arasında yapılır.
Fakat" gerçek barış"insanın ruhundaki barış yoksa ne fertler arasında
nede milletler arasında barış olabilir.


Meral Öncü

http://celebigrubu.blogspot.com dan E-Posta
olarak sayfama alıntıladım.

--


Turgut İBİŞ
Emekli Öğretmen
------------------------------------
http://turgutibis.blogspot.com/

10 Nisan 2009 Cuma

ÖNEMLİ ŞEYLER

Beş yaşında idim.
Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu.
Bir tane yere düştü.
Babaannem eğildi,
aramaya başladı.
Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu
Çocukluk iste,

-Aman babaanne dedim.
- Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?
Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.
-Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, ' dedi.
- Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk
çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru, alın teri,
emeği, çilesi var biliyor musun?'
Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.


Aradan yıllar geçti.
Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.
Alain'in proposlarini okuyorum.
Birden irkildim.
Babaannemi hatırladım.
Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa
karşı ihanet etmiş olur diyordu.
İlave ediyordu.
Bir iğnenin üretiminde binlerce insanin alın
teri, göz nuru, el emeği vardır diyordu.

On dokuz yıl evveldi.
Stockholm'e gitmiştim. Bir otele indim.
Geceydi. Sabahleyin, traş olmak i çin
lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not gördüm.
'Lütfen traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın,
yanda bir kutu var oraya bırakın, bir tek jiletle dahi olsa, İsveç
çelik sanayisine yardımcı olun' diyordu.
Doğrusu hayretler içinde kaldım.
Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir.
Birçok eşya üzerinde' İsveç çeliğinden yapılmıştır' diye yazardı.
İste o ülke, kullanılmış bir tek ufacık
jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor,
gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.

İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda radyolar, televizyonlar
bir haberi duyurur.
'Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek.
Siz lütfen hazırlığınızı yapın. Okumadığınız, ilgilenmediğiniz,
kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa,
kâğıt, ambalaj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa,
kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla
ağaç ziyanına engel olun.'

Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazı yasayan insanlardır.
Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen
tekamül edememiş,
hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir..
Böyleleriyle; evini mezat salonuna çevirmiş zavallı, diye eğlenirler.
Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.
Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar
gırtlağı aşıyor.
Zamanın başbakanı meclisi toplar.
Kürsüye çıkar.
Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve;

-Şu andan itibaren der,

-Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna
kadar ödenmeden,
pirinçten başka bir şey yemeyeceğim.
-Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.
Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır.
Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun
bütün kesimlerini, tek istisna olmadan
kapsadığını söylemeye gerek yok.
Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm.
Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak...


*Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan bos yere akıtmakta,
gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla,
yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına
geçmiyor muyuz?

*Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle örülmüştür.
Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki,
İlk okul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.

Bir mıh bir nalı kurtarır.
Bir nal bir atı, bir at bir komutanı,
Bir komutan bir orduyu,
Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..

Maddi durumumuz ne olursa olsun,
ister zengin olalım ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.
Burada parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.


--

Not:Bu yazı internet yoluyla elime ulaştığı için kaynağını belirtemedim.
Turgut İBİŞ
Emekli Öğretmen
------------------------------------
http://turgutibis.blogspot.com/

3 Nisan 2009 Cuma

KAZANAN KAYBEDEN

Bir E-Posta geldi okudum anlamlı buldum sayfama ekledim.
Okuyun belki sizlerinde hoşuna gidebilir.

KAZANAN

Her zaman çözümün bir parçasıdır

KAYBEDEN

Herzaman problemin bir parçasıdır

KAZANANIN

Her zaman bir programı vardır

KAYBEDENİN

Her zaman bir özürü vardır

KAZANAN

"Bu işi senin için yaparım" der

KAYBEDEN

"Benim işim değil ki" der

KAZANAN

Her sorunda bir çözüm görür

KAYBEDEN

Her çözümde bir sorun görür

KAZANAN

"Uzak ama yolu biliyorum" der

KAYBEDEN

"yakın ama yolu bilmiyorum" der

KAZANAN

Çakılların yanındaki çimeni görür

KAYBEDEN

Çimlerin yanındaki çakılları görür

KAZANAN

"Zor olabilir ama mümkün " der

KAYBEDEN

"Mümkün ama çok zor"

KAZANAN

Konuşmak yerine yapar

KAYBEDEN

Yapmak yerine konuşur

KAZANAN

Ağlamak yerine çalışır

KAYBEDEN

Çalışmak yerine ağlar

KAZANAN

Beynini çalıştırır

KAYBEDEN

Çenesini

--


Turgut İBİŞ
Emekli Öğretmen
------------------------------------
http://turgutibis.blogspot.com/