29 Kasım 2009 Pazar

kızıl derili vasiyeti

1957 yılında Amerika'nın güneyine araştırma
yapmak üzere üs kuran Nasa 'yı birgün küçük bir
kızılderili çoçuk farkeder ve koşa koşa epeyce
uzakta bulunan kamplarına gidip
Büyükbabasına haber verir.

-Büyükbaba, beyaz adamlar gelmiş,
aşağıdaki vadide gördüm...
Çok kalabalıklar ve birşeyler yapıyorlar.

Yaşlı kızılderili homurdanmaya başlar,
belli ki epeyce sinirlenmiştir.

-Onlarla konuştun mu?

-Hayır, beni görmediler. Ben büyük
tepenin üzerinden onları izledim.

-O zaman yarın yanlarına git ve orada ne
aradıklarını sor.

Küçük kızılderili ertesi sabah yola koyulur.
Üsse varır ve beyaz adamlardan birinin
yanına gidip;

-Burada ne yapıyorsunuz? diye sorar

Beyaz adamlardan birkaçı küçük kızılderilinin
basını okşarlarlar, ona gülümserler ve;

-Hani geceleri gökyüzünde parlayan birşey var ya,
biz buradan onu seyrediyoruz.

-Ay'ımı?! peki ama neden?

Adamlar küçük çocuğun sorusunu yine
gülümseyerek yanıtlarlar.

-İleride... çok yıllar sonra buradan oraya
insanları götürebilmek ve orada yeni bir hayat
kurabilmek için... Anladın mı?

Küçük kızılderili şaşkınlığını gizlemeye çalışarak
"Anladım" der ve koşa koşa uzaklaşır.

Öyle hızlı koşmuştur ki, kampa geldiğinde
konuşamaz haldedir. Hemen büyükbabasının
yanına gider ve kendisine söylenenleri
bir bir anlatır. Yaşlı kızılderili torununun
anlattıklarını dinledikten sonra iyice sinirlenir,
bağırıp çağırmaya başlar.
Ertesi sabah yine torununu yanına çağırır ,
hayvan derisi üzerine kızgın bir çubukla ve
kendi lisanınca yazdığı
not u torununa uzatarak der ki;

-Bunu al, beyaz adamlara götür ve onlara de ki;
" Bunu büyükbabam gönderdi... Oraya, yani ay a
gittiğinizde bunu oradakilere verecekmişsiniz"

Küçük kızılderili kendisine söyleneni
aynen yapar. Üs deki beyaz adamlardan birine
notu verir, Büyükbabasının söylediklerini de
iletir ve yine koşaradım uzaklaşır.

Üs çalışanları, belli bölümleri yakılmış deri
parçasına bakıp, bakıp saatlerce gülerler.
Ancak aradan bir kaç gün geçtikten sonra, yaşlı
kızılderilinin o notla, sözde ayda yaşayanlara nasıl
bir mesaj iletmek istedigini merak etmeye başlarlar.
Bu merak günden güne öylesine büyür ki,
bir tercüman çağırmaya karar verirler.

Tercüman geldiğinde herkes bir araya toplanır ve
merakla beklemeye başlarlar. Bu arada gülüşmeler
hala ara ara devam etmektedir.
Tercüman deri parçasını eline alır , okur ve
ağlamaya başlar. Herkez şaşkındır, gülüşmeler yerini
iyiden iyiye meraka bırakmıştır.
Tercüman yaşlı
gözlerini kalabalığa çevirir ve der ki;

-Not aynen şöyle;
"Bu adamlara dikkat edin,
elinizden topraklarınızı almaya geliyorlar!"


"Gericilere hoşgörü göstermek yüce bir terbiye göstergesi değil, bir
ulusun mutluluğuna, onurununa, namusuna göz dikenlere hoşgörüdür ki,
hiçbir süre, hiçbir kişi buna izin veremez!"

Mustafa Kemal ATATÜRK


--


Turgut İBİŞ
Emekli Öğretmen
------------------------------------
http://turgutibis.blogspot.com/

28 Kasım 2009 Cumartesi

KURBAN BAYRAMI FIKRASI.


Bir köyde ağa ve çobanı Mehmet varmış, Kurban Bayramı gelmiş. Ağa, Mehmet’e sormuş, “Mehmet, ben bu bayramda koç kestim, sen ne kestin?”

Mehmet cevaplamış:

“Ağam, ben eski çoraplarımı kestim, çocuklara bayramlık çorap yaptım” demiş.

Bir sonraki bayram da ağa, Mehmet’e yine sormuş: “Mehmet ben bu bayram dana kestim, sen ne kestin?”

Mehmet biraz buruk:

“Ağam, ben eski gömleklerimi kestim, çocuklara bayramlık diktim” demiş.

Bir sonraki bayram gelmiş çatmış, ağa yine sormuş Mehmet’e: “Mehmet, ben bu bayramda deve kestim, sen ne kestin?” Mehmet, derince içini çekmiş, “Ağam ben senden umudu kestim” demiş.

27 Kasım 2009 Cuma

Erzurum'dan Bayramlık Fıkralar.

Erzurumlular

Hükümet, Erzurum'a bir yazı göndermiş:
Kışın soğuk geçeceği anlaşılmaktadır...
Kullandığınız yakıtın cinsini, kod numarasını ve stok durumunu acele bildiriniz.
Erzurumlu bir köy muhtarıda hemen Ankara'ya cevap yazmış: 'Yakıtımız pohtir... Kod numarası yohtir. Stokumuz ise çohtir.'
Kadın lafıyla
Erzurum havaalanında yolcular uçağa binmişler.
Kapılar kapanmış ve hostes 'sayın yolcular' demiş:
Lütfen kemerlerinizi bağlayınız. Kimse bağlamamış.
Hostes 'durumu' pilota anlatmış.
Pilot, mikrofonu eline almış:
Hele dadaşlar, kemerlerinizi bağlayın da havalanah.
Herkes bir anda kemerlerini bağlamış.
Hostesin şaşkınlığını gören pilot şöyle demiş:
Erzurumlu, kadın lafıyla iş yapmaz.
Çay destanı
Erzurumlu, Bayburt'a gitmiş, kahveye girmiş:
Hele gardaş bir çay getir de içek. Ve peş peşe 29 bardak çay içmiş.
Bayburtlu sormuş: Abi, daha getirim mi?
Erzurumlu, elini kalbine götürüp, yanıt vermiş:
Yok gardaş. 30 bardak oldu mu çarpıntı yapiy.
Bilgisayar: 'bende diyirem Hee
Erzurum'a bilgisayarın daha yeni yeni gelmeye başladığı zamanlarda
Bir işyerine bilgisayar ve stok programı satılır. Teknik servis elemanı
bilgisayarı işyerine kurduktan sonra stok programının kullanımı ile
ilgili bilgi verir ve ayrılır. Aradan bir iki saat geçer, işyerinden telefon:
Kardeşim sizin anlattığınız gibi yapirem fakat program düzgün çalışmiir.
Teknik servis elemanı sorar: 'Nasıl yapıyorsunuz?'
Senin anlattığın gibi.
'Hata ne?' 'Yazdığım bilgiler kaydetmeme rağmen saklanmir.'
'İşlem basamaklarını tek tek anlatın.' 'Tamam' diyor ve başlıyor anlatmaya.. 'Programı açirem. Malın adı bölümüne adını,adedi bölümüne adedini, birim fiyatını vb. yazirem. Hepsini yazdıktan sonra senin anlattığın gibi kayıt bölümüne basirem. Ekrana bir yazı geliir:
 Kaydetmek ister misiniz?
 E / H yazısı çıkir.
Bende diyirem He.

BAYRAM KUTLAMASI.

Bayramlar, insanlar arasındaki karşılıklı sevgi ve saygının
perçinlendiği günlerdir. Bayramlar, insanların birbirleriyle olan
dargınlıklarını unuttukları, barıştıkları, kardeşçe kucaklaştıkları
günlerdir. Bayramlar,milli ve dini duyguların, inançların, örf ve
adetlerin uygulanıp sergilendiği, bir toplumda millet olma şuurunun
şekillendiği, kuvvetlendiği günlerdir. Hep bir arada, sevgi dolu ve
huzurlu nice bayramlar geçirmek dileğiyle,
Kurban Bayramınız kutlu olsun!
Turgut İBİŞ
Emekli Öğretmen
http://turgutibis.blogspot.com/

25 Kasım 2009 Çarşamba

Paranoya ve aydın koyunlar

KURBAN satışları yapılacak olan arazide bir araya gelen koyunlar hem
otluyor, hem kendi aralarında konuşuyorlarmış.

Birisi şöyle demiş:
"Arkadaşlar, aldığım bir habere göre bu insanlar hepimizi birer birer
kuytu yerlere götürüp keseceklermiş. Derimizden ayakkabı, yünümüzden
kazak, boynuzumuzdan tarak, sütümüzden peynir, ayaklarımızdan paça,
işkembemizden çorba yapacaklarmış."

"Yok canım öyle şey yapmazlar!" demiş aydın koyunlardan biri...
Diğeri devam etmiş:
"Bana da öyle geliyor kardeşim ama aldığım haber böyle. Etlerimizi de
döve döve biftek, bonfile, pirzolaya dönüştürecekler, kalanını kıyma
makinelerinden geçireceklermiş. Anlatılanlar bana da pek mantıklı
gelmedi ama bilmem ki siz ne dersiniz?"

Koyunlar arasında aydın geçinen biri, günlük güneşlik havaya şöyle bir bakmış:
"Yok yaa... İnanma" demiş. "Şu etraftaki güzel insanlardan bu kadar
kötülük beklenir mi? Üstelik de hayvanseverliğin bu kadar geliştiği
bir çağda..."

"Bunu kötü oldukları için değil, inançları gereği yapıyorlarmış. Sevap
işlediklerine inanıyorlarmış bizi keserek... Bir de etlerimizi dağıtıp
bayram ediyorlarmış!"

"Yok canım, yapmazlar. Bütün bunlar ulusalcıların ürettiği komplo
teorisi... Hayvanlarla insanların arasını bozmak için üretiyorlar. Biz
böyle ömür boyu bir arada yaşarız. Bak görmedin mi demin geçen adamı?
Nasıl da sevgiyle başımızı okşadı? İnanma bunlara Allah aşkına...
Paranoyadır bunlar, paranoya!"

"Öyle mi dersin? Dediğin gibi paranoyak mı bu haberi verenler?"
"Tabii... Bırak vesveseyi. Kötü şeyler düşünme. Her şey iyi olacak,
merak etme sen!"

"Ah ne iyi... Meeee... Meeee... Hava çok güzel, yeşil otlar da
nefis... Meee... Meee..."

"Hah işte böyle... At üzerinden paranoyayı, biraz neşeli ol be koçum!"
NOT:YUKARIDA OKUDUĞUNUZ YAZI Hürriyet Gazetesi yazarı Rahmi TURAN'ın
köşesinden alıntılandı.
rturan@hurriyet.com.tr 26 Kasım 2009

24 Kasım 2009 Salı

Öğretmenler günü

Ulu Önder Atatürk'e başöğretmenlik unvanının verildiği 24 Kasım tarihi,
1981 yılından itibaren Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır.
En zor şartlarda bile, ülkemizin her köşesine ulaşarak ışık olan,
fedakarlıkların en büyüğünü gösteren, eğitmeyi ve öğretmeyi bir ideal
olarak benimseyip ülkemizi çağdaş medeniyet seviyesine çıkarma gayreti
gösteren tüm öğretmenlerimizin öğretmenler günü kutlu olsun.





tüm öğretmenlerimizin öğretmenler günü kutlu olsun.
Öğretmenler; Cumhuriyetin fedakar öğretmen ve eğitimcileri, yeni nesli
sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.
Eserin kıymeti, sizin beceriniz ve fedakarlığınızın derecesiyle
orantılı olacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen
kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister. Yeni nesli, bu
özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir... Sizin
başarınız Cumhuriyetin başarısı olacaktır.
(25 Temmuz 1934)
Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal

http://www.mka-kizi.tr.gg/

23 Kasım 2009 Pazartesi

Gençlik iksiri / kıssadan hisse

Evvel Zaman içinde Memleketin Birinde 90 yaşlarında fakat çok dinç ve genç görünümlü bir adam yaşarmış? Çevresinde bulunan herkes ona çok özenir ve sorarlarmış
‘bu gençliğin sırrı nedir’ diye. İhtiyar delikanlı güler geçermiş her soruldukça bu soruya.. Ama Sorular sık , soranlar çoğalınca cevap vermek vacip olmuş sanki.
Düşünmüş nasıl anlatırım bu sırrımı kolayca herkese. Sonra karar vermiş tüm meraklıları yemeğe davet etmeye evine.
“Bu davette size sırrımı açıklayacağım” demiş. Herkes merakla davete gelmiş. Yemekler yenilmiş, içilmiş, sohbetler edilmiş vakit iyice gecikmiş. Ama gençlik sırrı ile ilgili tek kelam edilmemiş. Herkes konu ne zaman açılacak diye merek ederken Adamcağız huri gibi sevimli hanımına seslenmiş:
-”Hatun, şu kilerde bir karpuz getirir misin bize sana zahmet!..” Hanım hemen doğrulmuş kilere giderek kaş ile göz arasında gidip bir karpuz getirmiş. Adamcağız şöyle eliyle bir vurmuş tık tık diye sonra da:
” Bu olmamış hanım, güzel çıkmayacak, başka getirir misin bir zahmet” demiş. Hanım onu götürmüş bir tane daha getirmiş. Adam onu da bir yoklamış yine beğenmemiş.
” Hanım sana yine zahmet olacak ama bu da olmamış başka bir tane getirir misin ” demiş, Başka istemiş?. Bu böylece üç dört sefer daha tekrarlamış.
Neyse misafirleri ve de siz Aziz okuyucuları sıkmamak için !!! Dedemiz beşincide karpuzu beğenmiş ve karpuz kesilmiş, misafirlere ikram edilmiş?. Herkes karpuzunu afiyetle yerken bizim dedecik sormuş. “Eeee ?. Arkadaşlar iste benim gençliğin sırrı burada anladınız
mı??
Herkes birbirinin yüzüne bakmış. Kimse bişey anlamamış..”Aman dede demişler nerde? Anlamadık biz bu sırrı!” Dedecik gülmüş.”Efendiler” demiş “O gördüğünüz karpuz kilerde bir tanecikti, tekti. Ben hanıma git de başka getir dedikçe o kilere gidip geliyor aynı karpuzu getiriyordu. Bir kere bile “aman be adam , deli misin nesin şu tek karpuzu ne taşıttırıyorsun bana defalarca..” demedi.
Beni sizin önünüzde mahcup duruma düşürmedi. İşte ben bütün gençliğimi bu hanımıma borçluyum. Biz birbirimizi hiç başkalarının önünde zor duruma düşürmeyiz. Aile içindeki hiçbir şeyi dışarıya yansıtmayız. Hep birbirimize destek olur, dert ortağı olur, yardım ederiz. Birbirimizle ilgili olan problemleri yine birbirimize anlatırız. İyi kötü her olayı da birlikte paylaşırız.’ Demiş.
SENİN NE ANLATTIĞIN DEĞİL İNSANLARIN NE ANLADIĞI ÖNEMLİDİR.


SENİ ANLAYAN BİRİNE ANLAT.


ANLAŞILMIYORSAN SUS Kİ, ANLATTIĞINI ANLATMAK


ZORUNDA KALMAYASIN!!!


Hayatınız seçtiğiniz kadındır… Zevkli bir kadına rastlarsanız


zevkiniz, bilgili bir kadına rastlarsanız bilginiz, zeki bir kadına


rastlarsanız zekanız gelişir.


Hayat kat kattır. Babil’in Asma Bahçeleri


gibi teraslar halinde yükselir ve bir terastan bir terasa sizi


kadınlar götürür. Ve bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz manzara,


gördüğünüz hayat yanınızdaki kadının terası, manzarası ve


hayatıdır…


Hayatınız seçtiğiniz kadındır…
NOT:Bu öğkü http://www.mailce.com/genclik-iksiri.html  Sayfasından alıntılandı.

21 Kasım 2009 Cumartesi

MUSTAFA KEMAL'İN ÖĞRETMENLERİ

Figen Bilgiç 16 Kasım, 20:00
Sevgili arkadaşım,msj.ına karşılık verdiğim için yazdığın teşekkürü
görmemiş olayım.Hatırlarsan bizler aile gibiydik.Aradan geçen yıllar
sadece dış görünüşümüzü değiştirdi,düşünceler,dostluklar aynen duruyor.
(Hanım nasıl,neler yapıyor?
Onun güzel yemeklerinin,böreklerinin tadını hala unutmadık.
Melike'lerle sık sık buluşuyoruz ve sizleri de anıyoruz.
Bu hafta sonu Güzelyalı sahilinde(Göztepe isk.karşısında) Kumrucu İzzet diye
bir yer varmış,orada Mustafa Kemal Öğrt.leri yıllar sonra ilk kez toplanıyoruz.
Bana tlf.la bildirdiler ve herkes ulaşabildiğine iletsin dediler.
haber verebileceğin kimse varsa iletiver arkadaşım.İnşallah işin
yoktur orada görüşürüz(Cumartesi saat 2'de)selam ve sevgiler.

Yukarıda okuduğunuz E-Posta iletisine uyarak verilen adrese
21 kasım 2009 cumartesi günü saat 14.00 da vardım.Orada şimdi
isimlerini yazdığım arkadaşlarım vardı.Hepsi ile ayrı ayrı hal
hatır sorduk eski günleri yadedettik.Aradan tabiiki yıllar geçti
hepimizde elbetteki fiziki bir takım değişmeler oldu.Fakat bana
sen "hiç değişmemişsin" dediler ben de gelişerek değişmediğimi
bir fıkra ile anlattım.Çok gülüştük.Bir şeyler yedik içtik.
Hava iyice soğumaya başladı , bulunduğumuz yer açık hava olduğu için
fazla üşümeden arkadaşlarımızla vedalaşarak ayrıldık.
Cumhur Yeşil arkadaşımızın bir önerisi üzerine baharda bir gün
Seferihisar tarafında bir mekânda bir piknik temeğinde buluşmaya
karar verdik.Bu toplantıya vesile olan arkadaşlarıma ve bu davete
katılma inceliğini gösteren arkadaşlarıma ayrı ayrı teşekkür ederim.
Davete benimle birlikte 22 kişi katıldı.1980-1990 Yılları arasında
Mustafa Kemal ilkÖğretim okulunda çalışan öğretmenler elbetteki
bu kadar değildi,ancak ulaşabildiğimiz arkadaşları haberdar edebildik.
Bir dahaki toplantıya daha organize bir şekilde katılım sağlamak için
hep birlikte gayret edeceğiz.

Toplantımıza katılan arkadaşlar:
1-TURGUT iBİŞ
2-FEHMİ ÜNALMIŞ
3-SEZAYİ CEREN
4-NURTEN TUĞCU
5-MELİKE AYAR
6-FİGEN BİLGİÇ
7-GÜLGÜN YEĞEN
8-NERMİN AKDOĞAN
9-NURTEN ERKAL
10-SEMRA ÜNALMIŞ(KOLALI)
11-EMİNE HANIM
12-CUMHUR YEŞİL
13-BAHRİ YEYEN ve eşİ SEVGİ YEĞEN
14-P.ŞERMİN TÜMER
15-MURAT ATAY
16-MUSTAFA TARGİL
17-NAMIK ELİF ÖZTÜRK
18-İBRAHİM CANAT
19-BAHAR BERKİLER

20-ÜLKÜ PEKER
21-NURTEN AKÇA



http://turgutibis.blogcu.com/
http://turgutibis.blogspot.com/

17 Kasım 2009 Salı

İşte Kürt Açılımının Komisyonları.

AKP-FG hükümetinin "Kürt açılımı"
kapsamında kuracağı komisyonlarda
görev alacak kişilerin belirlenmesine
başlandı.Komisyonlarda,kamuoyunda
tamamen bağımsız kimlikleriyle
tanınan en az beş uzman görev alıyor.
İktidar partisine ve iktidar ortağı
tarikata yakın kaynaklardan edinilen
bilgiye göre komisyon üyeliklerinde
adı geçen mümtaz şahsiyetler şöyle:
Ayrımcılıkla mücadele komisyonu:
Baskın Oran,Hasan Cemal,Fehmi Koru,
Hüseyin Gülerce,Taha Akyol.
Jandarmayı şikâyet mekanizması komisyonu:
Baskın Oran,Ahmet Altan,Mehmet Altan
(promasyon olarak Çetin Altan) Ali
Bayramoğlu,Zekeriya Öz.
Kürt insan hakları kurumu komisyonu:
Baskın Oran,Oral Çalışlar,Oya Baydar,
Leyla Zana,Mümtaz Apostrol Er Türköne.
Kürtçe ibadet komisyonu:
Baskın Oran,Etyen Mahçupyan,Sevan Nişanyan,
Kezban Hatemi,Hüseyin Üzmez.
Kürtçe siyasi hitabet komisyonu:
Baskın Oran,Dengir Mir Mehmet Fırat
Şahin Alpay,Yasemin Çongar.
Kürt kültür hakları komisyonu:
Baskın Oran,Sezen Aksu,Mahsun Kırmızıgül
Kâhtalı Mıçı(promosyon olarak Doğu Ergil),
Hadi Uluengin.
Not:Yukarıda ki yazıyı Cumhuriyet Gazetesi yazarı Sayın
Deniz Som'un köşesinden alıntıladım Deniz Bey'e teşekkür ederim.
denizsom@cumhuriyet.com.tr- 
 www.denizsom.com

12 Kasım 2009 Perşembe

“BEDEVİ HİKÂYESİ”

Bir bedevi, devesinin üstünde ve kızgın güneşin altında çölde yol almaktadır. Birden ufuk çizgisi kararır, kuşlar uçuşarak kaçar, çöl mutlak bir sessizliğe bürünür.



Tecrübeli bedevi, bu belirtilerin, şiddetli bir kum fırtınasının habercisi olduğunu anlar. Hemen devesini çökertir, üzerinden iner. Heybeden çıkardığı sağlam bir kazığı kumlara çakar ve devesini bu kazığa bağlar.


Sonra diğer heybeden, katlanmış parçalar halinde çıkardığı küçük çadırı alelacele kurup içine girer ve kapı örtüsünü her iliğinden düğümler. Son düğümü henüz atmıştır ki, kara bulutlar bölgeye gelir ve fırtına patlar. Küçük çadır sökülecekmiş gibi sallanmakta, rüzgârın savurduğu kumlar, neredeyse delip geçecek hızda çadır yüzeyinde çarpmaktadır.
Vücuduna saplanan her kum tanesinin verdiği acı büyük olduğu için deve dile gelir:
“Efendi, canım çok acıyor. Hiç olmazsa başımı çadıra sokmama izin verir misin?”
Dışarıda bulunmanın zorluğunu iyi ilen bedevi zavallı devenin bu dileğini kabul eder ve:
“Peki, başını çadıra sokabilirsin” diyerek kapıyı bağlayan düğümleri açar. Durmak bir yana, fırtına daha da artarak gemi azıya alır. Deve, sahibine tekrar yalvarır:


“Efendi, derimin en ince olduğu yer boynumdur ve şu an çok acıyor. İzin ver, boynumu da çadıra sokayım.”
Bedevi biraz tereddüt eder ama bu isteğe de peki der.


Fırtına sanki sonsuza kadar sürecek gibidir. Deve bu kez, daha acıklı bir sesle yalvarır:


“Efendi, ne olur, hörgücümü de çadıra sokmama izin ver.”
Bedevi bu son isteği de kerhen kabul eder. Ancak, hörgücün de içeri girmesiyle, küçücük çadırda, artık kımıldayacak yer kalmamıştır. Bu duruma bedeviden önce deve tepki gösterir:
Efendi, bu çadır ikimize dar geliyor. Sen dışarı çıkıp, başının çaresine baksan...”


* * *


Lider kimdir? Lider, devenin başını dahi çadıra sokmasına izin vermeyen insandır.


Atatürk’ten sonraki bütün liderler, devenin başını çadıra sokmasına izin verdiler, şimdi o deve, laik cumhuriyetçileri çadır dışına itiyor!


NOT: Buyazı Rahmi TURAN'ın 12.kasım 2009 tarihli yazısından alıntılandı  

rturan@hurriyet.com.tr

8 Kasım 2009 Pazar

PARA VE FAZİLET

Melih Aşık Açık Pencere
m.asik@milliyet.com.tr
8 Kasım Pazar 2009
Para ve fazilet
Atinalı ünlü devlet adamı Solon (MÖ 638 - 558) şiir de yazar.
Bir şiirinde der ki:
"Devlet, büyükler yüzünden mahvolur gider
Halk bilgisizlikten müstebitin kölesi olur
Gemi azıya almış olanı sonradan dizgine vurmak
Kolay iş değildir
O yüzden önceden düşünmek gerekir her şeyi...
* * *
Solon bir başka şiirinde şöyle diyor:
"Pek çok kötüler bolluk içinde yüzüyor
İyiler ise fakirlikle pençeleşmekte
Ama biz faziletimizi onların servetine değişmeyiz
Zira fazilet değişmez, ebediyyen bakidir
Fakat para, insanlardan
Bugün birinin, yarın öbürünün eline geçer...

5 Kasım 2009 Perşembe

OTOBAN!..

Bekir Coşkun
Otoban...
04.11.2009 20:57:40

POLİTİKA otobanı hareketlendi.
ANAP Turizm A.Ş. ile Doğru Yol Nakliyat Ambarı'nın birleşmesiyle oluşan çift
dingilli DP Seyahat, merkez sağ şeritte trafiğe çıktı.
Kaptan Hüsamettin Cindoruk; daha önce Süleyman Usta'nın her seferde
tanka çarpıp şarampole yuvarlanmasında yer aldığından, oldukça
deneyimli bir sürücü sayılır.

Ecevitler'in iki kişilik D-sepetli motosikletinin ikinci yolcusu
Rahşan Ecevit'in de otobana çıkma hazırlıkları haberleri geliyor.
Ecevit'in ölümüyle motorun gitmesi sepetin kalması üzerine, Rahşan
Ecevit'in ittirip ittirip içine atlayacağı bir araçla trafiğe
çıktığını göreceksiniz maazallah...

Ancak gözler daha çok yolcu kapasitesi yüzde 27'lere çıkan sol
şeritteki CHP körüklü halk otobüsünde...
Sık sık kurultay garajına çekilip revizyondan geçirilen halk
otobüsünün önümüzdeki günlerde de yeni bir kadroyla boya ve kaportaya
sokulacağı
söyleniyor.
Sol şeritteki partilerin, yolun sağındaki duraklardan yolcu alması bu
memlekette her zaman zorsa da... CHP halk otobüsünün en büyük sorunu,
Kaptan Deniz Baykal'ın genelde halka denk getiremeyip iki durak
arasında durması bence...

AKP İtikat Turizm A.Ş.'ye gelince...
"Tank çıkabilir" uyarı levhalarını
"ıslak belge çıkabilir" şekline çevirmiş olsalar bile, tehlikeli seyir
nedeniyle yolcu kapasitesi yüzde 30'a kadar düştü...
Özellikle son viraja Apo'nun yol haritasıyla girilmesi... "U" dönüşü
ile AB'ye gitmek isteyen yolcuları Suriye'ye götürmeye kalkması...
Açılım işinde
zorunlu "ihtiyaç molası" verilmesi...
Geri gittiklerini anlamasınlar diye ters oturtulan yolcular sonunda uyanıyorlar
sanki...
Ne yapacaksınız?
Geri geri hayırlı yolculuklar...


Yılmaz ÖZDİL
yozdil@hurriyet.com.tr


Kimler risk grubunda?


Domuz gribi aşısının ilk yan etkisi ortaya çıktı: Sağlık Bakanımız komada!


*


Aşıyı yiyince geri geri yürümeye başlayan bi amigo kız görülmüştü
Amerika'da... Ama, aşıyı yiyince, feleği şaşıp gerisin geri giden
Sağlık Bakanı ilk kez görülüyor dünyada.


*


(Aslına bakarsanız, Sağlık Bakanımız "Öpüşmeyin, dokunmayın"
dediğinde, bi maraza çıkacağını tahmin etmiştim ben... Çünkü o
şartlarda 3 çocuğu nasıl yapacağız?)


*


Neyse... Başbakanımız "Ben aşı maşı yaptırmam, bana mı sordunuz
aşıları alırken" deyince, "Kimler risk grubunda?" sorusu ciddiye
bindi... Ahaliyi bilgilendirmek lazım.


*


Mesela, emekliler ciddi risk grubunda... 20 kuruş zam aldılar, bu 20
kuruşla anca iki portakal dilimi alabiliyorsun... E iki dilim
portakal, değil domuz gribinden, nezleden bile korumaz. Aşı şart.


*


Kredi kartı borçluları, çok riskli... Yatağı yorganı haczettiler, soba
gitti, yazın idare ettin de, kışın donarak grip olacağın kesin...
Üstelik, zaten ayvayı yemişsin, bi de aşı yesen n'olur yani.


*


Esnaf desen, kahırdan sigara içmekten, ciğerler nanay... Ümmin
sistemle beraber, çek-senet sistemi de çökmüş vaziyette... Kepengi
indirmen, bi virüse bakar.


*


İmamlar da risk altında.


Mümin sistem hasta.


*


İşsizler?


Bütün gün elin cebinde boş boş gezeceğine, bari aşı olmaya git,
oyalanırsın hiç olmazsa... Hem, CV'ne de eklersin... ODTÜ mezunu,
makine mühendisi, İngilizce-Almanca, askerliğini yapmış, seyahat
etmeye müsait, aşılı.


*


Başka?


Eskiden biz risk grubundaydık, Allah'ın tokadı yok, şimdi artık,
yalaka gazeteciler risk grubunda... Çünkü, Başbakan'ın gözüne girmek
için, gözü kapalı "aşılım"ı desteklediler, "Aşıya karşı çıkanlar
cahildir" filan dediler, güvendikleri dağlara karlar yağdı, Başbakan
çıktı "Ben aşı maşı olmam" dedi, ayazda kaldılar!

*


Ne halt ettik biz diye, tir tir titriyorlar...


Üşütecekler korkudan.


*


Bu arada, kafayı Genelkurmay'a takan meçhul subaydan yeni mektup gelmiş...


Şöyle diyor:


"Çiçek aşısı olmayın, bir dost!"


Rahmi TURAN
rturan@hurriyet.com.tr


Hangi grip daha tehlikeli?


BUGÜNKÜ iktidarın yönetim anlayışı ve uygulamaları hayli ilginç...


Sağlık Bakanı "domuz gribi" diye yeri göğü inletiyor, yurtdışından
milyarlarca liralık aşı getirtiyor, insanlara korku salıp aşı olmaya
zorluyor... Televizyon kameralarının önünde önce kendisi aşı oluyor...
Tam o sırada Başbakan "Ben bakanımla farklı düşünüyorum. 'Muhakkak aşı
yaptırmak gerekir diye kampanya yürütmek yanlış. İsteyen olur, isteyen
olmaz. Ben aşı olmayı düşünmüyorum" diyerek pişmiş aşa su katıyor.


Vatandaşlar zaten kuşkuluydu. Başbakan'ın sözleri milyonlarca insanın
kafasındaki soru işaretlerini iyice artırdı. Şimdi kim aşı olur?


* * *


Aslında ülkemizde, domuz gribinden çok daha tehlikeli olan ve sosyal
yaşamı altüst ederek insanları çökerten bir hastalık var: "İşsizlik
gribi!"


Türkiye'yi asıl mahveden "işsizlik gribi"ne karşı hiçbir önlem
alınmaması ilginç!


İktidar, akla hayale gelmedik her şeyi yapıyor ama asıl büyük tehlike
olan işsizlik karşısında kılı kıpırdamıyor!


İşsizlik insanlara en büyük darbedir.


İşsizlik zulümdür, işkencedir, toplumu için için kemiren bir kurttur.


İşsizlik darbesinin sorumlusu bugünkü iktidardır.


Peki, ne yapıyorlar bu konuda.. İnsanlarımızı yiyip bitiren bu kurda,
bu virüse karşı ne gibi önlem alınıyor? Hiç!..


Allah aşkına, domuz gribini, darbe paranoyasını, Ermeni açılımını,
Kürt açılımını filan bir yana bırakın da, önce şu işsizlik canavarını
yok edin!


İşsizliğe savaş açmayan bir iktidarın yaptığı diğer tüm işler göz boyamadır.


* * *


İşsizliğin ne kadar büyük sosyal tehlike olduğunu gören CHP İzmir
Milletvekili Canan Arıtman, TBMM Başkanlığı'na başvurarak, bir soru
önergesi verdi.


Arıtman, Başbakan'ın şunları yazılı olarak cevaplandırmasını istiyor:

"7 yıllık iktidarınızda işsizlik sorununun nereye geldiğini, işsizlik
ve yoksulluk nedeniyle yurttaşlarımızın organlarını satmalarından,
böbrek satan köyler oluşmasından anlıyoruz.


Buna rağmen, yaptığınız çeşitli konuşmalarınızda "İşsizlik sürecek"
dediniz. Üniversite mezunlarının yüzde 37'sinin işsiz olduğu ülkemizde
soruna çözüm getireceğinize "Her üniversite bitiren iş bulacak diye
bir kural yok" dediniz.


1) İşsizlik sürecekse, üniversite mezunları bile iş bulamayacaksa siz
neden hâlâ başbakanlık koltuğunda oturuyorsunuz?


2) "Kürt açılımı", "Ermeni açılımı" gibi halkta kaygı ve karamsarlık
yaratan açılımlarla meşgul olacağınıza "işsizlikle mücadele açılımı"
yapmayı
düşünüyor musunuz?"


* * *


Başbakan'ı son zamanlarda çok sinirli ve dertli bulan DSP İstanbul
Milletvekili Süleyman Yağız da Meclis Başkanlığı'na verdiği önergeyle
ona şu soruları yöneltti:


* Sayın Başbakan, geçim sıkıntısı çektiğiniz için mi dertlisiniz?

* Çoluk çocuğunuz için ekmek parası bile bulamadığınız için mi dertlisiniz?

* Yıllarca çalışıp emekli olduktan sonra başınızı sokacak bir yuvanız
bile olmadığı için mi dertlisiniz?

* Kredi kartı borcunuzu ödeyemez duruma geldiğiniz için mi dertlisiniz?

* "Demokrasi, insan hakları, hak, hukuk" derken ülkemizin neredeyse
bir polis devleti haline getirilmesinden mi dertlisiniz?

* Sahi, Sayın Başbakan, siz neden dertlisiniz?"


--

1 Kasım 2009 Pazar

Frankeştayn

Frankeştayn adını duymuşsunuzdur,acımasız katil can alıcı bir tip.Sinamalarda onu çokca izlemişsinizdir.

Şimdi anlatacağım şey ise başka bir Frankeştayn türü olan yediğimiz gıda maddeleri,meyve ve sebzeler.İnsan kendine kötülük eder mi?
Aşağıda ki yazıyı okuduğunuzda olabileceğine sizlerde şahit olacaksınız.Bu konu hakkında elbette az çok okuyan televizyon,radyo haberlerini izleyen her birey elbetteki fikir sahibi olabilir.

Tüm dünya devletleri kendi yurttaşının sağlığı için elinden gelen gayreti gösterirken maalesef bizim hükümetimiz bu duyarlılığı göstermiyor.Bu kanıya nerden vardığımı öğrenmek isterseniz hükümetin çıkardığı yönetmeliğe bakabilirsiniz.
GDO nedir?Bu nesne genetiği değiştirilmiş organizmalar demektir.Yani ekip diktiğimiz sebze meyve ve bunlardan üretilen diğer gıdalardır.

Bu gıdalar ne yapar?
Hem insan sağlığını tehdit eder hemde tarım topraklarımızı kirletir.Topraklarımız GDO'ların saldırısına uğrar toprağın verimini düşürür bizi dışarıya bağımlı kılar.Her yıl İsrail 'e ,Hollanda'ya ödediğimiz tohum paralarının miktarı dudaklarınızı uçuklatır.

Onun için aşağıya eklediğim Sayın Yılmaz Özdil'in yazısını okuyup bilginize katkı sunmak istedim.Yılmaz Özdil'e bu yazısından dolayı teşekkür ederim.
Frankeştayn


Yılmaz Özdil

1 Kasım 2009

Kürt açılımı yapılmasını anlarım… Çünkü, karşı çıkanlar olduğu gibi, destekleyenler de var. Ermeni açılımı da böyle…

Sen itiraz edersin belki ama, şahane diyen de var.
*
Peki, “Milletim öyle istiyor, açılım yapıyorum” diyen arkadaşlardan biri, bana izah edebilir mi lütfen, “genetiği değiştirilmiş organizma açılımı”nı niye yapıyoruz?
*
Ortalık toz dumanken… Ahali, PKK’lıların memlekete gelişiyle meşgulken, dikkatler darbe marbe iddialarına yoğunlaşmışken, ana-babalar domuz gribi endişesine kafa yorarken… Kaşla göz arasında, TBMM’yi bypass ederek, şak diye yönetmelik çıkardılar… Ve, “genetiği değiştirilmiş organizma”ların ithalatını

serbest bıraktılar.
*
Hangi millet istiyor bunu?

*
Her numaraya “Milletim öyle istiyor” diyorsunuz da… Mesela, genetiği değiştirilmiş domates istiyorum diyen Kürt var mı Türkiye’de? Genetiği değiştirilmiş çikolata istiyorum diyen Laz? Çocuğuma genetiği değiştirilmiş patates cipsi yedirmek istiyorum diyen Türk var mı aramızda? Kim istiyor bu işi kardeşim? Kim?
*
Genetiği değiştirilmiş organizma, eğer angutsan, entel bi sıfat gibi geliyor kulağa, bilimsel gibi duruyor… Aslında “frankeştayn gıda” onların adı!

*
Çünkü, normal yollardan insan evladı doğurmak varken; birinin kulağını birinin kafasına, birinin burnunu öbürünün suratına

takmak gibi bi şey…
*
Kabaca anlatırsak, dayanıklı olsun diye balık genini domatese, bakteriyi patatese monte ediyorlar… Sonradan tonla para verip ilaçlama yapılacağına, haşere ilacını daha tohumundan mısır genine kakalıyorlar. Sinek yuttuğu için böcek ilacı içen süper zekâ vatandaşımız gibi yani… Sevgili halkımız, adında domuz var diye, domuz gribi aşısı caiz mi diye soruyor ama, belki domuz genini soya fasulyesinde yiyor, haberi yok…
*
Peki, niye yapıyorlar bunu? “Açlığı önlemek için” diyorlar… İnsanoğluna gıda yetişmiyormuş, böylece verimi arttırıyorlarmış…

Raf ömrünü uzatıyorlarmış.

*
İyi de birader…

Buğday mı yetişmiyor bu ülkede? Pancar mı eksik? Pirinç mi yok? Yanlışlıkla elinden düşürsen, fışkırmıyor mu topraktan? Şapşal politikalar yüzünden, fazla geldiği için, para etmediği için, mahsulümüzü yakarken, derelere dökerken, hangi açlık?
*
Allah’ın bu millete lüftu Anadolu’da, şu ürün yetişmiyor, o yüzden genetiği değiştirilmiş organizmaya ihtiyaç var, denebilir mi, utanmadan?

*

Üstelik, sadece sebze-meyve değil hadise… O sebze-meyvelerle yapılan, bin küsur üründe var bu genetiği değiştirilmiş organizma… Çikolatadan cipse, meşrubattan ketçapa… Şeker ayaklarıyla, baklavada bile kullanıyorlar… Bebek mamasında var!
*
Yersen ne oluyor? Avrupa’da resmen kanıtladılar; bağışıklık sistemini çökertiyor, kansere yol açıyor, kan yapısını bozuyor, sindirim sistemini harap ediyor, karaciğeri haşat ediyor, erken doğuma-kısırlığa sebep oluyor… Antibiyotik şırınga ettikleri için, farkında olmadan bağışıklık kazanıyorsun, hastalandığında antibiyotik alıyorsun, havagazı.

*
İsviçre sokmuyor, Yunanistan sokmuyor, o beğenmediğin Sarkozy “Bunları Fransa’ya sokanı oyarım” diye yasa çıkardı…

Burası dingonun ahırı mı?


*

Aman yemeyelim dersen, nasıl yemeyeceksin? Nasıl ayırt edeceksin? Koklasan aynı, ellesen aynı, tatsan aynı, laboratuvara götürüp analiz ettirecek değilsin… Nereden anlayabilirsin? Etiketinden… Etiketin üzerinde “Bu üründe genetiği değiştirilmiş organizma var” yazmalı ki, bakıp anlayabilesin, di mi? Şimdi sıkı durun…


*


Bunların memlekete girişine izin veren yönetmelik diyor ki, “Etiketlere genetiği değiştirilmiş organizma içermez yazılamaz!”

*
Efendim?



Yazılamaz!


*

“İsteyen yemesin, baksın etikete görsün” diyeceklerine… “Etikete baksın, görmesin” diyorlar! İlla yedirecek.

*
Tekrar soruyorum:


Her numaraya “Milletim öyle istiyor” diyorsunuz da, bu açılımı hangi millet istiyor? Türk mü, Kürt mü, Rum mu, Ermeni mi, Laz mı? Bunu bu millete niye yapıyorsunuz?