14 Aralık 2009 Pazartesi

ATATÜRK'DEN BİR ANI.

Prof. Yurdakul Yurdakul' dan;


Bir gün Atatürk'le beraber Abidinpaşa'dan gelip Samanpazarı yoluyla
Ulus'a geçiyorduk.
O zamanlar Samanpazarı'nda bulunan üç beş dükkandan birisi Ali Efendi
isimli kitapçıya aitti. Kitapçı dükkanının kepenklerinde, nefis bir
halı asılmış duruyordu. Harp yıllarının sonu olduğundan hiçbir yerde,
hele Ankarada böyle güzel bir şey görmek pek şaşırtıcı olduğu için bu
halı Atatürk'ün de dikkatini çekti. Hemen arabayı durdurup indik.
Beraberce dükkana yürüdük. Kitapçı, Ata'yı görünce, buyurun Paşam
diyerek heyecanla bir emri olup olmadığını sordu. Paşa da bu halıyı
çok güzel bulduklarını ifade ettiler. Kitapçı;
-Paşam, bu halı bir müşterimin.Paraya ihtiyacı olmuş, satılması için
bana bıraktılar. Benimle bir ilgisi yok dedi.
Atatürk, böyle güzel bir halının çok kıymetli olduğunu, bunu halı
sahibinin nereden almış olabileceğini öğrenmek istediler. Kitapçı
ezile büzüle;
-Paşam, emanet koyan isminin söylenmemesini özellikle rica ettiler,
müsaade ederseniz ismini söylemeyeyim dedi.
Bu sefer Atatürk daha çok merak edip;
-Çocuk, belki halıyı almak isteyeceğiz. Kimin ve kaça olduğunu
öğrenmek isteriz dediler.
Kitapçı;
-Paşam 40 lira istemişlerdi
deyip yine halı sahibinin ismini vermedi. Atatürk halı sahibini iyice
merak edip ısrar edince de, kitapçı istemeyerek ve sıkılarak;
-Abdülhalim Çelebi Hazretlerinin Paşam dedi.
Abdülhalim Efendi, Mevlana sülalesinden gelmiş, Konya milletvekili
olarak Mecliste görev yapıyordu. Kapısı herkese daima açık, cömert,
gayet güzel konuşan, Mevlevi kalpağı ile gezen, akıllı, sevimli, hoş
sohbet, özü sözü doğru bir kişiydi.
Atatürk, bu cevabı alınca çok duygulandı ve bana dönerek dükkana 40
lira bırakma mı emretti.
Hemen parayı bıraktım. Kitapçı halıyı koşarak indirip paket yapmaya koyuldu.
Bu arada Atatürk, Abdülhalim Efendi'nin kişiliğinden övgüyle bahsederek;
-Abdülhalim Efendi, evde halısını satacak kadar parasız kalıyor ama,
kapısını kimseye kapamıyor
diyerek onu övdü. Sonra da kitapçıya dönerek;
-Bana bak, halıyı biz alıyoruz. Fakat halıyı Abdülhalim Efendi'nin
evine yollayınız, biz oradan aldırırız. Akşamüzeri de kendilerine bir
kahve içmek için geleceğimizi söyleyiniz.
Dediler. Kitapçı bu davranışa şaşırmış bize bakarken, arabaya binip uzaklaştık.
Aynı akşam Abdülhalim Efendi'nin evine gittik. Kendisi bizi avlu
kapısında karşıladı.
Eve girince baktım halı, kapı arkasında paketli olarak duruyordu.
Mütevazı evinde minderlere oturuldu, kahveler içildi.
Abdülhalim Efendi;
-Paşam halıyı almışsınız. Fakat halı evime geri geldi. Müsaade
ederseniz, arabanıza koyduralım. Dedi.
Atatürk de;
-Abdülhalim Efendi halı yine bizim olsun. Biz arada sırada sana kahve
içmeye geldikçe onun üzerinde kahvemizi içeriz.
Diyerek halıyı açtırdılar ve odaya serdirdiler.
Kahveler içildi ve sohbet edildi. Giderken Abdülhalim Efendi yine bizi
kapıya kadar uğurlayarak;
-Paşam eğer müsaadeniz olursa halıyı.....
derken Atatürk sözünü keserek mütebessim,
-Abdülhalim Efendi, onu sana emaneten bırakıyoruz. Her gelmemizde onu
burada görmek ve üzerinde oturmak isteriz.
Diyerek veda edip ayrıldılar.
Böylece Atatürk, Abdülhalim Çelebi Efendi'ye, kitapçıya bile belli
etmemeye çalışarak ihtiyacı olan yardımı yapmış, fakat halıyı
almamışlardı.
Bu ibret verici anı; O büyük asker, devlet adamı ve devrimci liderin,
en az bu nitelikleri kadar
Büyük olan insanlığını anlatmasının yanı sıra Onun, gerçek dindar ve
üstelik bir tarikat mensubu olan Çelebiye saygısını göstermek
bakımından da ayrı bir önem taşıyor.
Ayrıca; Herkese açık sofrasını sürdürebilmek için halısını satan bir
tarikat ehlinin, dini siyasete alet ederek para, mevki ve güce
ulaşan, yurt içinde ve dışında saf ve eğitimsiz vatandaşları
sömürerek trilyonluk mal varlıklarının sahibi olup sefa süren günümüz
din ve tarikat bezirganlarından farklılığını da ortaya koyuyor.
Tabi anlayana ve anlamaktan yana nasibi olanlara !

(1)Atatürkten Hiç Yayınlanmamış Anılar

-Prof.Yurdakul Yurdakul
NOT: Bu anı yazısı Nihat Sakarya tarafından E-Posta kanalıyla bana ulaştırıldı.Kendisine teşekkür ederim.

Hiç yorum yok: