23 Temmuz 2010 Cuma

Semerci

FAZLA SÖZE GEREK YOK LÜTFEN OKUYUN.......
Eşekler köydeki semerciden çok şikayetçilermis. Semerci hic iyi semer yapamiyormus. Eseklerin sirtlari kanli yaralarla doluymus. Esekler toplanip yeni bir semercinin gelmesi icin dua etmişler. Hikaye bu ya dualari da kabul olmus ve gercekten koye yeni bir semerci gelmiş.

Ne var ki bu semerci de esekleri rahatlatacak semerler yapamiyormus, yaralar azalacakken artmaya baslamis. Esekler yine toplanıp, koye yeni bir semerci gelmesi icin dua etmişler. Ve gercekten mevcut semerci koyden ayrilmis, yerine baska bir semerci gelmiş. Esekler her semerci degisikliginde oldugu gibi yine cok sevinmisler.
Ama çok zaman gecmeden yeni semercinin de cok farkli olmadigini, semerlerin gittikce daha da kalitesizlestigini, yaralarinin ise kotulestigini gormusler. Semerci gitmis, semerci gelmis. Her seferinde esekler yeni semerci gelmesi icin dua etmisler. Bu hikaye kac semerci degisene kadar boyle devam etmis bilmiyorum.
Nihayet bir gün esekler toplanıp, eski semerciden kurtulmak icin degil de eseklikten kurtulmak için dua etmeye baslamislar.
Siz anladınız onu...
Almanya'da 70 bin Saglik Kurumu... ................ 8 bin kilise,
Fransa'da 60 bin saglik kurumu... .................. 9 bin kilise
Turkiye'de ise 7 bin saglik kurumu..................... 77 bin cami
oldugunu biliyor muydunuz?

"Tanrı, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır"
"Yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Allah'ı kullanırlar. "

" Giordano Bruno (..... - 1600) "

15 Temmuz 2010 Perşembe

Asansör.

KÖYDE OTURAN BABA VE OĞUL BÜYÜK ŞEHRE İLK DEFA GELMİŞLER.

ALIŞVERİŞ MERKEZİNDE ZEMİN KATTAKİ İKİ GÜMÜŞ RENKLİ PARLAK DUVARIN AĞIR AĞIR AÇILIP KAPANMASI İLGİLERİNİ ÇEKMİŞ.

”BU NE BABA “ DİYE SORMUŞ OĞLAN.

HAYATLARINDA HİÇ ASANSÖR GÖRMEMİŞLER.

BABA “BİLEMİYORUM OĞUL “ DEMİŞ.

ONLAR BU İLGİNÇ ŞEYİ NEFESLERİNİ TUTUP İZLERKEN TEKERLEKLİ SANDALYELİ YAŞLI BİR KADIN GÜMÜŞ RENKLİ DUVARLARA DOĞRU GİTMİŞ VE BİR DÜĞMEYE BASMIŞ. DUVARLAR AÇILMIŞ, YAŞLI KADIN YOĞUN

IŞIKLI KÜÇÜK BİR ODAYA GİRMİŞ,

DUVARLAR KAPANMIŞ, OĞLAN VE BABASI KAPININ ÜZERİNDEKİ KÜÇÜKTEN BÜYÜĞE DOĞRU YANIP SÖNEN IŞIKLI RAKAMLARI İZLEMİŞ.

SON RAKAMDAN SONRA AYNI SIRAYLA BU SEFER GERİYE DOĞRU IŞIKLAR TEKER TEKER YANMIŞ. SONUNDA DUVAR İKİ TARAFA KAYARAK AÇILMIŞ,

DIŞARI 24 YAŞLARINDA İNCECİK MUHTEŞEM BİR FISTIK ÇIKMIŞ

“OĞLUM” DEMİŞ ADAM ; KIZDAN GÖZLERİNİ AYIRAMAYARAK



“KOŞ, KOŞ ANANI GETİR “.

11 Temmuz 2010 Pazar

BIR JAPON’UN GÖZÜNDEN TÜRKLER

Bir Japon, Istanbul''da gecirdigi bir haftanin sonunda fikri
soruldugunda sunlari soyluyor:

Turkler''in evine gittiginizde, tanimasalar da buyur ediyorlar.
Siz oturmadan kimse oturmuyor. Siz sofraya gecmeden kimse gecmiyor.
En iyi yere sizi oturtuyorlar.
Siz yemege baslamadan kimse baslamiyor.
Zorla her yemekten tattiriyorlar.

Siz kalkmadan kimse, evin cocugu bile sofradan kalkmiyor.
Cay, kahve, meyve, ikram bitmiyor.
Herkes sizi rahat ettirmek icin ugrasiyor.

Kumandayi elinize veriyorlar..
Sirtiniza, altiniza yastik konuyor.
Yorgunluktan olseler bile siz kalkmadan kimse gidip yatmiyor.

Gitmeye yeltendiginizde bu kez birakmiyorlar.
Yataklarini veriyorlar, kendileri kanepede, koltukta yatiyor.

Sonra evden cikiyorsunuz ayni adamlar 180 derece degisiveriyor.

Herkes arabasini ustunuze suruyor.
Arabanin burnunu cikarmazsaniz kimse yol vermiyor.
Kornalar, kufurler. serit degistirmek bile mumkun degil.
Yayaysaniz ışık olmayan bir gecitten mumkunu yok gecemezsiniz.

Evde oyle, arabada boyle, nasil oluyor?

Bu isi cozemedim!

4 Temmuz 2010 Pazar

94 yıllık hikâye...

Yıl, 1915.
Çanakkale'de kan gövdeyi götürüyor.
"Geçerim" diye saldıran emperyalistlerin insan kaybı, 100 bini aşmış...
"Geç de görelim" diyen dedelerimizin kaybı ise, 150 binin üstünde....
Mermiler havada çarpışıyor.
Cesetler toplanamayacak kadar çok...
Bu inanılmaz kıyıma rağmen, İngiliz Hükümeti durumdan memnun.
Çünkü gerçeği bilmiyor.
Çanakkale'deki İngiliz cephe komutanı, "Vaziyet gayet iyi... Bugün
yarın geçeriz" raporları gönderiyor devamlı...
O sırada genç bir gazeteci var orada. Avustralyalı.
Melbourne Age Gazetesi'nin muhabiri.
Görüyor ki, durum kel... Hadise, hiç de İngiliz komutanın anlattığı gibi değil.
Türkler kafaya koymuş...
Kuru ekmek yiyor, bulursa üzüm hoşafı içiyor, şakır şakır ölüyor....
Ama geçirmiyor.
Avustralyalı olduğu için özellikle dikkatini çeken bir konu daha var.
İngiliz komutanlar, karargâhta klasik müzik eşliğinde viski yudumlarken,
Anzaklar patır patır gidiyor.
En son iki tabur Anzak gönderiyorlar bir bölgeye...
Türklerin, iki taburu yok etmesi iki saat bile sürmüyor.

Üstelik, müthiş bir sansür var.
Yazdığı haberler, İngiliz yetkililer tarafından engelleniyor.
Bakıyor ki, olacak gibi değil...
Sarılıyor kaleme, tüm gerçekleri tek tek anlattığı, 8 bin kelimeden
oluşan, "Gelibolu Mektubu"nu yazıyor.
Özeti şu:
"Çanakkale geçilemez... Hemen çekilin."
Ve bu mektubu, sansürden kurtulmak için Avustralya Başbakanı'na "elden" ulaştırıyor.
Avustralya Başbakanı mektubu okuyor, gözlerine inanamıyor ve acilen,
yine "elden", İngiltere Başbakanı'na ulaştırıyor..
İngiltere Başbakanı mektubu okuyor, Savaş Kabinesi'ni topluyor,
orada bir daha yüksek sesle okuyor...
Gizlice araştırılıyor. Mektup doğru. Hatta az bile yazılmış.
Cephedeki İngiliz komutanın, kendi poposunu kurtarmak için palavra attığı anlaşılıyor.
Ve karar veriliyor. Komutan görevden alınıyor.
Emperyalistler, Çanakkale'den çekiliyor.
Yazdığı mektupla savaşın sona ermesini sağlayan genç gazeteci,
Avustralya'da "kahraman" gibi karşılanıyor. "Sir" ünvanı veriliyor.
E tabii kapılar açılıyor... Savaşa "muhabir" olarak giden gazeteci, savaştan sonra "gazete sahibi" oluyor.
Yıl, 1952.
Çanakkale'de savaşın kaderini değiştiren "sir gazeteci" vefat ediyor.
Bir tane oğlu var... O zamanlar, 21 yaşında.
Babasının gazetesinin başına geçiyor. Çalışıyor, çalışıyor, çalışıyor.
Avustralya'ya sığmıyor... ABD'ye, Avrupa'ya el atıyor.
Bugün, 78 yaşında. Dünya medya imparatoru.
75 televizyon kanalı... 175 gazetesi var.
TV kanallarıyla 600 milyon izleyiciye, gazeteleriyle 11 milyon okuyucuya hitap ediyor.
Yıl, 2009...
Çanakkale'nin "dövüşerek" geçilemeyeceğini ilk anlayan "sir gazeteci" nin oğlu,
[Çanakkale'nin nasıl geçileceğini gösterdi... EFT'yle.]
Bastı parayı, TGRT'yi aldı.
Adı, Rupert Murdoch.