30 Aralık 2007 Pazar

İSTİYORUM

Bağrımda ateşler yanıyor gibi
Gönlümü soğutan kar istiyorum
Kalbimi ısıtsın sultanlar gibi
Yanımda duracak yar istiyorum

Kırdılar gönlümü acıya toktur
Güzeli çirkini gördüğüm yoktur
Oynamak isterim iştahım çoktur
Zeybeği,horonu,bar istiyorum

Bırakmadı kader azcık güleyim
Yaşadığım yılı az çok bileğim
Bırakın kendime karar vereyim 
Mezarım başında gül istiyorum 

Turgut'a ölünce tutmayın matem
Ne zaman dolacak razıyım vadem
Cezamı çekmişim yanmışım zaten
Alevim gür olsun har istiyorum
Turgut İbiş


29 Aralık 2007 Cumartesi

DÜŞÜNDÜREN ÖYKÜLER..

Sayın Tufan Türenç 'in köşesinden ders alınacak düşündüren öyküler derledim okuması sizden yazması benden.İŞADAMI Dikran Masis "Beni Düşündüren Öyküler" adlı ilginç bir kitap yayınladı. Satmak için değil, dostlarına dağıtmak için.
Nedenini şöyle açıklıyor: "Sakın ha kimse kitap falan yazdığımı sanmasın. Benim böyle bir kabiliyetim yok. Sadece okuduğum kitaplardaki öyküleri yıllarca topladım. Bu öykülerin her biri bana bir şey öğretti. Üzeyir Garih derdi ki; ’Senin ne bildiğin önemli değil. Kaç kişiye öğrettiğin önemli.’"
BİR BARDAK SÜT
Howard Kelly yoksul bir ailenin çocuğuydu. Kapı kapı dolaşarak bir şeyler satıyordu. O gün hiç satış yapamamıştı. Karnı açtı. Çalacağı ilk kapıdan yiyecek istemeye karar verdi.
Kapıyı genç bir kadın açtı. Howard utandı ve sadece bir bardak su isteyebildi. Kadın kocaman bir bardak süt getirdi. Çocuk sütü içti, teşekkür ettikten sonra "Borcum ne kadar?" diye sordu.
Genç kadın gülümseyerek, "Borcunuz yok. Annem bize yaptığımız iyiliğe karşı bir bedel almamamızı öğretti" dedi.
Howard bir kez daha teşekkür ederek gitti.
Yıllar sonra o genç kadın hastalandı. Onu büyük bir kentin hastanesine götürdüler. Kendisine Howard Kelly adlı genç bir doktor baktı.
Howard kadını hemen tanıdı. Yıllar önce kendisine süt veren kadındı bu. Ama belli etmedi. Onu tedavi etti ve iyileştirdi.
Kadının ödeyeceği fatura Dr. Kelly’nin önüne geldi.
Dr. Kelly bir not yazarak faturaya ekledi. Kadın faturayı nasıl ödeyeceğini kara kara düşünüyordu.
Zarfı açtı ve notu gördü. Káğıtta şunlar yazılıydı:
"Hastane giderlerinin tamamı bir bardak süt karşılığı ödenmiştir."
DELİKANLININ ADI
Bir delikanlı şiirlerini, o devrin en büyük yayıncılarından birine göstererek, "Bunları satmak istiyorum" dedi. Yayıncı şiirlere bakıp "Bunları basmam, çünkü hiçbiri beş para etmez" diye genci tersledi.
Delikanlı kendinden emin: "Yazık. Büyük bir serveti kaçırdınız. Çünkü ilerde yazacağım bütün eserlerin telif hakkını size satmak istiyordum."
Yıllar geçti o genç çok büyük bir yazar oldu. Adı da Victor Hugo idi.
VASİYET VE AKIL
Ölmek üzere olan yaşlı adam 3 oğluna vasiyetini açıkladı: "Size 17 deve bırakıyorum. Develerin yarısı büyük oğlum senin, üçte biri ortanca oğlum senin, dokuzda biri de küçük oğlum senin."
Babaları ölünce kardeşler toplanıp develeri vasiyete göre paylaşmak istediler ama başaramadılar.
Köyün bilgesine gittiler. Bilge çocukları dinledikten sonra "Benim bir devem var, onu da alıp yeniden hesap yapın" dedi.
18 deveyi önce ikiye böldüler, büyük 9 deveyi aldı. Üçe böldüler 6’sını ortaca oğlan aldı. Sonunda da 9’a böldüler 2 deveyi de küçük oğlan aldı.
Geriye bir deve kaldı. Çocuklar yine yaşlı bilgeye gittiler, "Biz bölüştük ama bir deve kaldı" dediler.
Bilge güldü. "İyi. Sorununuz çözüldüğüne göre ben de devemi alayım" dedi.
Dikran Masis’in yorumu: Deneyimli bilgeleri küçümseyenler bu öyküyü iki kez okusunlar.
FAKİR BİR GENÇ
Amerikan iç savaşından hemen önce bir genç bir çiftlikte iş buldu. Adı Jim olan çocuk o kadar çalışkandı ki kısa zamanda herkese kendini sevdirdi.
Bu arada çiflik sahibinin kızına áşık oldu. Bir gün cesaretini toplayıp patronuna kızıyla evlenmek istediğini söyledi. Adam "Senin gibi çulsuz ve şerefli bir soyadı olmayan birine kızımı vermem" diyerek Jim’i kovdu.
35 yıl sonra çiftliğin sahibi samanlığı yıkarken duvarda Jim’in kazıyarak yazdığı adını gördü: James A. Garfield.
O tarihte James A. Garfield ABD Başkanı’ydı.
tturenc@hurriyet.com.tr

28 Aralık 2007 Cuma

SÜSLÜ CÜMLELER

Sayın Melih Aşık'ın Açık Penceresinden
Bilinen fıkradır... İki kız babası uzun yıllar sonra karşılaşmış konuşuyorlar:- Senin kız ne yapıyor?- Benim kız çok başarılı... Müdürün sekreteri oldu. Müdür kendisine güzel bir daire kiraladı. Bir de otomobil aldı. Kızı ara sıra görüyoruz.. Çok mutlu maşallah... Senin kız ne oldu?- Bizimki de seninki gibi bir müdüre metres oldu ama ben senin kadar güzel anlatamıyorum...Fıkrayı televizyonlardaki oturumlarda entelektüel zevatı dinlerken hatırlıyoruz. Laik cumhuriyetin din devleti modeline gidişini öyle süslü kelimeler öylesine fiyakalı cümlelerle anlatıyorlar ki.. Sanırsınız pupa yelken nurlu ufuklara yelken açmış durumdayız...Neymiş durum mesela:"Çevre merkez ekseninin kırılması sonucu siyasetin yeni arayışlara girmesi...""Farklılıkların temsili esasına göre toplumun yeniden inşası...""Sistemin dışında tutulmuş kesimlerin sisteme dahil olmasının yarattığı değişim süreci..." vs..vs..Bazıları bir kabuk değişiminden söz ediyor. Kabuk falan değil.. Toplumun resmen beyni değiştiriliyor... Laik cumhuriyet, Atatürk, bilim, çağdaşlık gibi kavramlar alınıp yerine orta çağ kavramları yerleştiriliyor.Ana okullarından başlayarak edilgin, çağdaş değerlere yabancı bir insan tipi yetiştiriliyor.Ülke şeriat toplumuna dönüşüyor.Din devleti modeline doğru yolalıyor...Bunu açık açık söylemeye teşebbüs ederseniz Fazıl Say'a olduğu gibi gibi şimşekler yağar üzerinize...O yüzden süslü lafların arkasına saklayacaksınız ki... Hem söylemiş hem söylememiş olacak, iki arada bir derede durumu idare edeceksiniz...
m.asik@milliyet.com.tr

26 Aralık 2007 Çarşamba

NUR SURESİ NE DİYOR;

Epey zamandır türban konusunda düşündüklerimi sizlerle paylaşmak istiyordum nasip bugüne imiş.Yazılarını her gün keyifle okuduğum Sayın Özdemir İnce Bey bu konuda benim ufkumu açtı onun için makalesini bu sayfaya taşıdım.Gerek Özdemir Bey gerek Sayın İlhan Selçuk'un makalelerinde yazmalarına karşın ilgililer bu konuda ortak bir noktaya malesef gelemiyorlar.Yıllardır türban konusu konuşulur fakat bu konuşmalardan bir sonuç çıkmaz.
Vatandaş olan herkes devletin çıkardığı kanuna yönetmeliğe uymak zorundayız,okullarda resmi dairelerde türban takmak yasak olmasına karşın bir kısım insanımız ben başımı türbanla kapatacağım diyor benim özgürlüğüm diyor böylece kanuna yönetmeliğe karşı geliyor, bunu dini
inançlarıyla karıştırıyorlar.Halbuki günlük yaşamda kim başı açık gezer kim kapalı gezer hiç
kimsenin umurunda değil isteyen istediğini yapmakla özgürdür .Demokrasi her isteyenin her istediğini yapması anlamına gelmez zira demokrasi kurallar rejimidir.Merhum Bülent Ecevit hükümeti döneminde her cuma namazı sonrası İstanbul'da türban eylemi yapılırdı ,şimdilerde ise eylem falan yok nasılsa dini siyasetine alet eden bir iktidar işbaşında.Bu zihniyet Allahın ku
rallarınıda kendi siyasi çıkarlarına alet ederler.Güya faiz haram ama ülkem en yüksek faizle borçlanır,dışarıdan bize para yatıranlara da en yüksek faizi öder.Devamını Özdemir İnce'nin
makalesinden okuyalım.
Nur Suresi, 31. ayet (24:31)
KİŞİSEL olarak ne başörtüsü ile ne de türban ile herhangi bir sorunum var. Ama örtünmeyle ilgili yalan, safsata ve hurafe yayanlarla kavgam var. Türbancılar, bu örtünme tarzının Kuran’ın tartışılmaz buyruğu olduğunu ileri sürüyorlar. Ama Azháb Sûresi’nin 59. ayeti; Nûr Sûresi’nin 30, 31 ve 60. áyetleri dışında Kuran’da bir başka hüküm yoktur ve türban şaklabanlığı Kutsal Kitap’da yer almamaktadır.
İKİYÜZLÜLER
Bunu öğrendiğim için: Faiz ve kredi kartının İslam’a aykırı olmasına karşın türbancılar tarafından kullanıldığını; türbancıların, İslám’a ters düşmesine karşın, Cumhuriyet’in yapı ve kurumlarına, yasalarına ve özellikle Devrim Yasaları’na uymak zorunda kaldıkları halde nasıl olup da dinden çıkmadıklarını soruyorum. Bu işte bir ikiyüzlülük var!
İkiyüzlülük sadece türbancılarda değil! İkiyüzlülüğün en tepesinde Kuran çevirmen ve yorumcuları bulunuyor. Bunun en çarpıcı kanıtını, Mustafa Sağ, "Evrensel Çağrı, Kur’an Meáli" (Final Pazarlama Yayını) çevirisine yazdığı önsöz ve açıklamalarda veriyor. Mustafa Sağ’a göre geleneksel çevirmen ve yorumcular Nûr Sûresi’nin 31. ayetini geleneğe uyarak ve birbirlerini taklit ederek yanlış çeviriyorlar. Müthiş bir iddia! Mustafa Sağ’ın açıklamasını olduğu gibi aktarıyorum.
HIMAR = ÖRTMEK
"Kuran ayetinde ’başörtüsü’ diye bir kelime geçmemektedir. Buna rağmen tüm Kuran tefsirlerinde ve çevirilerinde Kuran ayeti ’başörtüsü’ olarak çevrilmiştir. Halbuki ayette geçen "HIMAR’ kelimesi ’Baş örtmek’ anlamında değil, sadece ’örtmek’ anlamına gelmektedir. Eğer, herhangi bir şey örtülecek ise. O şeyin vurgulanması gerekir. Örneğin masa örtüsü derken, örtmek kelimesinin yanına masa kelimesinin gelmesi gibi, başörtüsü dendiği zaman da "örtmek" ("hımar") kelimesinin yanına "baş" ("re’s") kelimesinin ’hımarü-re’s’ şeklinde gelmesi gerekir. Ayetteki ’hımar’ (’örtü’) kelimesinin yanında geçen ve vurgulayan kelime ’cuyub’ kelimesidir ki, ’yaka’ veya ’göğüs’ anlamına gelir. Çünkü, aynı kelime ’cuyub’ bir başka ayette (28:32) Hz. Musa’nın ’göğsüne/koynuna elini soktuğu’ şeklinde geçer. Yani, ’cuyub’ kelimesi, ’hımar’ örtmek kelimesi ile kullanıldığı zaman ’bihumûrihinne ala cuyubihinne’ başını örtmek değil, ’göğsünün üzerini örtmek’ anlamına gelmektedir. Geleneksel tüm yorumcular, Kur’an ayetini bilimsel bakışla değil de, birbirlerini taklit edip, ’Başörtülerini yakalarının üzerine kadar örtsünler’ diyerek ’Felyedribne’ fiilini de ’örtsünler’ diye tercüme etmişlerdir. Bu geleneksel yorumcular ’DaRaBe’ kökünden gelen bu kelimeyi burada, ’Başörtülerini örtsünler’ derken, bir başka yerde aynı ’DaRaBe’ kelimesini ’Kadınları DÖVÜN’ (Bak. 4:34) diye çevirmişlerdir. Özetle, Kuran’ın orijinal ayeti tüm açıklığı ile ortadayken, elverişli bir siyasal kullanım malzemesi olarak, sürekli gündemde tutulan başörtüsü, Kuran’ın değil, geleneklerin, kişisel görüşlerin dinleşmesinden kaynaklanmaktadır." (S. 373)
GERİSİ ALİMLERİN İŞİ
Mustafa Sağ’ın iddialarını Arapçadan denetleyecek durumda değilim. Ancak Nûr Sûresi’nin 31. áyetinin Fransızca ve İngilizce çevirileri onun iddialarını desteklemektedir.
Ben bu çok önemli iddiayı sütunuma aktararak kamusal-toplumsal görevimi yerine getiriyorum. Gerisi Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ve İslam alimlerinin işi!..
(özdemirince @hurriyet.com.tr) 26.12.2007

23 Aralık 2007 Pazar

TARİHTEN BİR YAPRAK MENEMEN OLAYI

Bugün 23 aralık 2007 günümüzden 77 yıl önce Menemen'de vatani görevini yapan
öğretmen asteymen Mustafa Fehmi Kubilay'ın nakşibendi tarikatı şeyhi olan derviş Mehmet ve müritlerince nöbet tuttuğu sırada, sabah ışıkları ağarırken saldırıya uğradığı ve bağ bıçağı ile başının kesildiği gündür.Bu hareket genç Cumhuriyetimize yapılmış bir saldırıdır.Zamanın iktidarı tarafından bu canilere gereken cezalar elbette verilmiştir.Laik Cumhuriyetimize yapılan bu hareket ne ilk nede sonuncusudur,günümüzde de din adına kendini görevli sayanlarca çeşitli bahanelerle yurdumuzun çeşitli şehirlerin de daha vahim olayları tezgahladıklarına şahit olduk.Örnek mi?Kahraman Maraş, Çorum,Sivas olayları tarihe tanıklık eden olaylardır.İnsanlar Laik düşünceye sahip olduklarından ,dini inançlarından dolayı ipe sapa gelmez çeşitli bahanelerle saldırıya uğruyor, ya malından ,ya canından oluyor ya da sakat kalıyorlar.
Yukarıda saydığım sebeplerle her yıl gazete sayfalarına akseden çok olaya şahit olduk .Ne yazık ki bu yaşıma kadar ben bir kişinin namaz kılıyor,oruç tutuyor,camiye gidiyor diye kimsenin aşağılandığını,dövüldüğünü veya zarara üuğratıldığını da görmedim.
İyi ki görmedim demokrasilerde kimsenin kimseye zulüm yapması düşünülemez.
İşte bu ve benzeri irticacı hareketler olmasın ülkemizde, demokrasi daha da gelişsin
ülkemizde birlik beraberlik ruhu pekişsin diye Menemen'de yapılan anma toplantısına ve Biz
kaç kişiyiz platformunun hazırladığı mitinge katılmak için Menemen'e çeşitli sivil toplum kuruluşları ,Atatük'çü Düşünce dernekleri ile .destek verdik.Buraya yediden yetmişe ,kadın,
erkek,yaşlı, genç katılım muhteşemdi.
Aziz Türk Milleti ve Onun Atatürk'çü gençliği bu gerici olaylar karşısında her zaman uyanık ,başı dik ve kararlı olmak zorundadır.Bu mitinge ve anma toplantısına katılan herkese kendi adıma teşekkür ederim.

18 Aralık 2007 Salı

YAPACAK BİR PROJEN

Bu yazıyı 18 aralık 2007 Hürriyet gazetesinden sayın Bekir Coşkun'un
köşesinden buraya aktardım meraklılarına duyuruyorum.İyi okumalar.
bcoskun@hurriyet.com.tr
Piyanist...
TÜRKİYE "Kızımı alıp giderim" diyen piyanist-besteci Fazıl Say’ın "yerini" tartışıyor.
Türkiye sınırları içinde bir yerde mi dursun; yoksa sınırların ötesinde bir yerde mi?..
Diyelim ki bir zıplayışta, en soldan en sağdaki AKP’ye atlayıp, Kültür Bakanlığı koltuğunun üzerinde "duran" Ertuğrul Günay yer olarak "Biraz topluma insin" diyor.
Bakanın "yer değiştirme" konusunda uzman olduğu kesin.
Tek sorun; Fazıl Say "bakan" olmak istemiyor.
O yer olarak "adam" kalmak istiyor.
Yer gösterici olarak benim "gitmem" gerektiğini düşünen Başbakan ise Fazıl Say’ın "durması gereken yer" konusunda daha akıllanmış gibi, ona "Sen kal..." diyor.
*
"Git-kal" meselesinde, piyano hani şu kemençe gibi olsa, koy cebine dolan dur...
Ama piyano ağır.
Piyanist daha da ağır, evrensel.
Benim fikrimi soracak olursanız; bence Fazıl Say "giderim" derken, aslında geldi...
Yerleşti...
Yeri; hepimizin yüreği...
O, bu ülkenin gerçek sanatçısı olduğunu gösterdi.
Önceki gece onu rüyamda gördüm, beyaz bir piyanoyu çalıyordu, ama ağlaya ağlaya...
*
Bu ülke her zaman; Başbakan’ın önünde ceketini kemerine sıkıştırıp göbek atan ve böylece kavşakta benzin istasyonu sahibi olan sanatçıları "sanatçı" sandı.
Ya da; sulu, densiz, geveze, içi boş, ülkesinde olup bitenleri umursamaz, bacak arası sohbetlerle ekranlara tutunan, kalitesizliği "sanat" bildi.
Oysa sanatçılar toplumun önderleridir.
Onlar doğal liderlerdir.
Her sanatçının birer kutupyıldızı gibi insanlara yön gösterme görevi vardır.
Dönüyorum Fazıl Say’a:
Artık kimse onun "durduğu yeri" değiştiremez.
Názım Hikmet gibi, Aziz Nesin gibi, Ruhi Su gibi...
Yüreklerimizdeki sahnelerde belki asırlar sürecek en büyük konserinde durmadan çalacak.
Nerede olursa olsun piyanist...

17 Aralık 2007 Pazartesi

YIKIN HEYKELLERİMİ...





Ey milletim,
Ben Mustafa Kemal'im...
Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim,
Hala en hakiki mürşit, değilse ilim.
Kurusun damağım, dilim
Özür dilerim...
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi
Özgürlük hala,
En yüce değer
Değilse eğer...
Pırangalı kalsın diyorsanız, köleler...
Unutun tüm dediklerimi,
Yıkın ,diktiğiniz heykellerimi...
Yoksa, çağdaş medeniyetin bir anlamı,
Ortaçağ'a taşımak istiyorsanız zamanı,
Baş tacı edebiliyorsanız
Sanatın içine tüküren adamı...
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi.
Yetmediyse acısı, şiddetin,savaşın.
Anlamı kalmadıysa
Yurtta sulh, dünyada barışın
Eğer varsa ödülü,ödülü silahlanmaylayarışın
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi.
Özlediyseniz, fesi, peçeyi
Aydınlığa yeğliyorsanız,kara geceyi
Hala medet umuyorsanız
Şıhtan, şeyhten, dervişten
Şifa buluyorsanız,
Muskadan,üfürükçüden...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...
Eşit olmasın diyorsanız,kadınla erkek
Karaçarşafa girsin diyorsanız
Yobazın gazabından ürkerek...
Diyorsanız ki,okumasın
Kadınımız, kızımız;
Budur bizim alın yazımız...
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi...
Fazla geldiyse size,hürriyet,
cumhuriyet...
Özlemini çekiyorsanız
Saltanatın,sultanın
Hala önemini anlamadıysanız,
Millet olmanın...
Kul olun, ümmet kalın,
Fetvasını bekleyin,şeyhülislamın...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın,diktiğiniz heykellerimi.
RAHAT BIRAKIN BENİ...
_________________
Süleyman Apaydın

15 Aralık 2007 Cumartesi

KARNE

BİRAZDA GÜLELİM
Baba, ortaokul üçüncü sınıfa giden oğlunun elinde karneyle salona girdiğini görür. "Allah allah, dönem ne çabuk bitmiş..." diye düşünür ve oğluna seslenir: -"Getir bakayım şu karneyi!" -"Al baba..." Adam karneye bir bakar ki, beden eğitimi ve resim dışındaki tüm dersler zayıf. -"Bir dediğini iki etmiyoruz, bilgisayar dedin, bilgisayar aldık, ingilizce kursu dedin ingilizce kursuna gönderdik, gitar kursu, müzik aletleri, ne istersen yapıyoruz. Kız arkadaş uğruna harcadığın çiçek parasının haddi hesabı yok. Ne bu notların hali, rezil şey!" -"Baba... O benim karnem değil ki, senin kitaplarını karıştırıyordum, birinin arasında karnelerinden birini bulmuştum..."

UYANIK TÜRK

Bugün Sayın eski millet vekilimiz,Vatan gazetesi köşe yazarı Zülfü Livaneli'nin
köşesinde okuduğum bir kıssayı yayınlıyorum.Beğenerek okuyacağınızı umuyorum saygılar.
Bir dönemde, terzilerin çok hile yaptığından, insanın gözünün önünde kumaş çaldığından yakınılmakta.
Bir Türk geliyor ve “Beni kandıracak terzi henüz anasından doğmadı” diyor.
“Peki” diyorlar “İşte terzi şurada, git bakalım.”
Türk, çok değerli bir kumaş alıyor, dayanıyor terzinin kapısına.
“Bundan bana çok güzel bir savaş elbisesi yap!” diyor. “Üstü dar olsun yakışsın, altı ise savaşta harekete imkân verecek kadar geniş olsun!”
“Hay hay!” diyor terzi. Ölçü alıyor ve başlıyor kumaşı kesip biçmeye.
Bu arada da güzel bir hikâye anlatıyor.
Türk, -Mevlânâ’ya göre- küçük gözlerini kısarak gülüyor bu hikâyeye. Çok hoşlanıyor.
Terzi bu arada kumaşın bir parçasını keserek saklıyor.
“Hadi” diyor Türk. “Deminki gibi bir masal daha anlat.”
“Peki” diyor terzi ve bir masal daha anlatıyor.
Türk ona da bayılıyor ama bu arada kumaşın bir parçası daha gidiyor.
Türk’ün pes edeceği yok. Yalvarıyor terziye yeni bir masal için.
Terzi içinden “Bu ne acayip insan yarabbi!” diye düşünüyor. “Bu gidişle elinde kumaş kalmayacak.”
Ama ne yapsın; kendi düşen ağlamaz diyerek masalları arka arkaya dizmeye ve kumaşı kesip biçip zulaya atmaya devam ediyor.
Mevlânâ bu kıssanın sonunda, Türk’ü, gözü masallarla boyanan ve elinden alınanı fark etmeyen bir insan tipi olarak betimliyor.
“Aman bunlardan olmayın!” diyor.

11 Aralık 2007 Salı

CAN DOSTUM

CAN DOSTUM

Dün gece düşümde can dostu gördüm
Ulu bir çınardan dal verdi bana
Uzandım yüzüne yüzümü sürdüm
Ben zehir istedim bal verdi bana

Dağ yanarsa yağmur çiser mi dedim
Ten yanarsa rüzgar eser mi dedim
Can yağarsa canan küser mi dedim
Çağırdı yanına el verdi bana
Can dostum dostum kül verdi bana

Ben aşkı sırtıma vurdum da geldim
Hasretin acısını çöl verdi bana
Can dostu görünce eridim bittim
Yüreğime ateş kül verdi bana
Can dostum dostum kül verdi bana

Aşk olmazsa kalem yazar mı dedim
Dost olmazsa gönül tozar mı dedim
Hayaloğlu sana kızar mı dedim
Yanağımdan öptü gül verdi bana
Can dostum dostum gül verdi bana

YUSUF HAYALOĞLU

5 Aralık 2007 Çarşamba

MEYVE VE SEBZELERİN YARALARI:

Hangi Meyve ve Sebze Neye İyi Geliyor. Meyve ve Sebzelerin Gizli Güçleri adlı kitabından
Jay Kordich' in hastalıklar için önerileri :
İncir: Bağırsakları çalıştırır.
Elma: Böbeklerin temizlenmesine, sindirim rahatsızlıklarının kontrol edilmesine yardım eder.
Kayısı: Kan yapıcıdır. Güzel bir cilt ve saça olumlu etkisi vardır. Kanserin önlenmesinde yardım eden iyi bir karotenoid kaynağıdır.
Muz: Kalbe ve kas sistemine yararlıdır. Yorgunluğa ve ishale birebirdir. Vişne: Mineral ve vitamin deposudur. Koyu renkli vişneler, açık renklilere oranla daha fazla mineral içerir.
Greyfurt: Sindirimi uyarır. Diş etlerinin kanamasını azaltır, soğuk algınlığına iyi gelir. Lifleriyle yenirse, kolesterolü düşürür.
Portakal: Soğuk algınlığı, grip, incinme, kalp hastalığı ve felçten korunmaya yardım eder.
Mandalina: Enfeksiyonlarla savaşmayı kolaylaştırır.
Üzüm: Böbreklerin çalışmasını uyarıp kalp atışını düzenler. Karaciğeri temizler. Siyah üzüm kabukları ve çekirdekleriyle yenirse hücre yenileyicidir.
Kavun: Endişe ve uykusuzluğa iyi gelir. Bağırsak ve cilt kanserine karşı Amerikan Kanser Topluluğu?nca tavsiye edilmiştir.
Karpuz: Kabuğundaki çinko iktidarsızlığa iyi gelir. Böbreği temizler.
Kiraz: Kolesterolü düşürür, özellikle sapları idrar söktürücüdür.
Armut: Kalp - damar sağlığı, alçak kan basıncı ve fiziksel performansa iyi gelen vitaminleri barındırır.
Çilek: Sigara dumanının etkilerini azaltır. Sigara içilen bir odadayken gün boyunca ağza iki çilek atılması önerilir.
Sivribiber: Şişkinliği azaltmada faydalıdır. Saçlara, tırnaklara ve cilde çok iyi gelir.
Brokoli: Mide ve yemek borusu kanseri tehlikesini azaltır. Lahana: Yaşlanmayı önleyici mineral olarak kabul edilen selenyum sağlıklı bir cilt verir.

Havuç: Enerji verir. Karaciğerin safra salgılamasına ve kolesterolü dengelemesine yardım eder.
Salatalık: Kasları gençleştirir. Deri hücrelerine elastikiyet verir.
Sarmısak: Tansiyonu düşürür, kan pıhtılaşmasını azaltır. Bazı mide kanserlerini önlediği ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği kanıtlanmıştır.
Ispanak: Karaciğeri, lenf bezlerini ve kan dolaşımını uyarır.
Baş ağrılarına karşı elma ile kereviz.
Uykusuzluk: Havuç ve kereviz sapının suyunu karıştırın.
Sakinleştirici: Havuç ve lahana suyunu karıştırın.
Sindirimi kolaylaştırıcı: Karnabahar, havuç ve maydanoz suyu.
Yorgunluk: Tek başına havuç ya da elma, kereviz ve maydanozdan herhangi biriyle birlikte sıkılmış meyve suyu.
Grip: Bir bardak kızılcık suyu ya da elma + kızılcık, elma + üzüm + ananas suyu.
Sigara dumanı: Kereviz ya da çilek suyu.
Ezilme, çürüme: Portakal suyundaki bioflavonoid kan damarını ve kılcal damarları güçlendirir. Ezik ve çürükler daha çabuk iyileşir.
Kabızlık: Patates + havuç + elma + maydanoz suyu iyi bir tercihtir. En çok işe yarayan meyve suyu ise elma + armuttur.
Ağrıyan kemikler: Havuç, lahana ve maydanoz karışımının suyu.
Mide asidi: Havuç + salatalık + pancar suyu ya da havuç + lahana + kereviz suyu mideyi yatıştırmaya yardım eder.
Hemoroid: İçinde özellikle patates bulunan içecekler öneriliyor. Patates + havuç + elma + maydanoz suyu ya da patates + elma + armut suyu.
Boğaz ağrıları: Turp + limon. Mide ülseri: Lahana ya da patates suyu.
Baş ağrısı: Elmayla birlikte karıştırılan kereviz suyu.

TÜKETİRKEN BUNLARA DİKKAT
Doğal Tıp Derneği Başkanı, sebze ve meyvelerin insan hayatında bir ilaç kadar önemli olduğunu söyledi. Günde yarım kilo sebze ve meyve tüketilmesi gerektiğini vurgulayarak, dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıraladı:

Besin değerinin kaybolmaması için sebzeler az suyla, buharlı tencere veya toprak güveç kaplarında zeytinyağıyla pişirilmeli Havucu rendelemek B ve C vitaminlerinin kaybolmasına yol açar Sebze ve meyveleri vitaminlerinin kaybolmaması için kalın doğramak gerekir Meyveleri tok karnına değil, aç karnına ya da yemekten 2 - 3 saat sonra tüketilin.

Vücudunuzu kışa hazırlamak ve hastalıklardan korunmak, beslenme düzeninizde yapacağınız küçük oynamalarla hiç de zor değil... İşte bunun püf noktaları:
Kuru baklagil tüketin: Haftada en az 1 gün kuru baklagil tüketin. Ancak, kurufasulye, nohut ve yeşil mercimek gibi kuru baklagiller zaten iyi birer protein kaynağı olduklarından, bu yemeklere, lezzetini ve besleyiciliğini artırmak için et eklemeyin. Bunun yerine etimizi, protein yönünden fakir olan sebzelerle tüketin.
C vitamini alın: Gribe karşı C vitamini tüketin. Ancak kuşburnu, kırmızı ve yeşil sivri biber, kivi, maydanoz ve rokada bulunan C vitamininin portakal, mandalina ve limonda bulunan C vitamininden daha fazla olduğunu unutmayın.
Bağışıklık sistemi için
Salatadan vazgeçmeyin: Salata, öğle ve akşam yemeklerimizin vazgeçilmez yiyeceklerinden biri olmalı. Özellikle kilo problemi olan kişiler için ton balığı ile hazırlanan domates salatası, akşam için ideal bir yiyecektir.
D, E ve B6 vitaminleri: Bağışıklığı güçlendiren D, E ve B6 vitaminlerini ihmal etmeyin. Ceviz, fındık, ayçiçeği çekirdeği ve diğer tohumlarda, yağlarda, tahıllarda bol miktarda E vitamini bulunmaktadır. D vitamini kaynağı olarak süt, peynir ve balık ilk akla gelenlerdir. B6'yı ise fındık, fıstık, ceviz, ayçiçeği tohumu, tavuk ve balıkta bolca bulabilirsiniz.
Hastalıklara karşı A vitamini: Yeterli miktarda A vitamini, vücuda dışarıdan gelen istilacıların geçebileceği tüm yüzeyleri (cilt ve mukozalar) güçlendirir, beyaz kan hücresi aktivitesini artırır, kansere karşı güçlü bir koruma sağlar. Havuç, ıspanak, brokoli, pırasa, ihtiyacınız olan A vitaminini ihtiva eder.
Minerallerden faydalanın: Güçlü bir bağışıklık sistemi için besinlerle daha çok demir, magnezyum, selenyum ve çinko almaya özen gösterin. Demiri koyu yeşil yapraklı sebzelerden, kırmızı et, tavuk, kuru kayısı ve kuru üzümden; magnezyumu tahıl, sebze, süt ve deniz ürünlerinden; selenyumu balık ve diğer deniz ürünlerinden; çinkoyu ise yumurta, süt, et, tahıl ve deniz ürünlerinden temin edebilirsiniz.
Proteini artırın, yağı azaltın: Daha fazla protein ve daha az yağ kullanımı bağışıklık sistemimizin dostudur. Aşırı yağ kullanımı bağışıklık sistemini baskıladığından özellikle hayvansal yağları iyice azaltın.

30 Kasım 2007 Cuma

LAİK TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN TEMEL TAŞLARI.

Bugün 30 kasım üçüncü devrim yasasının 82. yılını kutluyoruz. Ne yazık ki günümüzde bu yasaların uygulamamasıTürkiye'yi tarikatların kıskacına sokmuştur.Ülkemizi tarikat cumhuriyeti olmaktan kurtaralım. Cumhuriyet'imizin 84. yılında malesef devrim yasaları hergün bir tarafından törpülenerek aşındırılıyor.Örnek mi?Tevhidi tedrisat (öğretim birliği) yasası imam hatip okullarına yeni haklar yaratma bazında aşındırılıyor.Gün geçmiyor ki bu konuda basında haber çıkmasın.İlköğretimden üniversiteye kadar her kademede proğramlı bir şekilde laik eğitim aşındırılıyor.Özel eğitim kurumlarında özel yurtlarda tarikat ve cemaatlerin kuralları hüküm sürüyor.Bu duruma CHP dışında hiç bir siyasi partinin karşı çıktığına da ben şahit olmadım.Devletin çıkardığı kılık kıtafet genelgesine uylmuyor ampul partisi her öğrenciye türban taktırma sevdasında,anayasamıza aykırı olmasına karşın. Bu konuyu çoğunluklarına güvenerek sözde sivil anayasa yapacağız fikriyle halka kabul ettirmeğe çalışıyorlar.Kısacası hiçbir devrim yasası günümüz iktidarı tarafından kabul görmüyor.Bu durum da bu yasaları korumak ve denetlemek halkımıza düşüyor.
  • Birinci devrim yasası:Eğitimin birleştirilmesi (30 mart 1924)
  • İkinci devrim yasası: Şapka giyilmesi hakkında kanun(25 kasım 1925)
  • Üçüncü devrim yasası:Tekke,zaviye,türbelerin,tarikatların kapatılması(30 kasım 1925)
  • Dördüncü devrim yasası:Medeni kanun(17 şubat1926)
  • Beşinci devrim yasası:Uluslararası sayıların kabulü(20 mayıs 1928)
  • Altıncı devrim yasası:Yeni Türk harflrerinin kabulü(1 kasım 1928)
  • Yedinci devrim yasası:Bazı lakap ve unvanların kaldırılması(26 kasım 1934)
  • Sekizinci devrim yasası:Bazı giysilerin giyilemeyeceği hakkında(25 kasım 1925)

26 Kasım 2007 Pazartesi

DEMOKRASİ NE DEĞİLDİR.

Aşağıda ki yazıyı 26.11.2007 günlü Cumhuriyet Gazetesi sayın Prof.dr Emre Kongar'ın
aydınlanma köşesinden aldım affına sığınarak yayınlıyorum. Değerli okurlarım,şimdiye kadar derdimi, ''Demokrasi nedir'' diye anlatmaya çalıştım.
Bugün konuyu ''Demokrasi ne değildir'' diye ele almak istiyorum.
  1. Demokrasi, emperyalizmin kuklalarının ''halktan yetki aldık''görüntüsü altında ülkeyi yönetmesi değildir.
  2. Demokrasi,ülke çıkarlarının emperyalistlerin çıkarları uğruna feda edilmesi değildir.
  3. Demokrasi,terör eylemlerinin yeşereceği ve egemen olacağı bir ortam değildir.
  4. Demokrasi,sayısal azınlıkların yada sayısal çoğunluğun,milli yada dini duyguları kötüye kullanarak ,ülkeyi faşizme ya da şeriatçılığa sürüklemesi değildir.
  5. Demokrasi, etnik bölücülük değildir.
  6. Demokrasi, çoğunluk diktatörlüğü değildir.
  7. Demokrasi ülkeyi yönetenlerin demokrasinin önkoşulları olan Laikliği, temel hak ve özgürlükleri, yargı bağımsızlığını ortadan kaldıracak eylemleri.''sandıktan çıktık'' gerekçesine sığınarak yapması değildir.
  8. Demokrasi tarikatların, cemaatlerin egemenliği değildir.
  9. Demokrasi, feodal düzen,toprak ağalığı değildir.
  10. Demokrasi, kadınların ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmeleri ,evde oturmaya veya örtünmeye zorlanması,köleleştirilmesi değildir.
  11. Demokrasi , kadınların ''töre cinayetleri'' adı altında katledilmesi değildir.
  12. Demokrasi, liderler oligarşisi değildir.
  13. Demokrasi, sahtecilerin, vurguncuların , hırsızların,uğursuzların,dokunulmazlık zırhına bürünmesi değildir.
  14. Demokrasi, ayrıcalıklı bir siyasetçi sınıfı yaratmak değildir
  15. Demokrasi , genel olarak yağmacılık değildir.
  16. Drmokrasi, özel olarak halkın ve politikacıların el ele ,tarihsel ,doğal ve kentsel zenginliklerimizi ,sit alanlarını birlikte talan etmesi değildir.
  17. Demokrasi, yoksulluk ve gelir adaletsizliği değildir.
  18. Demokrasi ,sağlıksız konutlar, gecekondu yaşamı değildir.
  19. Demokrasi ,sosyal güvenlikten ve sağlık hizmetlerinden yoksun olmak değildir.
  20. Demokrasi, doğal kaynaklarımızın tüketilmesi, hava ve su kirliliği değildir.
    ekongar@cumhuriyet.com.tr;www.kongar.org

24 Kasım 2007 Cumartesi

Ömer Hayyam'dan dörtlükler

Akılla bir konuşmam oldu dün gece;
Sana soracaklarım var, dedim;
Sen ki her bilginin temelisin,
Bana yol göstermelisin.
Yaşamaktan bezdim, ne yapsam?
Birkaç yıl daha katlan, dedi.
Nedir; dedim bu yaşamak?
Bir düş, dedi; birkaç görüntü.
Evi barkı olmak nedir? dedim;
Biraz keyfetmek için
Yıllar yılı dert çekmek, dedi.
Bu zorbalar ne biçim adamlar? dedim;
Kurt, köpek, çakal, makal, dedi.
Ne dersin bu adamlara, dedim;
Yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar, dedi.
Benim bu deli gönlüm, dedim;
Ne zaman akıllanacak?
Biraz daha kulağı burkulunca, dedi.
Hayyam' ın bu sözlerine ne dersin, dedim;
Dizmiş alt alta sözleri,
Hoşbeş etmiş derim, dedi.

19 Kasım 2007 Pazartesi

ÖMER HAYYAM'DAN SEÇMELER

Bugün daha önceden çeşitli kaynaklardan derlediğim Ömer Hayyam'a ait
dörtlükler sunacağım iyi okumalar dileyerek kritiklerinizi beklerim.Klavye kullan
madan dolayı ufak ,tefek hatalarım olursa affola.

"Hep suda taş mı sektireceğim ben?
Usandım putperestinden mabedinden,'
Hayyam cehennemlik olacak' diyen de kim?
Kim gitmiş cehenneme, kim gelmiş cennetten?

Şu seccadeye tapanlar acaba nedirler ?
Yükleri ikiyüzlülük olan eşektirler.
Daha kötüsü din perdesi arkasında onlar
Müslümanlık satarken gâvurdan beterdirler>>

İçmiyorsan bari içenleri kınama
Dolap düzene sapma, masal da anlatma
Şarap içmem diye övünmedesin amma
Şarap hiç kalır yediğin haltlar yanında.

Bana az iç diyorlar,sarhoşsun sen
Bir özrünmü var ki bundan vazgeçmiyorsun?
Özrüm sabah şarabı ve sevgilinin yanağı
İnsaf be yahu,daha ne özrüm olsun.

Sarhoş diye çıkmışsa adım
Halkım neden kınar beni anlamadım?
Her haram şarap gibi sarhoş etseydi
Dünyada birtek ayık bulamazdım.>>
ÖMER HAYYAM

18 Kasım 2007 Pazar

ZİYA GÖKÂLP'TEN

Yılar önce yaşamış ünlü şairlermizden olan ZİYA GÖKÂLP'TEN
güzel bir şiir derledim.

Benim dinim ne ümmettir ne korku,
Allah'ıma sevdiğimden taparım.
Ne cennet ne cehennemden bir korku
Almaksızın vazifemi yaparım.

Vaiz !.. Deme cehennemin ateşi
Çıkar bilmem kaç bin çeki odundan
Deki vardır bir güzellikgüneşi
Doğmuş bizim aşkımızın od'undan...

De ki vardır Tuba adlı bir ağaç
Kökü gökte gönüllerde dalları,
Yemişinden yedi ruhum değil aç
Bütün sevgi,şevkat onun dalları...

Vaiz!..Muhabbeti şerheyle
Ben aramam şeytan nedir melek ne?
Erenlerin esrarında söz söyle
:Seven kimdir,sevilen kim,sevmek ne?

Beni cennet va'di ile avutma
O kalbimdir ,çünkü sevgi elidir
Cehennemin azabıyla korkutma
Kotku nedir bilmez gönlüm delidir..
ZİYA GÖKALP

MUSTAFA KEMAL

Unutulmaz şairimiz ATTİLA İLHAN'IN Mustafa Kemal için kaleme aldığı bu güzel destanı sizler için bu sütuna yazıyorum beğenerek okuyacağınıza eminim.

Dağ başını efkâr almış,
Gümüş dere durmaz ağlar
Göz yaşından kana kesmiş gözlerim
Ben ağlarım çayır ağlar, çimen ağlar,
Ağlar ağlar Cihan ağlar.
Mızıkalar iniler: ırlam -ırlam dövülür
Altmış-üş ilimiz; Altmış-üç yetim
Yıllar gelir geçer; Kuşlar gelir geçer,
Her geçiş Seni bizden parça- parça götürür.
Mustafa'm Mustafa Kemal'im!..

Diz dövdün ;
Gözlerim şavkı gitti Sakarya'nın suyuna,
Sakarya'nın suları namın söyleşir.
Hemşehrim Sakarya! Öksüz Sakarya!
Ankara'dan uçan kuşlar,
Kemal'im der günler- günü çağrışır,
Kahrolur bulutlara karışır..
Gök bulut, yaşmak bulut,
Uca dağlar dev boyunlu morca dağlar
Divan durmuş bekleşir,
Mustafa'm Mustafa Kemal'im!
Nasıl böyle, varıp geldin? hoş geldin!
Cıngı kaymış, yalazlanmış gözlerin,
Şol yüzünde güneş-südü sıcaklık,
Ellerinden öperim Mustafa Kemal!
Senin dalın, yaprağın ,biz senin fidanların,
Biz bunları yapmadık.
Sen elbette bilirsin, bilirsin Mustafa Kemal!
Elsiz ayaksız bir yeşil yılan,
Yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal!
Hani bir vakitler kubilay'ı kestiler
Dün buyurdun: Kesenleri astılar,
Sen uyudun ulumalar kesildi.
Mustafa'm Mustafa Kemal'im!

Karalar kuşanmış, Karadeniz akmam diyor.
Dokunmayın ! Ağlamaktan bıkmam diyor.
Bu gece kıyamet gecesi
Bu vapur Bandırma vapuru
Yattığın yer nur olsun Mustafa Kemal,
Ben ölümden korkmam diyor.
Korkmam diyen dilleri:Toz oldu ,toprak oldu
Değirmen döndü dolandı.On yıl oldu
Bir kusur işledik,bağışlar mı kim bilir;
O bize öğretmedi kazan kaldırmasını.
Günahı-vebalı öğretenin boynuna,
Erdirip-onduran'a ana avrat sövmesini,
Yüreyim kırıldı kanım kurudu
Var git Karadeniz:Var git başımdan.
Mızıka çalındı düğün mü sandın?
Biryol koyup gideni gelir mi sandın?
Mustafa'm Mustafa Kemal'im

Ankara'nın yaşına bak!
Tut ki baktım; Uzar gider efkârım
Çayır ağlar, çimen ağlar ,ben ağlarım
Gözerimin yaşına bak
Ankara kalesi'nde Rasat-Tepe'de
Bir akça şahin gezer dolanır;
Yaşin yaşin mezarın aranır,
Şu dünyanın işine bak!
Mustafa'm Mustafa Kemal'im

ATTİLA İLHAN


17 Kasım 2007 Cumartesi

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN BİZE SESLENİŞİ:

Kurduğun devlet katında
Masalara yerleştiniz,
Yediniz içtiniz hergün
Aşa çevirdiniz beni.

Özel çıkarınız için
Yaptırdınız söylev, demeç
Kırpıldı söğlediklerim
Kuşa çevirdiniz beni
.

Özgürlüktüm yerden göye
Siz yolumurakarak,
Yontulara kapadınız
Taşa çevirdiniz beni.

Gençler ,işçiler ezilmiş,
Mutsuz olmuş Türk'üm diyen
Adım varya eylemim yok
Düşe çevirdiniz beni.

Yüzüm kaldı paralarda
Yatarken on, kalkarken beş
Para düşer ben düşerim
Boşa çevirdiniz beni.

O çiçekler devrim idi
Akan güneşte yemyeşil
Ben ki ilk yaz idim, orda
şa çevirdiniz beni.

Amerika'ya kölelik
Kurumlara saldırı
Yurda mevlit Çankaya'dan
Leşe çevirdiniz beni.
Ümit Yaşar Oğuzcan

llar önce şairin ATATÜRK için yazdığı bu güzel şiiri
tam da günümüze uyduğu .çin bu sütuna yazdım hoşunuza gideceğini
ümit eder saygılarımı sunarım.


14 Kasım 2007 Çarşamba

Tortumkale



Tortumkale Erzurum ilinin Tortum ilçesine bağlı şirin bir köydür.Erzurum iline

67 km Torttum ilçesine 14 km mesafededir.KöyTortum çayı kenarları boyunca

uzanan 7 mahalleden oluşmaktadır.Hani bir değim vardır etrafı dağlı ortası bağlı yemyeşil bir güzellikte bir yerleşim yeri.Köy adından da anlaşılacağı gibi tarihi bir köydür köyün orta yerinde yüksekce bir tepenin üzerinde ta Cenevizliler zamanında yapılmış kalesi vardır .Giriş sayfadaki resim o kaleye aittir.Bu bakımdan köyün tarihi epeyce eskidir.Bu köyün kuruluşu hakkında

fazla bilgiye sahip değilim.Burası benim annemin köyü benim köyüm ise şimdiTortum ilçesinin mahallesi olan Konak köyüdür.1952 yılında annemin vefatı nedeniyle benTortumkaleye anne annemin yanına gelmişim burada büyümüşüm, okumuşum kısacası bu köyü çok benimsemişim baba köyüm

Konak aslında eskiden Tortumkalenin bir mezrası durumundaymış aynı muhtarlık tarafından yönetilirmiş.İki yerde de arazi,bağ ve bahçemiz vardır.

1960 yılın da Tortumkale köyü ilk okulundan mezun olup o yıl sınav kazanarak Yavuz Selim ilköğretmen okuluna kayıt oldum.Bu okulu 1966 yılında bitirip öğretmen oldum.İlk öğretmenliğime Denizli ili Acıpayam ilçesi Kumafşarı köyünde başladım.İki yıl sonra askere gittim .Askerliğimi kısa bir eğitim döneminden sonra okuma yazma okulunda tamamlayıp 1969 yılı eylül ayında Tortumkale köyünde öğretmenliğimi üç yıl sürdürdüm.Bu köyü sevmemin nedenlerinden biri de burada görev yapmış olmamdır.Elimden geldiği becerebildiyim kadar özverili olarak köyümün çocuklarına hizmet ettim.Bundan dolayı kendimi çok mutlu sayıyorum.

Köyün bir vadi içinde etrafının dağlarla çevrili olması köyün iklimi üzerine büyük etkisi vardır onun içindirki iklimi Erzurumun karasal iklimine benzemez ak deniz iklimini andırır,
rakımda Erzurum'a göre çok düşük olduğundan köyümüzde narenciye ve zeytin dışında her türlü meyve ve sebze yetişmektedir.Bu yıl köyü ziyaret ettiğimde
köyde seracılığa başlandığını gördüm köylülerim adına çok sevindim.
benim çocukluğumda köy halkı geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlardı
insanların bir işe gireyim sosyal güvencem olsun isteği insanları köyden şehire göçe zorladı.İşgücü şehirli olunca köyde yaşlılar kaldı bu bakımdan eskisi gibi
tarım ve hayvancılık yapılmıyor.Köy adeta turistik bir yer olmuş köy halkı artık tüketim toplumu olmuş.Hertürlü ihtiyacını şehirden gideriyor.
Köyüme sık sık gitmememe rağmen genede çok özlüyor ve köyümü seviyorum.
http://www.tortumkale.com/ tıkla izle

Delinen Cübbe

DELİNEN CÜBBE

Timur, askerleriyle bir gün talime çıkar
Aralarında bizim Hoca da var.
Tutar Timur, Hocayı diker nişan yerine.
Sonra dönüp en nişancı erine
Der ki: "Şimdi okunu Hocaya atacaksın"
"Sağ kolundan delecek attığın ok cübbeyi
Aman sakın Hocayı vurmayasın
."
Kim caydırabilir sözünden beyi?
Zavallı Hoca başlar titremeye.
Eh ! can bu! benzer mi hiç başka şeye?...
Çaresi yok, açar kolunu durur.
Nişancı oku çeker, istenen yerden vurur.
Hoca sevinirken kurtulduk diye
Yeni bir arzu daha gelir beye.
"Şimdi de sol kolu deleceksin!" der.
Hoca bir daha titrer.
Neyse, o bela da savuşturulur:
İkinci kol da ustaca vurulur.
"Şimdi der Timur, kavuk delinecek!"
Limon sarısı olur Hocada renk.
Öyle ya! Baş ,kola falan benzemez.
Yine ağzını açıp bir şey demez.
Üçüncü ok da bulunca yerini,
Timur güler, der ki:"Hoca Aferin!"
Sonra dönüp kendi askerlerine
"Şimdi, der, delinenlerin yerine,
Hocaya bir kavukla bir cübbe verin.."
Hoca boynunu büker
-"Sağ ol, der, eksik olma!
Buna da teşekkür ederim amma,
Emir buyrun bir de don versinler
."

O.V.Kanık
-
Erdoğan ASLAN

Erdoğan Aslan Web Sayfası
Eraslancemil
http://erdoganaslan.tr.gg/
http://eraslancemil.blogspot.com/
__________________________________
inanmanın, sevmenin, ideal yaşamanın ve hakkı savunmanın bedeli ağırdır.

Eşeğe gem vurmayın









Eşeğe Gem Vurmayın! (Hiciv)


Benim ağzım pek yandı, ama siz dikkat edin,

Yalnız layık olan adama hürmet edin,

Haddini kim bilmezse ona hakaret edin,

Ele alçak durmayın, onu hakikat sanır,

Eşeğe gem vurmayın, kendisini at sanır.


İnsanların kimisi uyuz köpek gibidir,

Kimisi ayı gibi, kimi eşek gibidir,

Tilkiye doğru olmak, hakka sövmek gibidir,

Namerdi okşamayın, onu bir tokat sanır,

Eşeğe gem vurmayın, kendisini at sanır.


Pehpehler, pohpohlarla çok itleri at yaptık,

Uçurduk da göklere alkıştan kanat yaptık,

Hiç yoktan başımıza koca saltanat yaptık,

Üstüne çul vursanız, it onu kanat sanır,

Eşeğe gem vurmayın, kendisini at sanır.


İşini uyduranlar tilki gibi kurnazdır,

*****ı hep yalandır, zekası gayet azdır,

Yalanını tutsanız, fayda yok utanmazdır,

Yüzüne tükürseniz, onu kalafat sanır,

Eşeğe gem vurmayın, kendisini at sanır.


Gösterme karda gez de kimseye izlerini,

Kıymet bilmeyenlere arz etme cevherini,

Varlığını belli et, açmadan her yerini,

Bir hamal kayığını sarhoş bilmez, yat sanır,

Eşeğe gem vurmayın, kendisini at sanır.


Sözü yerinde söyle, demiri tavında döv,

Öveceğin adamı iyi tart da öyle öv,

Söveceğin adamın yüzüne tükür de söv,

Yüzüne tükürmezsen onu iltifat sanır,

Eşeğe gem vurmayın, kendisini at sanır.

Namdar Rahmi Karatay