28 Ekim 2008 Salı

TORTUM GÖLÜ

Erzurum'a oradan Tortum istikametinde ilerliyerek şimdi Uzundere ilçemiz sınırlarında kalan bu şirin gölü, manzarasını izleyebilir oradaki konaklama tesislerinde nefis ala balık,meşur cağ kebabı ile karnınızı doyurabilirsiniz.
Eğer zamanınız varsa çamlıyamaç köyünde ki (Öşvank)kilisesini Bağbaşı beldesindeki Meryemana kilisesini de gezebilirsiniz.
Yörede o kadar bol tarih hazinesi var ki isimlerini şu an hatırlayamadım.En önemlilerinden Tortumkale'yi Görmenizi önerebilirim.Bu kalenin resimleri sayfalarımda mevcuttur.
Posted by Picasa

19 Ekim 2008 Pazar

2008 Yılında yapılıp Karşıyaka ve İzmirlilerin hatta tüm insanlığa sunulan Birleşmiş Milletler anıtının yöremize bir güzellik kattığı ve hatta turizmimize hizmet ettiğini söğleyebilirim.Buradan İzmir'in ve Karşıyakanın genel görünüşleri çok güzel o tepeden kuş bakışı her yeri izleme olanağı var.Bu mekâna Konak'tan 77 nolu otobüsle gidilebilinir.Ayrıca Karşıyaka'dan da otobüs var.O mekândan etrafı seyretmek , sıcak yada soğuk birşeyler içmek tüm yorgunluğunuzu atabilir.Eğer acıktıysanız gene oradaki mekânda karnınızı doyurabilir misafirlerinizi de ağırlayabilirsiniz.Ailece piknik dahi yapabilirsiniz.Şimdiden iyi seyirler diliyorum.
Posted by Picasa

12 Ekim 2008 Pazar

EZOP'TAN BİR HİKÂYE

Hikáye bu ya... Bir inek, bir beygir, bir eşek, etrafa dağılıp insanların ne yaptıklarını öğrenmeye ve üç yıl sonra buluşmaya karar verirler... Her biri başka yöne gider.
Aradan üç uzun yıl geçtikten sonra buluşma yerine önce inek ve beygir gelir... İkisi de perişan bir halde, zayıflamış, dişleri dökülmüş, kamburları çıkmış, adeta çökmüştür.
Beygir merakla sorar: "Nedir bu halin inek kardeş?"
İnek acıklı bir şekilde içini çekerek anlatır:
"Sorma beygir kardeş... Bu insanlar çok merhametsiz... Beni durmadan birbirlerine sattılar. Alan sütümü sağdı. Bir inek daha bulup onu yanıma koyarak bizi çifte koştular, aç bıraktılar. Canımı zor kurtardım be kardeş."
Beygir de acı acı başını sallayarak anlatır:
"Ah, sorma... Benim de ağzıma bir demir parçası geçirdiler, ağzımı açamadım. Üzerime bindiler, ses çıkaramadım. Biri indi, öbürü bindi! Binmedikleri zamanlar zincire vurdular. Belim çöküp de onları taşıyamaz bir hale geldiğinde arkama kocaman bir araba bağladılar. Bu sefer birçoğunu yeniden taşımaya başladım. Ben onları taşıdıkça, daha hızlı gitmem için kırbaçladılar. Canımı zor kurtardım inek kardeş."
İnek ve beygir böyle konuşurken uzaktan eşek görünür. Hayli neşelidir. Islık çala çala, taşlara tekme ata ata, hoplaya zıplaya gelir. Mutludur. Üstelik şişmanlamıştır. Tüyleri pırıl pırıl parlamakta, gözlerinin içi gülmektedir. Üzerinde lacivert takımlar vardır.
İnek ile beygir şaşırmış bir şekilde, "Nedir bu halin? Neler oldu? Neden böyle zevkten dört köşesin?" diye sorarlar.
Eşek keyifli bir şekilde anlatır:
"Sizden ayrıldıktan sonra uzakta bir memlekete vardım. Birisi yukarı çıkmış bağırıyor, bağırdıkça insanlar onu alkışlıyordu. Ben de yüksekçe bir yere çıkıp bağırdım. Benim bağırmamı bilirsiniz, yeri göğü inletirim. Sesimi duyan benim yanıma koştu, duyan duymayana haber verdi, etrafım insanla doldu. Onlar geldikçe ben daha çok bağırdım. Haktan, hukuktan, refahtan, adaletten filan bahsettim..."
"Eee, sonra ne oldu?"
"Ne olacak beni başkan seçtiler!"
"Deme yahu.. Yani sen başkan mı oldun?"
"Evet... Bir şey yapmama gerek kalmadı. Ben bağırdıkça onlar ’Seninle gurur duyuyoruz’ diye alkışladılar. Ben de yedim ve bağırdım, yedim ve bağırdım!"
"Pekiii, senin eşek olduğunu anlamadılar mı yahu?"
"Valla, yarısı anladı ama diğer yarısına anlatamadı!"
Rahmi TURAN
rturan@hurriyet.com.tr 12.10.2008