31 Aralık 2010 Cuma

YILIN ŞEYLERİ NEYLERİ

Melih Aşık Açık Pencere 


31 Aralık 2010

-  “Bitaraf olan bertaraf olur”: Yılın sözü.
-  “Bir milyar dolarım olduğunu yazanlar şimdi Silivri’de”: Yılın özü.
-  “İçki yerine üzüm yiyin”: Yılın tavsiyesi.
-  Anayasa Mahkemesi ve HSYK: Yılın tasfiyesi.
-  Genel başkanı görünce ayağa fırlayan vekiller: Yılın neferi.
-  Mavi Marmara’nın Gazze yolculuğu: Yılın seferi.
-  Lizbon’daki NATO toplantısında kazandığımız: Yılın zaferi!
-  Ulusa Sesleniş: Yılın ezası.
-  Yeni Anayasa: Yılın cezası.
-  “İsrail bizden özür dilesin”: Yılın kabak tadı vereni.
-  Bülent Arınç: Yılın asap bozup sinir gereni.
-  Haliç’te Yaşayan Simonlar: Yılın kitabı.
-  “Recep Bey”: Yılın hitabı.
-  TBMM: Yılın dekoru.
-  Milli gelirimizin bir gecede 2 bin 500 dolar artması!: Yılın rekoru.
-  Siperde çömelerek brifing alan Başbakan: Yılın pozu.
-  TV’lerdeki eş bulma programları: Yılın yozu.
-  Carla Bruni: Yılın madamı.
-  Wikileaks’in sahibi Julian Assange: Yılın adamı.
-  Yüzde 58: Yılın dramı.
-  Turhan Selçuk, İlhan Selçuk, Deniz Som  ve ismini sayamadığımız daha nice değer: Yılın kayıbı.
-  Yüzde 58: Yılın ayıbı.
-  Barcelonalı Messi: Yılın topçusu.
-  Yerdeki öğrenciyi coplayan polis: Yılın copçusu.
-  Yumurta: Yılın silahı.
-  Şemsiye: Yılın kalkanı.
-  Hanefi Avcı: Yılın mahkumu.
-  Muhterem hocamızın muhterem evladı Fatih Erbakan: Yılın mahdumu.
-  Apo’nun İmralı’dan örgütü yönetmesi karşısında gösterilen acizlik: Yılın zilleti.
-  Bilumum, “Yetmez ama evet”çiler: Yılın illeti.
-  YÖK’ün başındaki malum zat: Yılın piyonu.
-  Elvan Abeylegesse: Yılın şampiyonu.
-  Domates: Yılın zampiyonu.
-  Şenol Güneş: Yılın teknik direktörü.
-  Prof. Mehmet Pakdemirli: Yılın rektörü!
-  Çalışma Bakanı Ömer Dinçer’in Zonguldak’ta ölen madenciler için söylediği, “Güzel öldüler!”: Yılın gafı.
-  HES’ler: Yılın talanı.
-  “İmralı ile görüştüğümüzü iddia edenler şerefsizdir”: Yılın yalanı.
-  “İmralı ile kendimin ve hükümetten birinin görüşmesi asla olmamıştır”: Yılın dolanı.
-  “Yetmez ama evet”: Yılın sloganı.
-  Av Mevsimi: Yılın filmi.
-  Suudi din adamlarının, “Beden dersleri bekareti bozar”: Yılın ilmi!
-  Dünya kupasında maçların sonucunu önceden doğru tahmin eden Ahtapot Paul: Yılın bir bileni.
-  Deniz Baykal: Yılın (yok yoluna!) gideni.
-  Çay ve simit: Yılın azığı.
-  Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu: Yılın yazığı.
-  4 lirayı bulan benzin: Yılın kazığı.
-  Zonguldak’ta yitirdiğimiz madenciler: Yılın acısı.
-  Beleşten hacca giden bilumum siyasetçi ve bürokratlar: Yılın hacısı.
-  Ergenekon savcılarının Tuncay Özkan’a yönelttikleri, “Taze fasulye sever misiniz?”: Yılın sorusu.
-  Vuvuzela: Yılın borusu.
-  Odatv ile Sözcü: Basında yılın gururu.
-  Nevin Yanıt ve Elvan: Sporda yılın onuru...

26 Aralık 2010 Pazar

Banka

Banka...
hepimizin çok iyi bildiği halde farkında olmadığımız çoook
önemli şeyimiz...............................
Her sabah hesabınıza 86400 Lira yatıran bir banka düşünün.
Gün boyu istediğiniz kadar parayı harcamakta veya harcamamakta serbestsiniz.
Parayı istediğiniz şekilde kullanabilirsiniz.
Oyunun sadece tek bir koşulu var: harcamayı başaramadığınız meblağ ertesi güne devretmez ve
akşam hesabınızdan geri çekilir. Bu paranın hiçbir bölümünü ne sebeble
olursa olsun saklayamazsınız. Bir önceki günün tutarının tamamını
harcamış veya hiçbir bölümünü harcamamış da olsanız ertesi sabah
hesabınızda yine 86,400 Lira bulacaksınız.
Nasıl keyifli değil mi?
Farkında olsanız da olmasanız da aslında, hepimizin böyle bir bankası var.
Adı ZAMAN.
Her sabah 86.400 saniye hesabınıza yatıyor ve o gün daha fazlasını asla
harcayamıyorsunuz.
Kullanamadığınız kısım ise akıp gidiyor ve hesabınızdan siliniyor..
Hiç devretmiyor.
Her gün size yeni bir hesap açılıyor.
Her akşam günün bakiyesi siliniyor.
Eğer günlük hesabınızı kullanmadıysanız, bu zarar sizindir.
Geriye dönüş yok, yarından avans çekmek yok.
Bugünü, bugünkü hesaptan yaşamalısınız.
Ona yatırım yapın ki, size sağlık, mutluluk ve başarı olarak geri dönsün.
Zaman akıp gidiyor gününüzü gün etmeye bakın!
BIR SENE'nin değerini anlayabilmek için sınıfta kalan bir öğrenciye
sorun.
BIR AY'ın değerini anlayabilmek için, prematüre bir bebeği dünyaya
getiren anneye sorun.
BIR HAFTA'nın değerini anlayabilmek için, haftalık derginin aditörüne
sorun.
BIR DAKIKA'nın değerini anlayabilmek için, treni henüz kaçırmış bir kişiye sorun.
BIR SANIYE'nin değerini anlayabilmek için, bir kazayı kılpayı atlatmış bir kişiye sorun.
BIR MILISANIYE'nin değerini anlayabilmek için,
olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan kişiye sorun.
Şunu unutmayın ki zaman hiç kimseyi beklemez.
Dün artık mazi oldu.
Yarın ise muamma.

24 Aralık 2010 Cuma

*ÇAM SÜSLEME GELENEĞİ*

*YILSONU YAKLAŞIYOR, TEKRAR HATIRLAMAKTA YARAR VAR...*

*Muazzez İlmiye Çığ diyor ki:*
Hıristiyanları n İsa'nın doğuşu olarak kutladığı Noel bayramı,

çok eskiye dayanan Türklerin yeniden doğuş bayramıdır.
Türklerin, tek tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre,
yeryüzünün tam ortasında bir akçam ağacı bulunuyor.
Buna hayat ağacı diyorlar. Bu ağacı, motif olarak bizim
bütün halı, kilim ve işlemelerimizde görebiliriz.
Türklerde güneş çok önemli. İnançlarına göre gecelerin kısalıp
gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık'ta gece gündüzle savaşıyor.
Uzun bir savaştan sonra gün geceyi yenerek zafer kazanıyor.
İşte bu güneşin zaferini, yeniden doğuşu, Türkler büyük
şenliklerle akçam ağacı altında kutluyorlar.
Güneşin yeniden doğuşu, bir yeni doğum olarak algılanıyor.
Bayramın adı: NARDUGAN (nar=güneş, tugan, dugan=doğan) Doğan Güneş.
Güneşi geri verdi diye Tanrı Ülgen'e dualar ediyorlar.
Duaları Tanrıya gitsin diye ağacın altına hediyeler koyuyorlar,
dallarına bantlar bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar Tanrıdan.
Bu bayram için, evler temizleniyor. Güzel giysiler giyiliyor.
Ağacın etrafında şarkılar söyleyip oyunlar oynuyorlar.
Yaşlılar, büyük babalar, nineler ziyaret ediliyor, aileler bir araya
gelerek birlikte yiyip içiyorlar.
Yedikleri; yaş ve kuru meyveler, özel yemek ve şekerleme.
Bayram, aile ve dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır,
uğur gelirmiş.
Akçam ağacı yalnız Orta Asya'da yetişiyormuş.
Filistin'de bu ağacı bilmezlermiş.
Bu yüzden bu olayın Türklerden Hıristiyanlara geçtiği ve bunu
da Hunların Avrupa'ya gelişlerinden sonra onlardan görerek aldıkları
söyleniyor.
İsa'nın doğumu ile hiç ilgisi yok.
"Doğum, güneşin yeniden doğuşu"
*
Sümerolog**
Muazzez İlmiye ÇIĞ*

14 Aralık 2010 Salı

Fıkralar...

Telefondaki ses…
     - Alo buyrun ?
     - Emel hanım ?
    - Evet efendim, buyrun!
    - Emel Karakaş di mi?!
    - Evet efendimm!
    - Hanfendi, burası b…k laboratuvarı.
    - Eşinizin test sonucu geldi.
    - Oh, çok şükür.. dinliyorum.
    - Ancak aynı isimde birinin daha test sonucu var elimde. Yanlışlık    yapmaktan korkuyoruz.. Açık konuşmak gerekirse hangisi daha kötü bilemiyorum !!!
    - Ne demek istiyorsunuz ?
    - Valla biri Alzaymer diğeri Aids!
    - Bi daha yaptırsak testi?
    - Hanfendi biliyorsunuz bunlar pahalı testler, sigorta ödemez ikinci testi.
    - Ne yapmalı o zaman?
    - Bakın biz burada düşündük şöyle bi fikir geldi aklımıza:
    Kocanızı bindirin arabaya, şehrin ortasında biyerde bırakın…
    Evi bulursa sakın bi daha onla yatmayın!!
!

   
    Vesikalık Fotoğraf
   
    TEMEL memuriyet sınavını kazanmış. İşe başlamadan önce bazı belgeler ve 8 adet vesikalık fotoğraf istemişler.
    Temel sormuş;
    - Vesikalık fotoğraf nedir?
    - Belden yukarısını gösteren fotoğraf.
    Temel “Tamam” demiş ve arkadaşı İdris’i aramış.
     - İdris, yarın deniz kenarına gel. Ben çukur kazıp yarı belime kadar gireceğim. Sen de belden yukarı fotoğrafımı çekeceksin.
    İdris sabah erkenden gelmiş. O da ne? Temel 8 tane çukur kazmış! Dayanamayıp sormuş;
    - Temel o da ne?
    - Yahu İdris, 8 tane vesikalık fotoğraf istediler ya… Sekizine de girip çıkacağım.
    İdris dayanamamış;
    - Temel ne aptal adamsın öyle.. Sekiz çukura ne gerek vardı. Bir tane yeterdi. Baksana… Ben 8 tane fotoğraf makinesi getirdim!

Gülümseyin
    Amerikalı bir antikacının yolu Türkiye’ye düşmüş, hayvan pazarının birinde geziyormuş. Birden, önünde ihtiyarca bir adamın durduğu, zayıf mi zayıf, hasta bir eşek görmüş; ancak dikkatini çeken, bu zavallı eşeğin üzerinde gördüğü, oldukça eski ve son derece değerli semermiş. Antika kültürü olmayan bu zavallı ihtiyardan semeri son derece ucuza satın alabileceğini düşünerek pazarlığa başlamış. Sıkı bir pazarlıktan sonra, eşeği normal fiyatının 4-5 katına satın almak üzere anlaşmış. Milyonlarca dolar değerinde semeri, 4-5 eşek parasına aldığı için sevinmeye tam başlamışken, ihtiyar oradaki bir çocuğa seslenmiş:
“Oglum, kalk da ahırdan yeni bir semer getir beyefendi için, bu eski semerle göndermeyelim onu!”
Amerikalı tutuşmuş haliyle:
“Benim için sorun degil, zahmet etmeyin..” filan derken bayağı bir dil dökmüş.
En son bizim ihtiyar dayanamamış:
“Boşuna uğraşma beyim, biz o semerle çok eşekler sattık!”

meilce.com'dan alındı