31 Aralık 2010 Cuma

YILIN ŞEYLERİ NEYLERİ

Melih Aşık Açık Pencere 


31 Aralık 2010

-  “Bitaraf olan bertaraf olur”: Yılın sözü.
-  “Bir milyar dolarım olduğunu yazanlar şimdi Silivri’de”: Yılın özü.
-  “İçki yerine üzüm yiyin”: Yılın tavsiyesi.
-  Anayasa Mahkemesi ve HSYK: Yılın tasfiyesi.
-  Genel başkanı görünce ayağa fırlayan vekiller: Yılın neferi.
-  Mavi Marmara’nın Gazze yolculuğu: Yılın seferi.
-  Lizbon’daki NATO toplantısında kazandığımız: Yılın zaferi!
-  Ulusa Sesleniş: Yılın ezası.
-  Yeni Anayasa: Yılın cezası.
-  “İsrail bizden özür dilesin”: Yılın kabak tadı vereni.
-  Bülent Arınç: Yılın asap bozup sinir gereni.
-  Haliç’te Yaşayan Simonlar: Yılın kitabı.
-  “Recep Bey”: Yılın hitabı.
-  TBMM: Yılın dekoru.
-  Milli gelirimizin bir gecede 2 bin 500 dolar artması!: Yılın rekoru.
-  Siperde çömelerek brifing alan Başbakan: Yılın pozu.
-  TV’lerdeki eş bulma programları: Yılın yozu.
-  Carla Bruni: Yılın madamı.
-  Wikileaks’in sahibi Julian Assange: Yılın adamı.
-  Yüzde 58: Yılın dramı.
-  Turhan Selçuk, İlhan Selçuk, Deniz Som  ve ismini sayamadığımız daha nice değer: Yılın kayıbı.
-  Yüzde 58: Yılın ayıbı.
-  Barcelonalı Messi: Yılın topçusu.
-  Yerdeki öğrenciyi coplayan polis: Yılın copçusu.
-  Yumurta: Yılın silahı.
-  Şemsiye: Yılın kalkanı.
-  Hanefi Avcı: Yılın mahkumu.
-  Muhterem hocamızın muhterem evladı Fatih Erbakan: Yılın mahdumu.
-  Apo’nun İmralı’dan örgütü yönetmesi karşısında gösterilen acizlik: Yılın zilleti.
-  Bilumum, “Yetmez ama evet”çiler: Yılın illeti.
-  YÖK’ün başındaki malum zat: Yılın piyonu.
-  Elvan Abeylegesse: Yılın şampiyonu.
-  Domates: Yılın zampiyonu.
-  Şenol Güneş: Yılın teknik direktörü.
-  Prof. Mehmet Pakdemirli: Yılın rektörü!
-  Çalışma Bakanı Ömer Dinçer’in Zonguldak’ta ölen madenciler için söylediği, “Güzel öldüler!”: Yılın gafı.
-  HES’ler: Yılın talanı.
-  “İmralı ile görüştüğümüzü iddia edenler şerefsizdir”: Yılın yalanı.
-  “İmralı ile kendimin ve hükümetten birinin görüşmesi asla olmamıştır”: Yılın dolanı.
-  “Yetmez ama evet”: Yılın sloganı.
-  Av Mevsimi: Yılın filmi.
-  Suudi din adamlarının, “Beden dersleri bekareti bozar”: Yılın ilmi!
-  Dünya kupasında maçların sonucunu önceden doğru tahmin eden Ahtapot Paul: Yılın bir bileni.
-  Deniz Baykal: Yılın (yok yoluna!) gideni.
-  Çay ve simit: Yılın azığı.
-  Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu: Yılın yazığı.
-  4 lirayı bulan benzin: Yılın kazığı.
-  Zonguldak’ta yitirdiğimiz madenciler: Yılın acısı.
-  Beleşten hacca giden bilumum siyasetçi ve bürokratlar: Yılın hacısı.
-  Ergenekon savcılarının Tuncay Özkan’a yönelttikleri, “Taze fasulye sever misiniz?”: Yılın sorusu.
-  Vuvuzela: Yılın borusu.
-  Odatv ile Sözcü: Basında yılın gururu.
-  Nevin Yanıt ve Elvan: Sporda yılın onuru...

26 Aralık 2010 Pazar

Banka

Banka...
hepimizin çok iyi bildiği halde farkında olmadığımız çoook
önemli şeyimiz...............................
Her sabah hesabınıza 86400 Lira yatıran bir banka düşünün.
Gün boyu istediğiniz kadar parayı harcamakta veya harcamamakta serbestsiniz.
Parayı istediğiniz şekilde kullanabilirsiniz.
Oyunun sadece tek bir koşulu var: harcamayı başaramadığınız meblağ ertesi güne devretmez ve
akşam hesabınızdan geri çekilir. Bu paranın hiçbir bölümünü ne sebeble
olursa olsun saklayamazsınız. Bir önceki günün tutarının tamamını
harcamış veya hiçbir bölümünü harcamamış da olsanız ertesi sabah
hesabınızda yine 86,400 Lira bulacaksınız.
Nasıl keyifli değil mi?
Farkında olsanız da olmasanız da aslında, hepimizin böyle bir bankası var.
Adı ZAMAN.
Her sabah 86.400 saniye hesabınıza yatıyor ve o gün daha fazlasını asla
harcayamıyorsunuz.
Kullanamadığınız kısım ise akıp gidiyor ve hesabınızdan siliniyor..
Hiç devretmiyor.
Her gün size yeni bir hesap açılıyor.
Her akşam günün bakiyesi siliniyor.
Eğer günlük hesabınızı kullanmadıysanız, bu zarar sizindir.
Geriye dönüş yok, yarından avans çekmek yok.
Bugünü, bugünkü hesaptan yaşamalısınız.
Ona yatırım yapın ki, size sağlık, mutluluk ve başarı olarak geri dönsün.
Zaman akıp gidiyor gününüzü gün etmeye bakın!
BIR SENE'nin değerini anlayabilmek için sınıfta kalan bir öğrenciye
sorun.
BIR AY'ın değerini anlayabilmek için, prematüre bir bebeği dünyaya
getiren anneye sorun.
BIR HAFTA'nın değerini anlayabilmek için, haftalık derginin aditörüne
sorun.
BIR DAKIKA'nın değerini anlayabilmek için, treni henüz kaçırmış bir kişiye sorun.
BIR SANIYE'nin değerini anlayabilmek için, bir kazayı kılpayı atlatmış bir kişiye sorun.
BIR MILISANIYE'nin değerini anlayabilmek için,
olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan kişiye sorun.
Şunu unutmayın ki zaman hiç kimseyi beklemez.
Dün artık mazi oldu.
Yarın ise muamma.

24 Aralık 2010 Cuma

*ÇAM SÜSLEME GELENEĞİ*

*YILSONU YAKLAŞIYOR, TEKRAR HATIRLAMAKTA YARAR VAR...*

*Muazzez İlmiye Çığ diyor ki:*
Hıristiyanları n İsa'nın doğuşu olarak kutladığı Noel bayramı,

çok eskiye dayanan Türklerin yeniden doğuş bayramıdır.
Türklerin, tek tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre,
yeryüzünün tam ortasında bir akçam ağacı bulunuyor.
Buna hayat ağacı diyorlar. Bu ağacı, motif olarak bizim
bütün halı, kilim ve işlemelerimizde görebiliriz.
Türklerde güneş çok önemli. İnançlarına göre gecelerin kısalıp
gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık'ta gece gündüzle savaşıyor.
Uzun bir savaştan sonra gün geceyi yenerek zafer kazanıyor.
İşte bu güneşin zaferini, yeniden doğuşu, Türkler büyük
şenliklerle akçam ağacı altında kutluyorlar.
Güneşin yeniden doğuşu, bir yeni doğum olarak algılanıyor.
Bayramın adı: NARDUGAN (nar=güneş, tugan, dugan=doğan) Doğan Güneş.
Güneşi geri verdi diye Tanrı Ülgen'e dualar ediyorlar.
Duaları Tanrıya gitsin diye ağacın altına hediyeler koyuyorlar,
dallarına bantlar bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar Tanrıdan.
Bu bayram için, evler temizleniyor. Güzel giysiler giyiliyor.
Ağacın etrafında şarkılar söyleyip oyunlar oynuyorlar.
Yaşlılar, büyük babalar, nineler ziyaret ediliyor, aileler bir araya
gelerek birlikte yiyip içiyorlar.
Yedikleri; yaş ve kuru meyveler, özel yemek ve şekerleme.
Bayram, aile ve dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır,
uğur gelirmiş.
Akçam ağacı yalnız Orta Asya'da yetişiyormuş.
Filistin'de bu ağacı bilmezlermiş.
Bu yüzden bu olayın Türklerden Hıristiyanlara geçtiği ve bunu
da Hunların Avrupa'ya gelişlerinden sonra onlardan görerek aldıkları
söyleniyor.
İsa'nın doğumu ile hiç ilgisi yok.
"Doğum, güneşin yeniden doğuşu"
*
Sümerolog**
Muazzez İlmiye ÇIĞ*

14 Aralık 2010 Salı

Fıkralar...

Telefondaki ses…
     - Alo buyrun ?
     - Emel hanım ?
    - Evet efendim, buyrun!
    - Emel Karakaş di mi?!
    - Evet efendimm!
    - Hanfendi, burası b…k laboratuvarı.
    - Eşinizin test sonucu geldi.
    - Oh, çok şükür.. dinliyorum.
    - Ancak aynı isimde birinin daha test sonucu var elimde. Yanlışlık    yapmaktan korkuyoruz.. Açık konuşmak gerekirse hangisi daha kötü bilemiyorum !!!
    - Ne demek istiyorsunuz ?
    - Valla biri Alzaymer diğeri Aids!
    - Bi daha yaptırsak testi?
    - Hanfendi biliyorsunuz bunlar pahalı testler, sigorta ödemez ikinci testi.
    - Ne yapmalı o zaman?
    - Bakın biz burada düşündük şöyle bi fikir geldi aklımıza:
    Kocanızı bindirin arabaya, şehrin ortasında biyerde bırakın…
    Evi bulursa sakın bi daha onla yatmayın!!
!

   
    Vesikalık Fotoğraf
   
    TEMEL memuriyet sınavını kazanmış. İşe başlamadan önce bazı belgeler ve 8 adet vesikalık fotoğraf istemişler.
    Temel sormuş;
    - Vesikalık fotoğraf nedir?
    - Belden yukarısını gösteren fotoğraf.
    Temel “Tamam” demiş ve arkadaşı İdris’i aramış.
     - İdris, yarın deniz kenarına gel. Ben çukur kazıp yarı belime kadar gireceğim. Sen de belden yukarı fotoğrafımı çekeceksin.
    İdris sabah erkenden gelmiş. O da ne? Temel 8 tane çukur kazmış! Dayanamayıp sormuş;
    - Temel o da ne?
    - Yahu İdris, 8 tane vesikalık fotoğraf istediler ya… Sekizine de girip çıkacağım.
    İdris dayanamamış;
    - Temel ne aptal adamsın öyle.. Sekiz çukura ne gerek vardı. Bir tane yeterdi. Baksana… Ben 8 tane fotoğraf makinesi getirdim!

Gülümseyin
    Amerikalı bir antikacının yolu Türkiye’ye düşmüş, hayvan pazarının birinde geziyormuş. Birden, önünde ihtiyarca bir adamın durduğu, zayıf mi zayıf, hasta bir eşek görmüş; ancak dikkatini çeken, bu zavallı eşeğin üzerinde gördüğü, oldukça eski ve son derece değerli semermiş. Antika kültürü olmayan bu zavallı ihtiyardan semeri son derece ucuza satın alabileceğini düşünerek pazarlığa başlamış. Sıkı bir pazarlıktan sonra, eşeği normal fiyatının 4-5 katına satın almak üzere anlaşmış. Milyonlarca dolar değerinde semeri, 4-5 eşek parasına aldığı için sevinmeye tam başlamışken, ihtiyar oradaki bir çocuğa seslenmiş:
“Oglum, kalk da ahırdan yeni bir semer getir beyefendi için, bu eski semerle göndermeyelim onu!”
Amerikalı tutuşmuş haliyle:
“Benim için sorun degil, zahmet etmeyin..” filan derken bayağı bir dil dökmüş.
En son bizim ihtiyar dayanamamış:
“Boşuna uğraşma beyim, biz o semerle çok eşekler sattık!”

meilce.com'dan alındı

26 Kasım 2010 Cuma

KRİSTOF KOLOMB EVLİ OLSAYDI!...

Kristof KOLOMB evli olsaydı belki de Amerika kıtası hiç bir zaman keşfedilmeyecekti. Çünkü o meşhur ve macera dolu seyahatın planlarını yapmak yerine karısının, ona yönelteceği soruların cevaplarını vermeye çalışacaktı. Peki Kristof KOLOMB ‘un karısı ona ne sorabilirdi :

1.     Bölüm soruları :
Nereye gidiyorsun?
Kiminle gidiyorsun?
Niçin gidiyorsun?
Nasıl gidiyorsun?

Keşif için gidiyorum.
Neyin keşfine gidiyorsun?
Niye bir tek sen gidiyorsun?

2.     Bölüm soruları :

Sen dönene kadar ben ne yapacağım?
Ben de seninle gelebilir miyim?
Senin kürekçilerin var mı?
Personel listeni bana göstersene!
Peki ne zaman dönüyorsun?
Doğru söyle niçin gidiyorsun?

3.     Bölüm soruları:
Sen bu seyahatı bensiz planladın değil mi?
Bana cevap versene?
Bu seyahattan amacın ne?
Yoksa biriyle mi kaçıyorsun?
Senden nasıl haber alacağım?
Senin orada neler çevirdiğin ne malum?
Gemide kadın da var mı demiştin?

4.      Bölüm soruları :
Ben hala neyin keşfin olduğunu anlayamadım?
Senden başka keşif yapacak yok mu ?
Sen zaten her zaman böyle yapıyorsun!
Sen kendini bana karşı ön plana çıkartıyorsun!
Ben anlamıyorum keşfedilececek başka bir şey daha kaldı mı ki?
Benim kırık kalbimi niye keşfetmıyorsun? (*** Bu maddeye yıldız veriyorum)

5.     Bölüm soruları :
Onu bunu bilmem ben de seninle geleceğim!
Yalnız annemler seyahattan dönene kadar bir ay beklemen lazım!

Neden?
Çünkü onların da gelmelerini istiyorum!
Annemler bugüne kadar hiçbir yeri keşfetmediler!

Olmaz!
Kapat çeneni, sen bir damat olarak bunu yapmak zorundasın!
Sen gemide kadın da var demiştin. Değil mi?

 NOT:Bu yazı Zehra Ocak tarafından E-Posta iletisi olarak gönderildi kendisine teşekkür ederim.

10 Kasım 2010 Çarşamba

Affetmiyorum sizi.

SEN! Bakınma sağa sola! Evet SEN!
Bir kilo prince bir torba makarnaya kandın.
Bu k...adar mı açtın!
Bu kadar mı sefildin!
Seni buna muhtaç edip verenin niyetini hiç mi anlamadın!


SEN! Evet SEN! Yüzü kızaran!
Bir metre kare yere bin kurşunun düştüğü yerde, şehit düştü atan.
Hiç mi titremedi o elin!
Vatan toprağını satana "evet" dedin.!


SEN! Ya SEN! Köşe bucak saklanan!
Gaflet,delalet ve hıyanet içinde olanları görüp susan! Adı "AYDIN" olan!
Sana dokunmadı mı yılan!
Kır o kalemini KIR!


Ya SEN! Ya SEN! Ağlayarak bana bakan!
Okumadın mı gençliğe hitabımı?
İçerden işgal ediliyor vatan!
Silkele üstündeki tozu, emdiğin süt haram olmadan!


Ya SİZ! Ya SİZLER!
SİLİN CUMHURİYET İLKELERİMİ TEKER TEKER!
Dolarla yatıp dolarla kalkın!
"AVRUPA AVRUPA" diye yerlere yatın!
Cübbelerinizle zafer narası atın!
Mehmetçiğe kurşun sıkana "kardeşlerim" diyeni meclise alın!
Kurumları, madenleri, toprağı, denize döktüklerime satın..!


Size zaten sözüm yok....!!!


HELAL ETMİYORUM HİÇ BİRİNİZE NE ŞEHİTLERİMİN NEDE BENİM HAKKIMI.!!



10 ERKEK 1 KADIN
11 KİŞİ 
Helikopterden sarkan halata asılıdırlar,
  ip herkesi taşıyacak kadar güçlü olmadığı için içlerinden birinin ipi bırakması gerektiğine karar verirler,  yoksa hep beraber düşecektirler. Bu kişinin kim olacağına karar veremezler. 
Ama o anda kadın çok etkileyici bir konuşma yapar. 


Tamamen gönüllü olarak ipi bırakabileceğini söyler. 


ÇÜNKÜ; bir kadın olarak, kocası için,
çocukları için ve aslında genelde erkekler için herşeyi bırakmaya alışık olduğunu söyler.
hemde karşılıksızca.
hikayesini bitirir bitmez, tüm erkekler onu alkışlamaya 
başlarlar....
ve tüm erkekler 
aşağı düşer:)
NOT:Yukarıda ki 2 yazı da Facebook sayfasından alınmıştır.

4 Kasım 2010 Perşembe

SU SORUNUMUZ!...

ARKADAŞLAR GEZEGENİMİZDEKİ SU KAYNAKLARI TÜKENMEKTE... 
BUNU HEPİMİZ BİLİYORUZ.
DUYARLI OLAN HERKES BU BİLDİRGEDE ALINAN KARARLARA UYSUN LÜTFEN...


İstanbul'da yapılan "5. Uluslararası Su Forumu" nun Sonuç Bildirgesi...


  1.Su böreği ve sulu köfteyi az tüketelim.
 2.Gidenin arkasından su dökmeyelim.
 3.Kimseye sulanmayalım.
 4.Sulu boya değil kuru boya kullanalım.
 5.Meyve suyu değil, posasını tüketelim.
 6.Kimseyle aramızdan su sızdırmayalım.
 7.Çok yürüyüp ayaklarımıza kara sular indirmeyelim.
 8.Kimseyi bir kaşık suda boğmayalım.
 9.Havadan konuşalım, sudan konuşmayalım.
10.Saman altından su yürütmeyelim.
11.Pişmiş aşa su katmayalım.
12.Sulukule ekibini fazla izlemeyelim.
13.Olayları sulandırmayalım.
14.Sudan sebeplere fazla kafamızı takmayalım. 
15.Su terazisi kullanmayalım.
16.Rakımıza su katmayalım. İçenler de sek içsin!
NOT:Bu güzel görüşler arkadaşım Fehmi Ünalmış tarafından E-Posta iletisi olarak gönderildi.Kendisine teşekkür edererim.

30 Ekim 2010 Cumartesi

Boğaz'da muhteşem kutlama


Cumhuriyet'in ilanının 87. yıl dönümü kutlamaları kapsamında Dolmabahçe Sarayı'nda resepsiyon düzenlendi. Etkinlikler çerçevesinde İstanbul Boğazı'nda da havai fişek ve lazer gösteri yapıldı. Gösteride muhteşemanlar yaşandı.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Fıkra

Eğer bir dış etken seni üzerse, duyduğun acı o şeyin kendisinden değil senin ona verdiğin değerden geliyordur.
Onu da her an ortadan kaldırma gücün vardır...
Marcus Aune

DEMİREL'DEN FIKRA
Geçtiğimiz günlerde bir toplantıda eski Cumhurbaşkanları'ndan
Demirel'e ülkenin durumu hakkında ne düşündüğü sorulmuş. Demirel de
soruyu yönelten kişiye:"Bak sana bunu bir fıkrayla anlatayım da pazar
neşesi olsun" demiş. Demirel'in anlattığı fıkra :
Osmanlı döneminde yolsuzlukları ile ünlü Karakuşi adında bir kadı varmış.
Bir gün Karakuşi Kadı, bir fırının önünden geçerken burnuna güzel bir
koku gelmiş.
Vitrinde güveç içinde nar gibi kızarmış sahibini bekleyen nefis bir ördek var...
Karakuşi Kadı, fırıncıya 'Ben bunu aldım' demiş.
Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş.
Az sonra ördeğin sahibi gelmiş: 'Hani bizim ördek?'
Fırıncı boynunu büküp 'Uçtu' deyince iş kavgaya dönüşmüş.
Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü
çıkarınca korkup kaçmaya başlamış... Gayrimüslim de peşinde kovalıyor...
Fırıncı ,kaçarken duvardan atlımış ve, bilmeden öteki taraftaki
hamile bir kadının üstüne düşmüş.
Hamile çocuğunu düşürdüğü için, Hamilenin kocası da fırıncının peşine düşmüş.
Ca! n havliyle kaçan fırıncı Önüne çıkan bir yahudiyi çarpıp devirmiş ,
Üzeri çamur olan yahudi de kızıp takılmış fırıncının peşine...
Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler hepsini yakalayarak Karakuşi
Kadının karşısına çıkarmışlar.
Kadı sırayla sormuş... Ördeğin sahibi,'Bu adam ördeğimi hiç etti' diye şikáyet etmiş.
Karakuşi Kadı, fırıncıya sormuş: 'Ne yaptın bu adamın ördeğini?'
Fırıncı 'Uçtu' demiş. Kadı, kara kaplı defterini açmış:
'Ördeğin karşısında tayyar yazılı. Tayyar 'Uçar' anlamına gelir. O
halde ördeğin uçması suç değil' diyerek fırıncının beraatına karar vermiş.
Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş... Onun şikáyetine de kara
kaplı defterden bir madde bulmuş: 'Her kim ki, gayrimüslimin İKİ
gözünü çıkara, o müslimin TEK gözü çıkarıla...'
Davacı 'Ne olacak?' diye sorunca Karakuşi Kadı, 'Şimdi' demiş,
'Fırıncı senin Sağlam kalan öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız.'
Tabii gayrimüslim şikáyetinden hemen vazgeçmiş, fırıncı bu davadan da
beraat etmiş.
Çocuğunu kaybeden Hamilenin kocasına da Karakuşi Kadı, 'Tamam' demiş,
'Karını vereceksin, fırıncıya O yerine yeni çocuk koyacak''..
Böyle olunca Hamilenin kocası da şikayetini anında geri almış, fırıncı
bu davadan da kurtulmuş.
Kadı dönmüş Yahudi'ye: 'Senin şik áyetin ne?'Bre...
Yahudi ellerini açmış, 'Ne diyeyim kadı efendi' demiş, 'Adaletinle bin yaşa sen, e mi !'
Demirel bu fıkrayı anlattıktan sonra kendisini dinleyen topluluğa
dönerek, kıssadan hisse: Ananı "öpen" kadı ise, kime şikáyet edeceksin?.. Bugün ülkedeki durum bu! Anladın mı?!!!!

23 Ekim 2010 Cumartesi

Sıra sıra inciler

AKP döneminde Başbakan'ın ve siyasi kurmaylarının yaptığı gaflar çok tartışıldı. İşte tarihleriyle o gafların listesi:

“Lenin’i ölü olarak görmek çok güzel” - 12 Temmuz 2006 / Bülent Arınç
“Şişli ile Şemdinli aynı imkanlara sahip” - 17 Eylül 2007 / Recep Tayyip Erdoğan
“Türkiye’de işsizlik olduğuna inanmıyorum” - 13 aralık 2007 / Zafer Çağlayan
“Ayakların baş olduğu yerde kıyamet kopar” - 22 Nisan 2008 / Recep Tayyip Erdoğan
“İşkence konusunda hamdolsun ülkemizde sorun yoktur“ – 13 haziran 2008 Beşir Atalay
“Sel riski varsa üst kattaki komşunuzda kalın” - 10 Eylül 2009 / Melih Gökçek
“Her üniversite mezunu iş bulacak diye bir kaide yok„ – 30 Eylül 2009 / Recep Tayyip Erdoğan
“Köşe yazarları az yazarsa ülke huzur bulur”– 1 Aralık 2009/ Recep Tayyip Erdoğan
“Ülkemizde bu şartlarda çalışacak çok insan var” -1 Ocak 2010 / Ömer Dinçer
“Bize karşı çıkan kanı bozukları tahlil etmeli” - 23-Şubat-2010 / Ahmet Aydoğmuş
“Ak Parti iktidara geldi ineklerin sütü arttı” – 13 haziran 2010 / Ali Koyuncu
“Başbakan sensin, ister asar ister kesersin“ – 23 Nisan 2010 / Recep Tayip Erdoğan
“Ölmek madencilerin kaderinde var” 19 Mayıs 2010 / Recep Tayyip Erdoğan
“Kadere imanın yoksa seninle tartışacak değilim” 21 Mayıs 2010 / Recep Tayyip Erdoğan
“Madenciler güzel öldüler” 27 Mayıs 2010 / Ömer Dinçer
“Demokratikleşme için Doğudan eş almak” –Rize 30 Haziran 2010 / Halil Bakırcı
“Nijeryalılara Türkçe öğrettik Kürtlere öğretemedik“ – 12 Temmuz 2010 / Cemil Çiçek
“Alkol içmeyin üzüm yiyin” – 19 Temmuz 2010 / Recep Tayyip Erdoğan
“Bizde olsa 3 günde çıkarırdık” - 13 Ekim 2010 / Ömer Dinçer
Veysel Başaran

12 Ekim 2010 Salı

3 ADAM VE TANRI'YA DUA...

Günün birinde üç erkek ormanda yürürlerken karşılarına büyük ve Vahşi bir
nehir çıkar. Ama erkeklerin, nehrin karşı kıyısına mutlaka
Geçmeleri gerekiyordu.
** Peki bunu nasıl başaracaklardı....
Birinci erkek dizlerinin üstüne çöktü ve Tanrıya dua etti;
"Tanrım, lütfen nehrin karşı kıyısına geçebilmem için bana güç ver"
Tanrı ona uzun kollar ve Güçlü bacaklar verdi
Böylece nehrin karşı kıyısına geçebildi Ancak bunun için 2 saat
boyunca dalgalarla boğuştu ve neredeyse 3-4 kez boğulma tehlikesi
geçirdi. Ama,başarmıştı
Bunu gören ikinci erkek de Tanrıya dua etti;
"Tanrım Lütfen nehrin karşı kıyısına geçebilmem için bana güç ve
gerekli aracı ver"
Tanrı ona bir tekne verdi ve o da nehrin karşı kıyısına geçmeyi
başardı,ancak birkaç kez teknenin alabora olma tehlikesiyle
karşılaştı...
Tüm bu olan bitenleri izleyen üçüncü erkek de dizlerinin üstüne çöktü ve
Tanrıya yalvardı;
"Tanrım lütfen nehrin karşı kıyısına geçebilmem için bana AKIL ver."
Tanrı erkeği bir kadına dönüştürdü.
Kadın haritaya baktı....
Nehrin biraz yukarısına doğru az yürüdü
Ve köprüden karşıya geçti.
Not:Yukarıdaki yazı Aysun Taşbaşı tarafından E-Posta iletisi olarak gönderildi.Kendisine teşekkür ederim.


Cafer komadadır...alıntı Facebook


Yanında ise karısı...
Cafer in gözleri nemli, kısık sesiyle kar...ısına doğru bakar ve konuşmaya başlar:
İlk işten kovulduğum zaman yanımda idin...
İflas ettiğim gün oradaydın...
Vurulduğum zaman ilk gözümü açtığimda seni gördüm...
Trafik kazası geçirdiğimde hastanede hep başucumdaydın...
Karısı takdir edilmenin mutluluğunda tabii...
Şimdi komadayım yine başucumdasın...
Sonunda anladım ama, çok geç oldu yahu sen ne uğursuz karısın...

28 Eylül 2010 Salı

Kuyuya düşen eşek!...

Bir gün, bir çiftçinin eşeği kuyuya düşer.
Adam ne yapacağını düşünürken, hayvan saatlerce anırır.En sonunda çiftçi, hayvanın yaşlı olduğunu ve kuyunun da zaten kapanması gerektiğini düşünür ve eşeği çıkartmaya değmeyeceğine karar verir. Bütün komşularını yardıma çağırır. Her biri birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya başlarlar. Eşek ne olduğunu fark edince, önce daha beter bağırmaya başlar. Sonra, herkesin şaşkınlığına, sesini keser.Birkaç
kürek toprak daha attıktan sonra, çiftçi kuyuya bakar. Gözlerine
inanamaz. Eşek, sırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey
yapmakta, toprağı aşağıya silkeleyerek yukarı çıkmasına basamak
hazırlamaktadır.Bir süre sonra, komşular toprak atmaya devam
edince, herkesin şaşkınlığı altında eşek, kuyunun kenarından dışarı bir
adım atıp, koşarak uzaklaşır!
Hayat üzerinize hep toprak atacaktır; her türlü pislik ile.Kuyudan çıkmanın sırrı, bu pisliği silkeleyip bir adım yükselmektir.
Sıkıntılarımızın her biri bir adımdır. En derin kuyulardan bile yılmayarak, usanmayarak çıkabiliriz.Silkelenin ve biraz daha yukarı çıkın.
Mutluluğun 5 basit kuralını unutmayınız:
1. Kalbinizi nefretten arındırın - Affedin.
2. Düşüncelerinizi endişelerinizden arındırın - Çoğu zaten hiç gerçekleşmez.
3. Basit yaşayın ve elinizdekilerin kıymetini bilin.
4. Daha çok verin.
5. Daha az bekleyin
NOT:Bu öykü facebook'tan alıntıdır..

11 Eylül 2010 Cumartesi

Recommended Article By Turgut ibiş: Balıklar kendiliğinden tekneye atlıyor

Merhaba
Turgut ibiş, bu yazıyı incelemeni istiyorum 'Balıklar kendiliğinden tekneye atlıyor' umarım beğenirsin
Ayrıca Size iletmemizi istediği not:
HARİKA GÖRÜNTÜLERİ MUTLAKA İZLEYİN
Aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz...
http://www.mailce.com/baliklar-kendiliginden-tekneye-atliyor.html
http://www.mailce.com/wp-content/uploads/sss.png

10 Eylül 2010 Cuma

BAYRAM...

ZAMANLA ANLIYOR İNSAN :
3-4 GÜNE SIKIŞMIŞ BİR TATİLDEN ÖTE BİRŞEY BAYRAM…….
NEFES ALMAK BAYRAMDIR MESELA ;
GÜNÜN BİRİNDE SOLUKSUZ KALINCA ANLAR İNSAN……
GÖRMENİN NASIL BİR BAYRAM OLDUĞUNU KARANLIK ÖĞRETİR ;
SEVMENİNKİNİ YALNIZLIK…..
SIZLAYAN HER ORGAN , HELE DE BURUN DİREĞİ BAYRAMDIR…..
BAYRAMDIR ELDEN AYAKTAN DÜŞMEMEK , ZİHİNDEN ÖNCE BEDENİ KAYBETMEMEK , KURDA KUŞA YEM OLMAYIP……
SEVDİKLERİNLE GEÇEN HER GÜN BAYRAMDIR…..
KÜSKEN BARIŞMAK , AYRIYKEN KAVUŞMAK , SUSKUNKEN
KONUŞMAK BAYRAMDIR……
BİR KİTABI BİTİRMEK , BİR BİNAYI BİTİRMEK , KABUSLU BİE RÜYAYI ,
KODESTE AĞIR CEZAYI BİTİRMEK BAYRAMDIR……….
YOĞUN BAKIMDA SANCILI GECEYİ YA DA KANGREN OLMUŞ BİR İLİŞKİYİ
BİTİRMEKTE ÖYLE……….
VUSLATTA BAYRAMDIR ÖTE YANDAN…..
ENDİŞE İÇİNDE BEKLEDİĞİNDEN MEKTUP ALMAK , TELEFONDA ANSIZIN
SESİNİ DUYMAK , DELİ GİBİ BURNUNDA TÜTENİN BOYNUNA
SARILMAK BAYRAMDIR………
EN ACIKTIĞIN ANDA DUMANI TÜTEN BİR SOMUNUN KÖŞESİNİ BÖLMEK ,
KORKTUĞUNDA GÜVENDİĞİNE SARILABİLMEK , DARA
DÜŞTÜĞÜNDE DOST KAPISINI ÇALABİLMEK BAYRAMDIR…………
BİR SÜPRİZ PAKETİNDEN ÇIKAN HEDİYE , TATLI BİR ŞEKERLEMEDE
ÜSTÜNE SERİLEN BATTANİYE , SAÇLARINI MÜŞFİK BİR SEVGİYLE
OKŞAYAN ANNE BAYRAMDIR…….
‘’ ONA GÜVENMİŞTİM , YANILMAMIŞIM ‘’ SÖZÜ BAYRAMDIR…..
HİÇ ALDATMAMIŞ , HİÇ ALDANMAMIŞ OLMAK BAYRAM….
YENİ BİR SÖZCÜK ÖĞRENMEK , BİR TÜNELİN SONONA GELMEK , MÜZMİN
BİR İŞİN KAPISINI ÇARPIP UZUN BİR YOLA ÇIKIVERMEK
BAYRAMDIR……..
HAKSIZLIĞIN ÜSTÜNE YALIN KILIÇ YÜRÜYEBİLMEK
BAYRAMDIR………….
ZAMANI DONDURAN ESKİ FOTOĞRAFLARA NEDAMETSİZ
BAKABİLMEK , ALTI ÇİZİLMİŞ ESKİ KİTAPLARI AYNI İNANÇLA
OKUYABİLMEK , YOL ARKADAŞININ YÜZÜNE UTANMADAN
BAKABİLMEK BAYRAMDIR……….
ALNI AÇIK YAŞLANMAK BAYRAMDIR ; ULU BİR ÇINAR GİBİ AYAKTA
ÖLEBİLMEK BAYRAM………
BUNLARIN KADRİNİ BİLİRSENİZ , KIYMET BİLMEYİ
ÖĞRENİRSİNİZ HER GÜNÜNÜZ BAYRAM OLUR…….
MERAKLANMAYIN , ÖYLEDİR DİYE SİZE DELİ DEMEZLER…..:))))
DESELERDE BÖYLE DELİLİK BAYRAM ARTIĞI GÜNLERDE Kİ NANKÖR
AKILLILIKTAN EVLADIR…..
HER GÜNÜNÜZ BAYRAM OLSUN
ŞEKER BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN .
NOT:Bu güzel yazı E-Posta iletisi olarak Emel Andaç tarafından bana iletildi sayfamda yayımlıyorum.Kendisine teşekkür eder, ben de herkesin Şeker Bayram'ını kutlarım.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Herkes iş başına

Yere basan ayağa iş yoksa,
Kavrayan ele, konuşan dile,
Çaresiz babaya, çileli anaya iş yoksa,
İş yoksa nişanlıya, yeni evliye,
İş yoksa mavi tuluma, beyaz önlüğe…


İş düşüyor sıkılan dişe, düşünen başa,
Isırılan yumruğa iş düşüyor.


İşten atıldıysa Aydın'ın inciri,
Tosya'nın pirinci pazardan kovulduysa.
Pusuya düşürüldüyse Konya Ovası,
Yatağında öldürüldüyse Diyarbakır karpuzu,
Çürütüldüyse Tuz Gölünün tuzu.


İş düşüyor yurtsever hocaya,
Hekime, hakime, savcıya, sanatçıya iş düşüyor.


İş yoksa pancara, mısıra, fındığa,
İş yoksa hamsiye, palamuda, mezgide,
Tekirdağ'ın sarı kızına,
Rize'nin çay filizine iş yoksa…


İş düşüyor dokumacıya, doğramacıya,
Madenci ile makiniste iş düşüyor…


Amerikan sigarası patron olduysa,
İşten attıysa Samsun'u, Bafra'yı, Yenice'yi,
Başa geçtiyse Beşinci Kol Beyi,
Teslim ettiyse tarlayı, tapanı, kutsal bahçeyi…


İş düşüyor emekliye, şoföre, aşçıya
Yerdeki taşa, gökte uçan kuşa iş düşüyor.

Yoğurda, süte, nohuda…
Ovaların bereketine, toprağın kutlu etine
Geçirildiyse Fransız üniforması,
Çalıştırılıyorsa hepsi gavur hesabına.


İş düşüyor tornacıya, makineciye,
Ebeye gebeye, eczacıya iş düşüyor.

Atatürk Çiftliği'nin boynu vurulduysa,
Tuzak kurulduysa Ceylanpınar'a,
Domuzları tıka basa doyurup da
Aç bıraktılarsa tiftik keçisini.


İş düşüyor kazmaya, küreğe, tüfeğe,
İş düşüyor çarpan yüreğe…


Tıkadılarsa fabrika bacalarını,
Kestilerse çarşıların damarlarını,
Maltepe'de, Kocaeli'nde, Bursa'da,
Falakaya yatırdılarsa dokumayı, petrokimyayı,
Kırdılarsa sanayinin kollarını…

İş düşüyor mimara, mühendise,
Tüccara, yurtsever polise iş düşüyor.
İş düşüyor Ayşe'ye, Fatme'ya, Ali'ye, Veli'ye!
İş düşüyor ölüye diriye…


Haydi! Herkes işbaşına!

Hüseyin Haydar
12 Eylül halk oylamasında da herkese HAYIR oyu vermek düşüyor.Kahve rengi toprak rengidir,berekettir köylüyü temsil eder, emeği temsil eder.Haydi iş başına.

20 Ağustos 2010 Cuma

Niçin Hayır?...

1 Devlet arazilerinin, orman arazilerinin peşkeş çekilmesine HAYIR

2 Kamu kurumlarının yabancı ve yandaşa kelepir satışına HAYIR

3 Yargısız infazlara HAYIR

4 Egemenlerin hukukuna HAYIR

5 Sağlığın özelleştirilmesine HAYIR

6 Eğitimin özelleştirilmesine HAYIR

7 YÖK sistemine HAYIR

8 Devlet bankalarıyla yandaş beslemeye HAYIR

9 Sarı sendikacılığa HAYIR

10 Yandaş medyaya HAYIR

11 Perişan çiftçinin anasını da alıp gitmesine HAYIR

12 Tekel işçilerinin sefalete terk edilmesine HAYIR

13 Et ithalatına HAYIR

14 Artan işsizliğe HAYIR

15 Maden kazalarına HAYIR

16 Sel ve su baskınlarına HAYIR

17 7 yıldızlı otellerde iftar yemeklerine HAYIR

18 Seçim dönemlerinde makarna ve bulgura HAYIR

19 Deniz fenerlerinin bulanık sularda yüzdürülmesine HAYIR

20 İhalelerden komisyon alan siyasetçilere HAYIR

21 Halk yoksullaştıkça zenginleşen siyasetçilere HAYIR

22 Yedi göbek akrabası işadamlığına soyunan siyasetçilere HAYIR

23 Ali Dibolara HAYIR

24 Milletvekili dokunulmazlığına HAYIR

25 Kara paranın aklanmasına HAYIR

26 Dini duyguların sömürülmesine HAYIR

27 Müslümanlığın dolara ve avroya endekslenmesine HAYIR

28 İlgisiz alanlarda imam devlet memurlarına HAYIR

29 Etnik milliyetçiliğe HAYIR

30 Kökten dinciliğe HAYIR

31 Habur mahkemelerine HAYIR

32 Orta Doğu’da eşbaşkanlığa HAYIR

33 İsrail ile gizli ilişkilere HAYIR

34 İsrail’e toprak kiralamaya HAYIR

35 Hamas yarenliğine HAYIR

36 Başımıza çuval geçirilmesine HAYIR

37 Avrupa kapısında beklemeye HAYIR

38 Gümrük birliğine HAYIR

39 ABD üslerine HAYIR

40 Faşist kafalarla demokrasi piyesine HAYIR

41 Polis devletine HAYIR

42 Liberalizme HAYIR

16 Ağustos 2010 Pazartesi

HAYIR DA HAYIR VAR!

12 Eylül Anayasa oylamasında oyunuz hayırlara vesile olsun.

REFERANDUM DA "EVET" ÇIKARSA NE Mİ OLUR ?

Referandumda “evet” çıkarsa;
* Siz artık yabancılara toprak satışlarını engelleyemeyeceksiniz.
* Siz mayınlı arazilerin 49 yıllığına yabancılara kiralanmasını da önleyemeyeceksiniz.
* Siz Cumhuriyet’in dönüştürülmesini engelleyemeyeceksiniz.
* Siz Türkiye’nin başkanlık sistemine geçip eyaletlere bölünmesini de önleyemeyeceksiniz.
* Anglo-Amerikan sisteminin ülkeyi bölüp, “YUT”masını engelleyemeyeceksiniz.

* Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine aykırı olmasına rağmen, bir emperyalist proje olan eğitimin yerelleştirilmesini ve eğitimde “Eğitim Birliği Esası”nın yok edilerek ana dillerin kullanılmasına da ses çıkaramayacaksınız.

* Hatta içiniz yansa da, 82 Anayasası’nın “Değiştirilemez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez” maddelerinin, ayaklar altına alınıp paspas edildiğini görseniz bile başvuracak yüce bir makam göremeyeceksiniz.

* Türk kimliği, ülkenin milleti ile bölünmez bütünlüğü yok edildiği takdirde ses çıkaramayacak ve bunu engelleyemeyeceksiniz.

* Türkiye’nin Amerikan mandası olmasını, zaten emperyal işgalin 1945 yılında başlamasıyla elinden alınan tam bağımsızlığının da yok edilmesini engelleyemeyeceksiniz.

*Yüce divan’dan kaçma planlarına HAYIR!


*AKP güdümlü yargı tezgâhına HAYIR!

*Yargıçların kadı yapılmasına HAYIR!

*12 Eylül yobazlığına HAYIR!

*BOP Eşbaşkanlığına HAYIR!

*Mafya-tarikat saltanatına HAYIR!

*Kirli para vurgunculuğuna HAYIR!

*İşsizliğe, yoksulluğa HAYIR!

*Cemaat soygunculuğuna HAYIR!

*Kadınların köleleştirilmesine HAYIR!

*Şeyhliğe, müritliğe, cariyeliğe HAYIR!

*Türk Ordusu’na düşmanlığa HAYIR!

*Bölücü açılımlara HAYIR!

*Cumhuriyet yıkıcılığına HAYIR!

*ABD ve AB dayatmacılığına HAYIR!

*AKP şerrine HAYIR

Canım Yurttaşım,

Türkiye’nin parçalanmasına izin verme

Mührü HAYIR’a vur!


(İnternetten alıntı.)

23 Temmuz 2010 Cuma

Semerci

FAZLA SÖZE GEREK YOK LÜTFEN OKUYUN.......
Eşekler köydeki semerciden çok şikayetçilermis. Semerci hic iyi semer yapamiyormus. Eseklerin sirtlari kanli yaralarla doluymus. Esekler toplanip yeni bir semercinin gelmesi icin dua etmişler. Hikaye bu ya dualari da kabul olmus ve gercekten koye yeni bir semerci gelmiş.

Ne var ki bu semerci de esekleri rahatlatacak semerler yapamiyormus, yaralar azalacakken artmaya baslamis. Esekler yine toplanıp, koye yeni bir semerci gelmesi icin dua etmişler. Ve gercekten mevcut semerci koyden ayrilmis, yerine baska bir semerci gelmiş. Esekler her semerci degisikliginde oldugu gibi yine cok sevinmisler.
Ama çok zaman gecmeden yeni semercinin de cok farkli olmadigini, semerlerin gittikce daha da kalitesizlestigini, yaralarinin ise kotulestigini gormusler. Semerci gitmis, semerci gelmis. Her seferinde esekler yeni semerci gelmesi icin dua etmisler. Bu hikaye kac semerci degisene kadar boyle devam etmis bilmiyorum.
Nihayet bir gün esekler toplanıp, eski semerciden kurtulmak icin degil de eseklikten kurtulmak için dua etmeye baslamislar.
Siz anladınız onu...
Almanya'da 70 bin Saglik Kurumu... ................ 8 bin kilise,
Fransa'da 60 bin saglik kurumu... .................. 9 bin kilise
Turkiye'de ise 7 bin saglik kurumu..................... 77 bin cami
oldugunu biliyor muydunuz?

"Tanrı, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır"
"Yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Allah'ı kullanırlar. "

" Giordano Bruno (..... - 1600) "

15 Temmuz 2010 Perşembe

Asansör.

KÖYDE OTURAN BABA VE OĞUL BÜYÜK ŞEHRE İLK DEFA GELMİŞLER.

ALIŞVERİŞ MERKEZİNDE ZEMİN KATTAKİ İKİ GÜMÜŞ RENKLİ PARLAK DUVARIN AĞIR AĞIR AÇILIP KAPANMASI İLGİLERİNİ ÇEKMİŞ.

”BU NE BABA “ DİYE SORMUŞ OĞLAN.

HAYATLARINDA HİÇ ASANSÖR GÖRMEMİŞLER.

BABA “BİLEMİYORUM OĞUL “ DEMİŞ.

ONLAR BU İLGİNÇ ŞEYİ NEFESLERİNİ TUTUP İZLERKEN TEKERLEKLİ SANDALYELİ YAŞLI BİR KADIN GÜMÜŞ RENKLİ DUVARLARA DOĞRU GİTMİŞ VE BİR DÜĞMEYE BASMIŞ. DUVARLAR AÇILMIŞ, YAŞLI KADIN YOĞUN

IŞIKLI KÜÇÜK BİR ODAYA GİRMİŞ,

DUVARLAR KAPANMIŞ, OĞLAN VE BABASI KAPININ ÜZERİNDEKİ KÜÇÜKTEN BÜYÜĞE DOĞRU YANIP SÖNEN IŞIKLI RAKAMLARI İZLEMİŞ.

SON RAKAMDAN SONRA AYNI SIRAYLA BU SEFER GERİYE DOĞRU IŞIKLAR TEKER TEKER YANMIŞ. SONUNDA DUVAR İKİ TARAFA KAYARAK AÇILMIŞ,

DIŞARI 24 YAŞLARINDA İNCECİK MUHTEŞEM BİR FISTIK ÇIKMIŞ

“OĞLUM” DEMİŞ ADAM ; KIZDAN GÖZLERİNİ AYIRAMAYARAK



“KOŞ, KOŞ ANANI GETİR “.

11 Temmuz 2010 Pazar

BIR JAPON’UN GÖZÜNDEN TÜRKLER

Bir Japon, Istanbul''da gecirdigi bir haftanin sonunda fikri
soruldugunda sunlari soyluyor:

Turkler''in evine gittiginizde, tanimasalar da buyur ediyorlar.
Siz oturmadan kimse oturmuyor. Siz sofraya gecmeden kimse gecmiyor.
En iyi yere sizi oturtuyorlar.
Siz yemege baslamadan kimse baslamiyor.
Zorla her yemekten tattiriyorlar.

Siz kalkmadan kimse, evin cocugu bile sofradan kalkmiyor.
Cay, kahve, meyve, ikram bitmiyor.
Herkes sizi rahat ettirmek icin ugrasiyor.

Kumandayi elinize veriyorlar..
Sirtiniza, altiniza yastik konuyor.
Yorgunluktan olseler bile siz kalkmadan kimse gidip yatmiyor.

Gitmeye yeltendiginizde bu kez birakmiyorlar.
Yataklarini veriyorlar, kendileri kanepede, koltukta yatiyor.

Sonra evden cikiyorsunuz ayni adamlar 180 derece degisiveriyor.

Herkes arabasini ustunuze suruyor.
Arabanin burnunu cikarmazsaniz kimse yol vermiyor.
Kornalar, kufurler. serit degistirmek bile mumkun degil.
Yayaysaniz ışık olmayan bir gecitten mumkunu yok gecemezsiniz.

Evde oyle, arabada boyle, nasil oluyor?

Bu isi cozemedim!

4 Temmuz 2010 Pazar

94 yıllık hikâye...

Yıl, 1915.
Çanakkale'de kan gövdeyi götürüyor.
"Geçerim" diye saldıran emperyalistlerin insan kaybı, 100 bini aşmış...
"Geç de görelim" diyen dedelerimizin kaybı ise, 150 binin üstünde....
Mermiler havada çarpışıyor.
Cesetler toplanamayacak kadar çok...
Bu inanılmaz kıyıma rağmen, İngiliz Hükümeti durumdan memnun.
Çünkü gerçeği bilmiyor.
Çanakkale'deki İngiliz cephe komutanı, "Vaziyet gayet iyi... Bugün
yarın geçeriz" raporları gönderiyor devamlı...
O sırada genç bir gazeteci var orada. Avustralyalı.
Melbourne Age Gazetesi'nin muhabiri.
Görüyor ki, durum kel... Hadise, hiç de İngiliz komutanın anlattığı gibi değil.
Türkler kafaya koymuş...
Kuru ekmek yiyor, bulursa üzüm hoşafı içiyor, şakır şakır ölüyor....
Ama geçirmiyor.
Avustralyalı olduğu için özellikle dikkatini çeken bir konu daha var.
İngiliz komutanlar, karargâhta klasik müzik eşliğinde viski yudumlarken,
Anzaklar patır patır gidiyor.
En son iki tabur Anzak gönderiyorlar bir bölgeye...
Türklerin, iki taburu yok etmesi iki saat bile sürmüyor.

Üstelik, müthiş bir sansür var.
Yazdığı haberler, İngiliz yetkililer tarafından engelleniyor.
Bakıyor ki, olacak gibi değil...
Sarılıyor kaleme, tüm gerçekleri tek tek anlattığı, 8 bin kelimeden
oluşan, "Gelibolu Mektubu"nu yazıyor.
Özeti şu:
"Çanakkale geçilemez... Hemen çekilin."
Ve bu mektubu, sansürden kurtulmak için Avustralya Başbakanı'na "elden" ulaştırıyor.
Avustralya Başbakanı mektubu okuyor, gözlerine inanamıyor ve acilen,
yine "elden", İngiltere Başbakanı'na ulaştırıyor..
İngiltere Başbakanı mektubu okuyor, Savaş Kabinesi'ni topluyor,
orada bir daha yüksek sesle okuyor...
Gizlice araştırılıyor. Mektup doğru. Hatta az bile yazılmış.
Cephedeki İngiliz komutanın, kendi poposunu kurtarmak için palavra attığı anlaşılıyor.
Ve karar veriliyor. Komutan görevden alınıyor.
Emperyalistler, Çanakkale'den çekiliyor.
Yazdığı mektupla savaşın sona ermesini sağlayan genç gazeteci,
Avustralya'da "kahraman" gibi karşılanıyor. "Sir" ünvanı veriliyor.
E tabii kapılar açılıyor... Savaşa "muhabir" olarak giden gazeteci, savaştan sonra "gazete sahibi" oluyor.
Yıl, 1952.
Çanakkale'de savaşın kaderini değiştiren "sir gazeteci" vefat ediyor.
Bir tane oğlu var... O zamanlar, 21 yaşında.
Babasının gazetesinin başına geçiyor. Çalışıyor, çalışıyor, çalışıyor.
Avustralya'ya sığmıyor... ABD'ye, Avrupa'ya el atıyor.
Bugün, 78 yaşında. Dünya medya imparatoru.
75 televizyon kanalı... 175 gazetesi var.
TV kanallarıyla 600 milyon izleyiciye, gazeteleriyle 11 milyon okuyucuya hitap ediyor.
Yıl, 2009...
Çanakkale'nin "dövüşerek" geçilemeyeceğini ilk anlayan "sir gazeteci" nin oğlu,
[Çanakkale'nin nasıl geçileceğini gösterdi... EFT'yle.]
Bastı parayı, TGRT'yi aldı.
Adı, Rupert Murdoch.

6 Haziran 2010 Pazar

DNS Nedir?

Google DNS Nedir

26 Aralık 2009 06:11
Resmi Büyük izlemek için tıklayın ve kırmızı renk numaralama sırasına göre ayarları değiştirme yerine ulaşın...
Google bizler için yeni DNS servisini açtı, artık engelli sitelere girmek için open dns kullanmamız gerekmemekte, google dns leri ile tüm sitelere çok hızlı olarak ulaşmak mümkün


Google Genel DNS nedir?
Google Genel DNS, ücretsiz, küresel Alan Adı Sistemi (DNS) çözüm servisi, size geçerli DNS sağlayıcınıza alternatif olarak kullanabileceğiniz yeni DNS'ler sağlar.
Denemek için:
* Yapılandırma ağ ayarlarını IP kullanabilmek için 8.8.8.8 ve 8.8.4.4 adreslerini DNS sunucuları olarak atamanız gerekmektedir.
VEYA
156.154.70.22
156.154.71.22
BU DA ÇALIŞMAZ İSE
156.154.70.22
156.174.71.22

DAHA ÇOK BİLGİ İÇİN
Eğer Google Genel DNS istemci programlarını kullanırsanız tüm DNS sorguları Google Genel DNS kullanarak gerçekleştirilir.
Neden DNS meselesi?
DNS protokolü internet altyapısının önemli bir parçası, İnternet telefon rehberi olarak hizmet vermektedir. Bir web sitesini ziyaret sırasında her zaman, bilgisayarınız bir DNS araması gerçekleştirir. İşte bu arama sonucunda Google DNS leri sizlerin web sitelerine en hızlı şekilde ulaşmanızı sağlar.
Neden Google Genel DNS denemeliyim?
Tarama deneyimi hızı *.
Güvenliğinizi geliştirin *.
Kesinlikle hiçbir yönlendirme bulunmamaktadır, beklediğiniz sonuçları alın *.
Engellenmiş tüm sitelere erişiminiz açık olsun *.

NOT : Google'nin bedava verdiği sites.google.com siteleri Türkiye'de Bazı mahkemelerce yasaklanmıştır. Yapılandırma ağ ayarlarını IP kullanabilmek için



İŞTE YENİ DNS ADRESLERİ:
8.8.8.8

8.8.4.4

VEYA

156.154.70.22

156.154.71.22

DAHA ÇOK BİLGİ İÇİN
BİR BAŞKA DNS ADRESİ

4.2.2.2
4.2.2.1
(Alıntı)

18 Mayıs 2010 Salı

2 Mayıs 2010 Pazar günü Mustafa Kemal ilköğretim okulu eski öğretmenleriyle gerçekleştirdiğimiz Seferihisar Ulamış köyü gezisi anısına çektiğimiz fotoğraflardan,bir slayt hazırladım,arkadaşlarımın beğenisine sunuyorum.Bu geziye katılan sevgili arkadaşlarıma aradan bu kadar yıl geçmesine karşın ilişkilerini koparmadan bu günlere dek sürdürdükleri için herkese ayrıca teşekkür ederim.Bu geziyi organize eden arkadaşım Cumhur Yeşil'e herkes adına da şükranlarımı arzederim.Başka gezilerde birlikte olmak dileklerimle saygılarımı sunuyor diğer arkadaşlarımızı da aramızda görmek isteriz.

MUSTAFA KEMAL ÖĞRETMENLERİ


7 Mayıs 2010 Cuma

Einstein’dan 10 hayat dersi


1. Merakınızın peşinden gidin
"Benim özel bir yeteneğim yok. Yalnızca tutkulu bir meraklıyım."
Sizin merakınızı çeken nedir? Neyi en çok merak ediyorsunuz? Benim merak ettiğim neden bazı insanların başarılı olup bazılarının olamadığıdır. Bu yüzden yıllarca başarı üzerine çalıştım. Merakınızın peşinden giderseniz başarıya ulaşırsınız
2. Azim paha biçilmezdir
"Çok zeki olduğumdan değil, sorunlarla uğraşmaktan vazgeçmediğimden başarıyorum."
Belirlediğiniz yolun sonuna ulaşacak kadar sabırlı mısınız? Posta pullarının gideceği yere varasıya kadar mektuba yapışıp kalmasından ötürü çok değerli olduğu söylenir. Posta pulu gibi olun ve başladığınız işi bitirin.
3. Bugüne odaklanın
" Güzel bir kızı öperken düzgün araba kullanan birisi, öpücüğe hak ettiği dikkati vermiyor demektir."
İki atı aynı anda süremezsiniz. Bir şeyler yapabilirsiniz ama her şeyi yapamazsınız. Şimdiye odaklanın ve bütün enerjinizi şu anda yaptığınız işe verin.
4. Hayal gücü güç verir
"Hayal gücü her şeydir. Sizi bekleyen güzelliklerin önizlemesi gibidir. Hayal gücü bilgiden daha önemlidir."
Hayal gücünüz geleceğinizi belirler. Einstein şöyle der: ‘Zekanın gerçek göstergesi hayal gücüdür, bilgi değil’. Bu yüzden hayal gücünüzün hantallaşmasına izin vermeyin.
5. Hata yapın
"Hiç hata yapmamış bir insan yeni bir şey denememiş demektir."
Hata yapmaktan korkmayın. Eğer nasıl okuyacağınızı bilirseniz hatalar sizi daha iyi bir konuma getirebilir. Başarılı olmak istiyorsanız yaptığınız hataları üçe katlayın.
6. Anı yaşayın
"Ben geleceği hiç düşünmem, ne de olsa gelecektir."
Geleceği ayarlamanın tek yolu olabilidiğiniz kadar şimdide olmaktır. Şu anda dünü ya da yarını değiştiremezsiniz. Önemli olan tek an şimdidir.
7. Değer yaratın
" Başarılı olmaya değil, değerli olmaya çalışın."
Zamanınızı başarılı olmak için harcamayın, değerler yaratın. Eğer değerli olursanız başarı kendiliğinden gelecektir.
8. Farklı sonuçlar beklemeyin
"Delilik: Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek."
Hergün aynı rutinde yaşayarak farklı görünmeyi bekleyemezsiniz. Hayatınızın değişmesini istiyorsanız kendinizi değiştirmelisiniz.
9. Bilgi deneyimden gelir
" Bilgi malumat değildir. Bilmenin tek yolu deneyimlemektir."
Bir konuyu tartışabilirsiniz ama bu size sadece felsefi bir anlayış kazandırır. Bir konuyu bilmek istiyorsanız onu deneyimlemelisiniz.
10. Kuralları öğrenin, daha iyi oynayın
" Oyunun kurallarını öğrenmek zorundasınız. Böylece herkesten iyi oynayabilirsiniz."
Yapmanız gereken iki şey var. Birincisi oynadığınız oyunun kurallarını öğrenmek. İkincisi ise oyunu herkesten iyi oynamayı istemek. Bu iki şeyi yaparsanız başarı sizinle olur!
(ALINTI)

14 Nisan 2010 Çarşamba

PAPAZI DÖVDÜRTMEYECEKTİK

Üç arkadaş bir yaz günü yaya olarak yolculuk yapmak zorunda kalıyorlar.

Biri Türk, biri Kürt, diğeri de Ermeni.
Ama Ermeni olan aynı zamanda papaz.
Sıcak, bir süre sonra yolda susuyorlar.
Etrafta su yok.
Bağların olgun zamanı.
"İki salkım üzüm yiyelim de ağzımız ıslansın," diye
Bir bağa giriyorlar.
Bağın sahibi bir Türk ama onu görememişler.
"Kaç paraysa veririz," diyerek yemeye başlamışlar.
Bu sırada bağın sahibi gelmiş.Bakmış üç kişi üzümünü yiyorlar.
Fena bozulmuş ama üç kişiyle de başa çıkamayacağını düşünmüş.
Birine bakmış, kıyafetinden Ermeni ve papaz olduğu belli.
Diğerine bakmış, konuşmasından Kürt olduğunu anlamış.
Üçüncüsü de Türk.
Dönmüş Ermeni'ye,
"Bak bu adam Türk, yesin malımı.Benim kanımdandır.Helali hoş olsun.
Bu da Kürt'tür ama din kardeşimdir.Sen niye yiyorsun benim üzümü mü?" demiş.
Bu laf, üzerlerine sorumluluk yüklenmeyen Türk ve Kürt'ün hoşuna gitmiş.
Adam, papazı bir güzel dövmüş.
Kıpırdayacak hal bırakmamış, yere uzatmış.
Bağ sahibi biraz sonra Kürt'e dönmüş.
"Müslümansın da niye sahipsiz bağa giriyorsun.
Bu adam benim kanımdan yediyse afiyet olsun,
Çünkü o Türk'tür. Kardeşimdir," diyerek bir güzel onu da dövmüş ve yere uzatmış.
Bu durum Türk'ün hoşuna gitmiş.Biraz sonra Türk'e dönmüş ve "Tamam anladık Türk'sün,
Aynı kandanız, aynı dindeniz ama sahibi olmadan başkasının bağına girilir mi?" diyerek
Türk'e de vurmaya başlamış.
Türk yumrukla yere yuvarlanınca Kürt'e dönmüş ve
"Biz," demiş."papazı dövdürmeyecektik."
Ey dostlar uyanın!
Askerini bu İktidara dövdürttün ve seyrettin!.....O döverken
sesini çıkarmadın !
Yüksek yargıyı da dövdürüp... seyrediyorsun!.....
Sıra sana geliyor,uyan !. Kendim ettim kendim buldum diye
ağlamaman için, bir hakkın kaldı!
Bari artık kendini düşün de, şu insanlara : '' bi durun ya huuu '' de!


(Alıntı) Nihat Sakarya iletisidir.

10 Nisan 2010 Cumartesi

SEYFİ BABA


video


SEYFİ BABA

Geçen akşam eve geldim. Dediler:
- Seyfi Baba Hastalanmış, yatıyormuş.
- Nesi varmış acaba?
- Bilmeyiz, oğlu haber verdi geçerken bu sabah.
- Keşki ben evde olaydım... Esef ettim, vah vah!

Bir fener yok mu, verin... Nerde sopam? Kız çabuk ol!
Gecikirsem kalırım beklemeyin... Zîrâ yol

Hem uzun, hem de bataktır...
- Daha a'lâ, kalınız
Teyzeniz geldi, bu akşam, değiliz biz yalınız.

Sopa sağ elde, kırık camlı fener sol elde;
Boşanan yağmur iliklerde, çamur tâ belde.

Hani, çoktan gömülen kaldırımın, hortlayarak;
"Gel!" diyen taşları kurtarmasa, insan batacak.

Saksağanlar gibi sektikçe birinden birine,
Boğuyordum! müteveffâyı bütün âferine.

Sormayın derdimi, bitmez mi o taşlar, giderek,
Düştü artık bize göllerde pekâlâ yüzmek!

Yakamozlar saçarak her tarafından fenerim,
Çifte sandal, yüzüyorduk, o yüzer, ben yüzerim!

Çok mu yüzdük bilemem, toprağı bulduk neyse;
Fenerim başladı etrâfını tektük hisse.

Vâkıâ ben de yoruldum, o fakat pek yorgun...
Bakıyordum daha mahmurluğu üstünde onun:

Kâh olur, kör gibi çarpar sıvasız bir duvara;
Kâh olur, mürde şuâ'âtı düşer bir mezara;

Kâh bir sakfı çökük hânenin altında koşar;
Kâh bir ma'bed-i fersûdenin üstünden aşar;

Vakt olur pek sapa yerlerde, bakarsın, dolaşır;
Sonra en korkulu eşhâsa çekinmez, sataşır;

Gecenin sütre-i yeldâsını çekmiş, uryan,
Sokulup bir saçağın altına gûyâ uyuyan

Hânüman yoksulu binlerce sefilân-ı beşer;
Sesi dinmiş yuvalar, hâke serilmiş evler;

Kocasından boşanan bir sürü bîçâre karı;
O kopan râbıtanın, darmadağın yavruları;

Zulmetin, yer yer, içinden kabaran mezbeleler:
Evi sırtında, sokaklarda gezen âileler!

Gece rehzen, sabah olmaz mı bakarsın, sâil!
Serserî, derbeder, âvâre, harâmî, kaatil...

Böyle kaç manzara gördüyse bizim kör kandil
Bana göstermeli bir kerre... Niçin? Belli değil!

Ya o bîçâre de râhmet suyu nûş eyliyerek,
Hatm-i enfâs edivermez mi hemen "cız!" diyerek?

O zaman sâmi'anın, lâmisenin sevkıyle
Yürüyen körlere döndüm, o ne dehşetti hele!

Sopam artık bana hem göz, hem ayak, hem eldi...
Ne yalan söyliyeyim kalbime haşyet geldi.

Hele yâ Rabbi şükür, karşıdan üç tâne fener
Geçiyor... Sapmıyarak doğru yürürlerse eğer,

Giderim arkalarından... Yolu buldum zâten.
Yolu buldum, diyorum, gelmiş iken hâlâ ben!

İşte karşımda bizim yâr-ı kadîmin yurdu.
Bakalım var mı ışık? Yoksa muhakkak uyudu.

Kapının orta yerinden ucu değnekli bir ip
Sarkıtılmış olacak, bir onu bulsam da çekip

Açıversem... İyi amma kapı zâten aralık...
Gâlibâ bir çıkan olmuş... Neme lâzım, artık

Girerim ben diyerek kendimi attım içeri,
Ayağımdan çıkarıp lâstiği geçtim ileri.

Sağa döndüm, azıcık gitmeden üç beş basamak
Merdiven geldi ki zorcaydı biraz tırmanmak!

Sola döndüm, odanın eski şayak perdesini,
Aralarken kulağım duydu fakîrin sesini:

- Nerde kaldın? Beni hiç yoklamadın evlâdım!
Haklısın, bende kabâhat ki haber yollamadım.

Bilirim çoktur işin, sonra bizim yol pek uzun...
Hele dinlen azıcık anlaşılan yorgunsun.

Bereket versin ateş koydu demin komşu kadın...
Üşüyorsan eşiver mangalı, eş eş de ısın.

Odanın loşluğu kasvet veriyor pek, baktım
Şu fener yansa, deyip bir kutu kibrit çaktım.

Hele son kibriti tuttum da yakından yüzüne,
Sürme çekmiş gibi nûr indi mumun kör gözüne!

O zaman nîm açılıp perde-i zulmet, nâgâh,
Gördü bir sahne-i üryân-ı sefâlet ki nigâh,

Şâir olsam yine tasvîri otur bence muhâl:
O perîşanlığı derpîş edemez çünkü hayâl!

Çekerek dizlerinin üstüne bir eski aba,
Sürünüp mangala yaklaştı bizim Seyfı Baba.

- Ihlamur verdi demin komşu... Bulaydık, şunu, bir...
- Sen otur, ben ararım...
- Olsa içerdik, iyidir...

Aha buldum, aramak istemez oğlum, gitme...
Ben de bir karnı geniş cezve geçirdim elime,

Başladım kaynatarak vemeye fincan fincan,
Azıcık geldi bizim ihtiyarın benzine kan.

- Şimdi anlat bakalım, neydi senin hastalığın?
Nezle oldun sanırım, çünkü bu kış pek salgın.

- Mehmed Ağ'nın evi akmış. Onu aktarmak için
Dama çıktım, soğuk aldım, oluyor on beş gün.

Ne işin var kiremitlerde a sersem desene!
İhtiyarlık mı nedir, şaşkınım oğlum bu sene.

Hadi aktarmıyayım... Kim getirir ekmeğimi?
Oturup kör gibi, nâmerde el açmak iyi mi?

Kim kazanmazsa bu dünyâda bir ekmek parası:
Dostunun yüz karası; düşmanının maskarası!

Yoksa yetmiş beşi geçmiş bir adam iş yapamaz;
Ona ancak yapacak: Beş vakit abdestle namaz.

Hastalandım, bakacak kimseciğim yok; Osman
Gece gündüz koşuyor iş diye, bilmem ne zaman

Eli ekmek tutacak? İşte saat belki de üç
Görüyorsun daha gelmez... Yalınızlık pek güç.

Ba'zı bir hafta geçer, uğrayan olmaz yanıma;
Kimsesizlik bu sefer tak dedi artık canıma!

- Seni bir terleteyim sımsıkı örtüp bu gece!
Açılırsın, sanırım, terlemiş olsan iyice.

İhtiyar terliyedursun gömülüp yorganına...
Atarak ben de geniş bir kebe mangal yanına,

Başladım uyku teharrîsine, lâkin ne gezer!
Sızmışım bir aralık neyse yorulmuş da meğer.

Ortalık açmış, uyandım. Dedim, artık gideyim,
Önce amma şu fakîr âdemi memnûn edeyim.

Bir de baktım ki: Tek onluk bile yokmuş kesede;
Mühürüm boynunu bükmüş duruyormuş sâde!

O zaman koptu içimden şu tehassür ebedî:
Ya hamiyyetsiz olaydım, ya param olsa idi!

MEHMET AKİF ERSOY

9 Nisan 2010 Cuma

ATATÜRK İLKELERİ ŞİMDİ NEREDE UYGULANIYOR,BİLİYORMUSUNUZ?

1-) Suudi Arabistan'da türbe,yatır yoktur,yasaktır.Bunlar olmayınca doğal olarak ziyaretleride yoktur.Ramazan aylarında sözde yatırlara kismeti açılsın diye giden kızlar,sağlığı için dua edenler,dallara ağaçlara bez bağlayanlar gibi ilkel görüntüler de yoktur.
Böyle davranışlar gericilik,CAHİLİYE devrinden kalma putperestlik addedilir.
2-) Suudi arabistan'da Peygamberimize ait olduğu söylenen
SAKAL-I ŞERİF,HIRKA-İ ŞERİF,DENDAN-I ŞERİF gibi ziyaretler yoktur.
Böyle davranışlar gericilik ve ŞİRK "ALLAHA ORTAKLIK"addedilir.
3-) Suudi Arabistan'da imam,müezzin gibi din görevlileri ülkemizdeki gibi devlet memuru statüsünde değillerdir.Devlet bütçesinden bu kişilere maaş ödenmez.Allah için yapılan görevin karşılığında para almak ayıp sayılır ve yasaktır.
4-) Suudi Arabistan'da biri çıkıp da MEDYUM olduğunu iddia ederse o kişinin kellesi hemen gider. Medyumlar Türkiye'de açık oturumlarda konuşuyor,sözde şifa (!) dağıtıyorlar,gazetelerde sütunları var.
5-) Suudi Arabistan'da Nakşilik,Nurculuk,Fethullahçılık vs-vs gibi Atatürk'ün ölümünden sonra zuhur eden tarikatlar da yoktur, onların şeyhleri de,müritleri de,cemaatleri de.
Neden bu tarikatların şeyhlerinin biri bile o şeriat ülkesine gidip yerleşmez? Yerleşmez değil,hatta oraya hiç uğramamışlardır? Yoksa kelle korkusu mu var?
6-) Suudi Arabistan'da KIZ İMAM HATİP LİSESİ yoktur.Bu komik bulunur,çünkü islamiyette kadından imam olmaz.
7-) Suudi Arabistan'da nazar boncuğu,okunmuş su,nazara karşı geyik boynuzu,üzerlik vs.gibi şeyler de gericilik ve şirk addedilir,yasaktır.
8-) Suudi Arabistan'dacami gibi ibadet yeri kompleksleri altında,bünyesinde market,dükkan vs.bulunamaz dinin ticarete alet edilmesi sayılır.Elbette size bir şeriat ülkesinin övgüsünü
yapmadım.Sadece bir şeriat ülkesinde bile yasaklanan bazı şeylerin ülkemizde serbestçe nasıl uygulandığını hatırlatmak,güzel dinimizin nası sömürüldüğünü vurgulamak istedim.arıda yazdıklarımın doğru olup olmadığını DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI'ndan
sormanız mümkündür.
Netice olarak:Atamız sağlığında yasakladığı kimi şeyler onun vefatından sonra
TÜRKİYE'de serbest,ŞERİAT ÜLKESİ,SUUDİ ARABİSTAN'da yasaktır.
İŞTE ÇARPICI OLAN DA BUDUR!..
Cemil Ünlütürk
Basın Yayın Enformasyon eski Genel Müdürü.
Bu yazı E-Posta iletisi olarak bana ulaştı.

1 Nisan 2010 Perşembe

Hugo anlatıyor:

Yıl, 1887… Gazetecinin biri, Victor Hugo’ya soruyor: “Eserleriniz ve siz bugüne de çok olumlu eleştiriler aldınız, çok övüldünüz. Bunlar arasında sizi en çok hangisi hoşnut etti?”

Hugo anlatıyor: “Karlı bir kış gecesiydi. Eş dostla yiyip içmiştik. Mesafe kısa diye, evime yaya olarak dönüyordum. Fena halde sıkışmıştım. Hızlı adımlarla, malikanemin bahçe kapısına vardım. Kapı kilitliydi. Var gücümle uşağıma seslendim: ‘İgooooooor!’ Defalarca haykırmama karşın İgor’un beni duyduğu yoktu. Sidik torbam Atlas Okyanusu büyüklüğüne ulaşmıştı. Altıma kaçırmak üzereydim. Yaşlılık işte. Çaresiz, bahçe duvarına yanaştım, etrafa bakındım, görünürde kimse yoktu, fermuarımı indirdim ve su dökmeye başladım. Tam o sırada arkamda bir at arabası durdu. Hiç kıpırdamadan, sessizce işiyordum.
Arabacı nefret dolu bir sesle ‘Seni haddini bilmez, buruşuk orospu çocuğu! O işediğin, Sefiller’in yazarı Victor Hugo’nun duvarıdır!’ dedi.

İşte, hayatımda duyduğum en iltifat dolu söz buydu.”


NOT:Bu yazıyı arkadaşım Mustafa Günaydın E-Posta iletisi olarak gönderdi.Teşekkür ederim.

17 Mart 2010 Çarşamba

FW: : Büyük iskender

BÜYÜK İSKENDER, FELSEFENİN DUAYENİ SAYILAN ARISTO' YA BİR MEKTUP YAZAR.

''ZAPTETTİĞİM TOPRAKLARDAKİ İNSANLARI TAHAKKÜMÜM ALTINDA TUTABİLMEK İÇİN NELER YAPMALIYIM ''

DIYE GÖRÜŞÜNÜ SORAR;

1- ÜLKENİN İLERİ GELEN İNSANLARINI SÜRGÜNE Mİ GÖNDEREYİM?
2- ÜLKENİN İLERİ GELEN İNSANLARINI HAPSE Mİ ATAYIM ?
3- ÜLKENİN İLERİ GELEN İNSANLARINI KILIÇTAN MI GEÇİREYİM?
ARİSTO' NUN CEVABI :
1- SÜRGÜNDE TOPLANIP SANA KARŞI BAŞKALDIRIRLAR,

2- HAPİSHANELER MİLİTAN YUVASI OLUR, KONTROLDEN ÇIKAR,

3- ONLARDAN SONRAKİ KUŞAK İNTİKAM HIRSIYLA BÜYÜR, TAHTINI SALLAR.

ÇÖZÜM OLARAK ŞU NASİHATI VERİR:

''İNSANLARIN ARASINA NİFAK TOHUMLARI EKECEKSİN,

BİRBİRLERİYLE SAVAŞINCA HAKEM OLARAK KENDİNİ KABUL ETTİRECEKSİN,

AMA ANLAŞMAYA GİDEN BÜTÜN YOLLARI TIKAYACAKSIN. ''

( Biri Amerika mı dedi !!)

Açılım, maçılım, derkeeen, hokus pokus....bir de bakmışsın ki öz memleketinde kiracı kalmışsın...

9 Mart 2010 Salı

ADALET.

ÇOK ESKİ YILLARDA KRALLIKLA İDARE EDİLEN BİR ÜLKE VARMIŞ.
AMA; BU ÜLKEDE , HUKUK VE HAKİMLER DE VARMIŞ.
TÖRELERE GÖRE, BİR VATANDAŞ ÖLDÜĞÜNDE, ŞEHİR MERKEZİNDEKİ DEV ÇAN BİR DEFA ÇALINIRMIŞ.
UZUN UZUN DA YANKILANIRMIŞ.
EŞRAFTAN BİRİSİ ÖLÜRSE ÇAN İKİ DEFA,
BÜYÜK BİR DEVLET ADAMI ÖLÜRSE ÜÇ DEFA ÇALINIRMIŞ.
YA KRAL ?.. O ÖLDÜĞÜNDE , ÇAN DÖRT DEFA ÇALINIRMIŞ.
GEL ZAMAN GİT ZAMAN…
ŞEHİRDE BİR OLAY OLUR, İŞ MAHKEMEYE İNTİKAL EDER ..
DAVANIN SANIĞI OLARAK MAHKEME HUZURUNA ÇIKARILAN KİŞİNİN
MASUMİYETİNİ İSE BÜTÜN VATANDAŞLAR BİLMEKTEDİR
BİR FORMALİTE OLARAK GÖRÜLMESİ VE BERAAT BEKLENEN, DAVADAN SÜRPRİZ BİR KARAR ÇIKAR.
SANIK PARA CEZASINA MAHKÛM OLMUŞTUR.
HAKİM SORAR :
BİR DİYECEĞİN VAR MI ?..
SANIĞIN CEVABI : HAYIR !..
MAHKEME BİTER.
DİNLEYİCİLER DAĞILIR. KAFALARDA BİR KAYGI!..
KISA BİR SÜRE SONRA DEV ÇANIN SESİ DUYULUR..
ACABA KİM ÖLDÜ ?..
ÇAN BİR DEFA DAHA ÇALAR. EŞRAFTAN BİRİ ÖLDÜ.
ŞEHİR ÇAN SESİ İLE BİR DEFA DAHA İNLER.
HIMMMMM… BÜYÜK BİR DEVLET ADAMI, ACABA KİM ?..
SORUYA CEVAP ALINMADAN ÇAN BİR DEFA DAHA ÇALAR,
YERİ, GÖĞÜ İNLETİR.
HERKESTE BİR FERYAT: EYVAH!.. KRALIMIZ ÖLDÜ!..
ANCAK, TÖREDE GÖRÜLÜP İŞİTİLMEMİŞ BİR ŞEKİLDE ÇAN,
BEŞ VE ALTINCI DEFA DA ÇALINIR, YER GÖK İNLER VE SESLER KESİLİR.
HERKES BUNUN NE ANLAMA GELDİĞİNİ ÖĞRENMEK İÇİN. ÇAN GÖREVLİSİNE KOŞAR,
BİR DE BAKARLAR Kİ ÇANI , HAKSIZ YERE MAHKÛM EDİLEN ADAM ÇALMAKTADIR.
SORARLAR : NE DEMEK BEŞ VE ALTI DEFA ÇAN ÇALMAK ?..
KRALDAN DAHA BÜYÜK BİRİSİ Mİ ÖLDÜ ?..
CEVAP ŞAŞIRTICI OLDUĞU KADAR ANLAMLIDIR DA :

EVET ! ADALET ÖLDÜ !
 
NOT:Yukarıdaki yazı e-posta alıntısıdır.

2 Mart 2010 Salı

ALMANYA'DA Kİ GÖREVLİ BAŞİMAMLAR

--Batı Almanya yöneticileri, Almanya'daki Türk işçilerinin dinsel
donatımlarını geliştirmek için, iki yüz on beş --Dernek-Cami-- açılmasına
izin vermişler.
Bu --Dernek Cami--lerde özel olarak gönderilmiş resmi görevli
başimamlar vaazlar veriyorlarmış.
Bu vaazlarda ne gibi konuların işlendiğini yine Almanya'da da çıkan
Anadolu adlı dinsel gazetedeki başimamlara ait yazılardan öğreniyoruz.
Örneğin bir Sayın Başimam şöyle yazıyor:
--Her mümin bilmelidir ki, diğer milletlerin dinleri batıldır, mensupları
kafirdir.--
Gerçekten Türklerle Almanların birbirleriyle kaynaşıp dostluk
kurmalarını sağlayacak, güzel bir başlangıç.
Yazı şu tür açıklamalarla sürüyor:
--Beşerden hiçbirinin İslam dininden başka din edinmesini Allah
kabul etmez. İslam şeriatından başkasına razı olmaz. Bu sebeple herhangi
bir kimse İslam ile beraber bir din edinirse, başka bir din benimserse,
'o dinin mensuplarını severse' o kafirdir, İslamdan çıkmış
olur: Tecdidi iman, tecdidi nikah lazım gelir.--
Sayın başimama göre bir Türk işçisi bir Almanla ahbaplık eder de
onu severse, kafir olacak ve yeniden Müslüman sayılabilmesi için,
imanıyla nikahını tazelemesi gerekecektir.
Almanya'da çalışmaya gidenlerin, Alman toplumunda sevilip benimsenmelerini
kolaylaştıracak, ışıklı uyarılardır bunlar.
Sayın başimam, yazısında daha başka ince noktalara da dokunuyor
ve --Kafirlerin başına giydiği küfür alameti olan gayyar giyme--
nin, --Haç takma'nın küfür olduğunu belirttikten sonra şöyle diyor:
Küfre rıza küfürdür. Bu bir akaid kaidesidir ki, herhangi bir küfrü
icap eden şeyi bir kimse işler, diğer bir Müslüman da onu hoşgörür,
rıza gösterirse kafir olur. Neuzibillah. Bu noktanın inceliğini bilmeyip
küfre giden, imandan çıkan nice Müslümanlar vardır.--
Bu uyarıya göre Almanya'ya iş bulmaya giden işçiler, Almanların
şapka giyip boyunlarına haç takmalarına rıza gösterirlerse kafir olacaklardır.
Kafir olmamak için de herhalde konuk gidilen ülkedeki Almanların
şapkalarını kafalarından, haçlarını da boyunlarından çıkarttırmaları
gerekecektir.
Birkaç bin kişiyi geçmeyen Türkiye'deki Alman kolonisi de kendi
arasında bir Protestan dergi yayınlayarak, bizim hocaların başlarındaki
sarıkları, sırtlarındaki cübbeleri çıkarttırıp ellerinden tesbihlerini
almayı önermeye kalkarsa, bilmem tepkimiz ne olur?
Dış dünyada bizden yana çıkmayanlara, bizlere sıcaklık göstermeyenlere,
bizleri yeterince benimsemeyenlere öfkelenip duruyoruz.
Bunun nedenlerine ise sanırım yeterince eğilmiyoruz.
Hem elalemin ülkesine çalışmaya gidecek, hem de onların yaşam
biçimleriyle inançlarma karşı düşmanlığı körükleyecek ve onlarla
dostluk kurmayı, dinden imandan çıkma sayacaksın.
Kusura bakmayın ama insaf diye de bir şey vardır.
Laik bir cumhuriyetin resmi görevlileri, gittikleri yabancı ülkelerde
kendi vatandaşlarının dinsel donatımını geliştirirken, toplumlararası
yakınlaşmaları güçlendirecek bir yönetimi benimsemeli ve
Türkleri kendi dinlerinden olmayanlara --düşman olmazlarsa
Müslümanlıklarından olacakmış-- inancındaki kişiler gibi göstermemelidirler.
Bunun gizli açık yankıları büyük dalgalar halinde gelmektedir
üstümüze.
Ayetlerin yorumlarını çok geniş ve insancıl açılardan yapmakta
ve Bakara Suresindeki --İslam'da zorlama yoktur-- ayetini de sık sık
anımsamakta yararlar vardır.

Bu öykümüz devlet adına devletin görevlisinin ne haltlar karıştırdığını
anlatıyor.Bu belge İnsan İNSANA kitabından alınmıştır

BAY FARE

Duvardaki çatlaktan bakan
fare, çiftlik sahibi ile karısının
bir paket açtıklarını gördü.
"İçinde yiyecek mi var?'"
derken - - -
Bir baktı ki
fare kapanı!!.
Hemen bahçeye koşup,
alarmı verdi :
Evde kapan var!
Evde kapan var!'
Tavuk gıdaklayip ,
kafayi kaldırdı ve,
'Bay fare", bu sizin için ciddi
bir sorun olsa da şahsen, beni ilgilendiren
bir tarafi yok ne yazık ki! .
Fare dönup bu sefer domuzcuğa,
"Evde kapan var,
evde kapan var"!
dedi.
Domuzcuk konuyla ilgilendi ama,
kendi hesabına
'Üzgünüm bay fare, vah, vah
emin ol senin için dua edeceğim"
dedi.
are bu kez öküze yöneldi:
"Evde kapan var!"
"Evde kapan var!"
diye bağırdı nefes nefese.
Öküz: Mööö, Bay Fare,
Senin için üzüldüm,
ama burnumu sokacağım bir şey değil.'
dedi.
E farenin de başını eğip,
gitmekten başka çaresi kalmamıştı...
yalnızlık ve terkedilmişlik hisleri içinde,
fare kapanı ile artık....tek başına başa
çıkmaya çalısacaktı!.
***
O akşam evde, alışılmamış bir ses duyuldu.
Sanki bir kapan,
avının üzerine kapanmıştı.
Sese kosan çiftçinin karısı, karanlıkta kapana,
zehirli bir yilanın kuyrugunu kaptırdığını görmemiş.
Yilan da onu ısırmıştı..
Çiftçi karısinı hastaneye koşturdu,
Karısı eve ateşli döndü.
E, ateşli insana ne verilir??
sıcacık bir tavuk çorbasi!!!.
Tavuk acilen pişirilmiş!
Ama kadın hala iyileşemiyormuş,
Eş dost ahbap, gelince hasta ziyaretine,
çiftci de sofraya domuzcuğu çıkarmak
zorunda kalmış!!!.
Ama çiftçinin karısı iyileşmemiş;
ve ölmüş!!!!!.
Aman ne kalabalık gelmiş cenazeye,
ne kalabalık!!!
Bu sefer de konuklari,
doyurmak icin kesilen öküz olmus....
Fareye de olan biteni
deliğinin ardından izlemek kalmış!....
** *
Onun için bir daha,
seni ilgilendirmeyen bir sorun
karşına çıkarsa... bir düşün!!! ----
Birimiz tehdit altındaysak,
hepimiz risk altındayız.
Bu hayat denen yolculukta
Birlikte yol almaktayiz..
Birbirimizi kollayip,
güç ve güveni paylaşmalıyız.
sana önem veren,
senin için önemli olanlara,
gönder ve uyar!
. . .  . .
HEPİMİZ, BİRBİRİMİZİN HALI TEZGAHINDA
HAYATİ ÖNEMI OLAN İPLİKLERİZ!!!!
VE ÖYLE YA DA BÖYLE,
HAYATLARIMIZ BİRLİKTE DOKUNUYOR


Not:Yukarıda okuduğunuz yazı E-Posta alıntısıdır.