26 Aralık 2011 Pazartesi

Nida' ya Ağıt

Çamların başında bir ince duman,
Gördükçe ağlardı gözü Nida'nın.
Ziya'yı vurmuşlar yol ortasında,
Nasıl dayanırdı özü Nida'nın?


Bir gün Kırşehir'de bir gün Banaz'da,
Adım adım gezdi baharda yazda.
Bizi üşütmedi karda ayazda,
Yandıkça büyüdü közü Nida'nın.


Türküler Nida'sız olunmaz hasta,
Halaylar üzgündür bozlaklar yasta.
Ankara'da Kayseri'de Sivas'da,
Hürmetle edilir sözü Nida'nın.


Yeni kalem bile yazı yazardı,
Aslı Akdağlıydı gurbet gezerdi.
Türküleri duruşundan sezerdi,
Görünce ışırdı yüzü Nida'nın.


Bir ömür adadı Samah'a bara,
Sadamızı yaydı dört bir diyara.
Türküler uğruna düştü nar'a,
Çıra oldu yandı özü Nida'nın.


Bu ses nerden gelir kimdir bilinmez,
Alır gider bizi gayri  gelinmez.
Yüz asır geçse de gene silinmez,
Bozok yayla'sın da izi Nida'nın.
.

18 Aralık 2011 Pazar

HANGİSİ DAHA APTAL!...

İki genel müdür oturup dertleşiyorlarmış...
 Biri odacısından şikâyet etmiş:
-Yahu benim odacı çok aptal...
 Bıktım usandım bu herifin aptallığından. İyi adam, dürüst adam, ama çok aptal...
Diğer genel müdür içini çekmiş:
-Sorma yahu, benimki de öyle. Öyle aptallıklar yapıyor ki insanı çıldırtıyor.
-Seninki benimki kadar aptal olamaz. -Sen bir de benimkini gör.
Benimki kadar aptalı bulunamaz...
Sonunda iddiaya tutuşmuşlar ve odacıların aptallığını denemeye karar vermişler. Birinci genel müdür zile basmış, odacısı gelmiş: -Buyurun efendim.
-Al şu 1000 lirayı, bana dört kapılı, sıfır kilometre bir araba al, gel!
-Başüstüne efendim. Odacı çıkmış...
Bu sefer ikinci genel müdür zile basmış:
-Buyurun efendim. -Git bizim eve, bak bakalım, ben evde miyim?
-Başüstüne efendim. O da çıkıp gitmiş... İki odacı kapıda karşılaşmışlar:
-Nereye yahu? -Sorma birader, bizim genel müdür çok aptal...
 Bana bin lira verdi, git bir araba al, gel dedi. Bugün tatil dükkânlar kapalı. Ben arabayı nereden alacağım? Öbür odacı da başını sallamış: -Benimki seninkinden de aptal! Git eve bak, ben evde miyim, dedi. Önünde telefon var, açıp sorsa ya...
Hasan Pulur

25 Ekim 2011 Salı

DAYAMISLAR MATEMATUGU AYUPTURR!!!

Trabzonlu Temel Aga'nin sevgili torunu Eda'ya verilen ödevle basi derttedir... Eskisehir'e göç eden arkadasi Niyazi'ye basina gelenleri yazar:      " Niyazicugum. Hani benim küçük torun var ya. Geçen aksam, geturdi ödevini önüme koydi. Bi yandan da aglay Zaten dertlerini hep baga açar.Dedi ki;
      -"Habunlari anliyamadum. O yüzden da yapamadum. Yarin ögretmen beni dövecek."
       Dedum ki; "Aglama usagum, bunun içun ögretmen adam dövmez. Simdi oni çözeruk."  Ne mümkün Niyazi kardasum:
Bi tirenlan, bi otobos ayni istasyondan kalkmislar. Tiren otobostan üçte bir daha hizli gidiy. Otobos iki yerde onbeser dakka istirahat vermis. Tiren da bi yerde durmis, 20 dakka su almis. Otobos saatte 60 kilometro gidiymis. Tiren 5 saat sonra gidecegi yere varmis. Otobos ise ne vakit sonra oraya varacakmis. Ograstum yapamadum. Usak aglay. Derken bub asi geldi. O da çözemedi. Diyrum oga ki, " damat, senun tanidugun tahsilli bi otobos sofori var ise oga soralim, belki o bilebilur. Yahutta sabah olsun ben usagi soforler cemiyetine götüreyum. Onlar arasinda belki tirenle yaris etmis bi sofor vardur da bize nasihat verur."
       Ha, biz bi yandan da usaga tireni tarif ediyruk. Tiren görmemis ki... Ne anasi görmis, ne bubasi. Ben da bi tek askerlukte Erzurum'dan Sivas'a gittiydum. Neysa kardasum, o gece çok kizdum. Diyeceksun ki niye? Usak daha incir agacindan duti ayiramay; mezgiti gosteriyrum, hamsi diy; efendum, yumurtanun fabrikada yapilduguni sanay. Biz gelduk araba yaristiriyruk.
       Yani efendi, otobos saatinda varsa ne olur, geç varsa ne olur? Gurbetten yolci mi bekliysun? Eger varacagi saat onemliysa, edersun yazihaneye bi telefon, derler saga otobosun inecegi zamani.. Bu kadarluk mesele içun sabiyi subyani niye telef edersun? Usacuklarda sarki yok, türki yok, oyun yok;
dayamis matamatigi. Ayuptur... "

18 Ekim 2011 Salı

BUNLARI YE, HAYATINI DEĞİŞTİR...

Hayatınızı değiştirmek için yemeniz gereken 18 besin
Hayat kalitenizi ve sağlığınızı arttırmak için gereken besinler
Hayatınızı değiştirmek için yemeniz gereken 18 besin İsveç’in önde gelen gazetelerinden Expressen hayat kalitesini ve sağlığı artırmak için tüketilmesi gereken besinleri listeledi. Doktor David Servan Schreiber yazdığı besinler için “Doğru besinleri seçersiniz daha sağlıklı bir hayata sahip olabilirsiniz” açıklamasını yaptı.

1 Narenciye: Portakal, limon ve greyfurtta bulunan flavonoidler, kanser hücrelerinin gelişmesini ve yayılmasını engeller.

2 Renkli gıdalar: Havuç, domates, şeftali gibi besinlerde keroten ve likopen gibi maddeler bulunur. Bu maddeler kanserli hücrelerin büyümesini engeller.

3 Domates: Hem domates hem de domates sosunda bulunan likopenler özellikle prostat kanserine karşı büyük bir direnç oluşturur.

4 Kırmızı şarap: Üzümdeki polyfenol maddesi hücrelerin ölmesini engeller.

5 Soğan: Izgarada çok fazla pişirilen etlerdeki kanserojen maddelerin etkisini azaltıyor. Ayrıca tansiyonu düşürüyor.

6 Baharatlar: Nane, tarçın ve biberiye gibi baharatlar kansere yakalanma riskini azaltıyor. Antioksidan oranları yüksek olduğu için ağrıları dindiriyor.

7 Sebzeler: Brokoli ve ayçiçeği gibi bitkiler gelişmekte olan kanseri engelliyor, tümör oluşumuyla savaşıyor.

8 Böğürtlen: Böğürtlen ve çilekler kanserli hücreleri ortadan kaldıran polifenol maddesi barındırıyor.

9 Mantar: Yüksek oranda bağışıklık sistemini kuvvetlendiren lentinan maddesi var.

10 Bitter çikolata: En az yüzde 70’i kakao olan siyah çikolatalar kanserli hücrelerin gelişmesini engelliyor.

11 Yeşil çay: Katesin maddesi, tümörlerin gelişmesini engelliyor. Yüksek antioksidan oranı sayesinde vücuttaki toksinlerin atılmasını sağlıyor.

12 Zeytin: Zeytin ve zeytin yağındaki fenol maddesi vücuda direnç sağlıyor. Bu madde siyah zeyinde, yeşil zeytinden daha fazla bulunuyor.

13 Omega-3: Somon, sardalya ve istavrit gibi yağlı balıklarda bulunan omega-3 kanser riskini azaltıyor.

14 Köri ve safran: Hücrelerin engelleyen bu maddeler, iltihaplara da müdahale ediyor.

15 Zencefil: Antioksidan oranı yüksek olduğu için bazı kanser türlerini engelliyor.

16 Soya: Hormon hareketlerini düzenleyen soya fasülyesi göğüs kanserini engelliyor.

17 Çekirdekli meyveler: Kiraz, şeftali ve üzüm gibi besinler göğüs kanserinin gelişmesini önlüyor.

18 Nar suyu: Her gün bir bardak nar suyu içmek prostat kanserinin gelişmesini engeller.

17 Ekim 2011 Pazartesi

Faydalı bilgiler...

Bunları Biliyormuydunuz.. ?
Evinizdeki halıları süpürseniz de silseniz de zamanla kokmayabaşlar.
Halı yıkamacılara verdiğiniz halı bilin ki, en kötü kimyasal
deterjanla, yerlerde araba yıkanır gibi yıkanmaktadır. Oysa kokuyu
çıkarmak için şunu yapabilirsiniz. Bir iki avuç karbonatı halının her
tarafına serpin ve 1-2 saat bekledikten sonra elektrik süpürgesi ile
iyice süpürün. Halınızdaki o kötü kokudan eser kalmayacaktır.

* Buzdolabınızdaki kokuyla baş edemiyorsunuz. Bütün yiyecekleri dışarı
çıkar, sil, süpür, kurula vs. uğraşmak istemiyorsanız bir kâse
karbonatı buzdolabının bir köşesine koyun. 4-5 günde bir karıştırın.
Kötü kokuların gittiğini göreceksiniz. Ayrıca dolapta sakladığınız
meyve sebzeler üzerinde koruyucu bir etkisi olacaktır karbonatın.

* Halı, koltuk, elbise üzerine yağ mı damladı? Panik yapıp, deterjana
saldırmayın! Çünkü deterjan leke olan bölgenin rengini açıp renk
dokusunu bozacaktır. Bunun yerine yağ lekesinin üzerine karbonat dökün
ve üzerini hafifçe ıslayın. 1-2 saat bekledikten sonra silin. Yağ
lekesinden eser kalmayacaktır. Zira suyla birleşen karbonat yağları
söküp atan doğal bir sabun haline gelir.


* Mutfak tezgâhınızın mermerlerini ve fayanslarını limonlu karbonat
ile ovun ve durulayın. En güzel temizleyicidir. Kimyasal deterjan
kalıntısı kalmadığı için üzerine meyve- sebzelerinizi, ekmeğinizi
rahatlıkla koyabilirsiniz.

* Kirli lavabolarınız için krem deterjanlar yerine limon ve karbonat
kullanın. Lavaboya karbonat döküp limonla ovun. Hem kirlerin
kaybolduğunu hem de parladığını göreceksiniz.

* Ayrıca tıkanan lavabolarınızı açmak için bir su bardağı karbonatı
lavaboya dökün. Üzerine 1 bardak sirke ilave edip 2 litre kaynar suyu
lavaboya boşaltın. Tıkanan lavabo açılacaktır.

* Dibi tutan tava ve tencerelerinize akşamdan karbonat döküp, sıcak su
ilave edin. Sabah temizlerken zorlanmayacaksınız.

* Paslanabilecek eşyalarınızı karbonatla ovarsanız paslanmasını
engellemiş olursunuz.

* Porselen gibi kararan eşyalarınız varsa limonlu karbonat ile ovun.
Rengi açılacaktır.

* Aynı şekilde gümüş eşyalarınızı suyla macun haline getirdiğiniz
karbonat ile ovarsanız, rengi açılıp parlayacaktır.

* Elbise dolabınızda rutubet ve küf kokusu varsa ve naftalin kokusunu
da sevmiyorsanız dolabınızı bir köşesinde ağzı açık şekilde kavanozda
karbonat bulundurun.

* Banyo duşa kabin camlarını karbonat ile silip durulayın. Duş alırken
daha rahat nefes alacaksınız.

* Banyo terlikleriniz ister tahta ister plastik olsun üzerine karbonat
dökün ve öyle duş alın. Hem terlikleriniz hem de ayaklarınız rahat
edecek. Bu yolla tahta takunyalarınızın ömrü uzayacağı gibi kimyasal
temizleyiciler, cildinizden uzak tutmuş olacaksınız.

* Çamaşır makinesinde kullandığınız deterjan miktarını yarı yarıya
azaltıp gerisini karbonat ile tamamlayın. Çamaşırlarınız daha temiz ve
kimyasal artıklardan uzak kalmış olacaktır.

* Ağız sağlığı ve diş bakımı için de karbonat çok önemlidir. Akşamları
yatmadan önce 1'e 1 oranında tuz ile karıştıracağınız karbonat ile
dişlerinizi fırçalayın. Diş çürüklerinde yerleşip yaşayan ve vücudu
kansere hazırlayan bağışıklık yokedici virüslerin iki düşmanından
birisi karbonattır. Sabaha kadar ağzınızda ve dişlerinizdeki bakteri
ve virüsler karbonat ve tuzun etkin temizleyiciliği ile tamamen
temizlenmiş şekilde uyuyacaksınız. Ayrıca ağız ve diş kokuları da
önlenmiş olacaktır.

* Sonuç olarak; sirke, limon ve karbonat evinizde sadece mideniz için
değil her türlü temizlikte ve pratikte kullanabileceğiniz doğal
ürünlerdir. Mümkün olduğunca bu ürünleri kullanmaya özen göstermeniz;
hem çocuklarınızın ve sizin sağlığınız için hem de yaşanabilir, nefes
alan bir ev açısından önemlidir.

EK NOT: Bu arada "implant" uygulamaları zayıf bünyelerde diş köklerinde
bulunan yukarıda belirtilen virüslerin kana karışması sonucu
bağışıklık sisteminin iflası ile kişinin 6 ay - 1 yıl gibi sürelerde
kanserden hayatını kaybetmesine neden olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde
ve özellikle Amerikada bu uygulamalar çok zor ve kısıtlanmış
durumdadır. Bu nedenle çene kemiği ile opersyonlardan uzak durmalıyız.

* Bunu da mümkün olduğunca duyurmak insani bir görev. Yurdumuzda harıl
harıl "implant" yapılıyor. Amaç TİCARET olsun tabi... İşte bu virüsü
öldüren adı sanı olan bir ilaç var, bir de karbonat çok etkili.!

Prof.Dr. Ayse AKIN
Başkent Üniversitesi
Kadın-Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması
Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü

13 Ekim 2011 Perşembe

Türk Olmak...

Türk Olmak…

Aslında çok şeydir, Türk olmak.
Türk olmak, Osmanlı'nın borcunu ödemektir. Hovarda babanın borçla yaşayan evladı gibi...
O da ne borçmuş be   öde  öde bitmiyor...

Kosova'da ve Bosna'da, Batı Trakya'da ve Makedonya'da bilmem kaç asır geçmişte kalan meselelerin hesabını şimdi vermektir.

Türk olmak; 
-        Kıbrıs'ta, 
-         Hocali'da, 
-         Anadolu'da ve Balkanlar'da  soykırıma uğrayıp 
-         karşılığında yapmadığın soykırımla suclanmaktır.

Türk olmak; 
-         faşist  olmaktır, 
-          vatanına, milletine, tarihine sahip çıktığında…
-         demokrat ve cağdaş olmaktır, 
-         vatanına, milletine, tarihine sövüldüğünde…

Türk olmak lisanının Avrupa'da yasaklanmasıdır ve yine Türk olmak kendini ve derdini anlatamamaktır.

Avrupa'da hor görülmek Türk olmaktır, 
Türk olmak; 
-        Selanik'te Pontus Anıtı'nın, 
-         Viyana'da çiğnenen yeniçeri minberinin ve 
-          Malta'da papazın üzerine bastığı Türk bayrağı heykelinin önünden geçmektir.
Türk olmak zordur, çetindir ve eziyetlidir. 
-         Üç kıtadan dönüp, 
-         bir küçük yarımadada misafir muamelesi görmektir. 
-     Sayısız imparatorluk kurmak Türk olmaktır,  aynı zamanda sayısız imparatorluk yıkmak da Türk olmaktır.

Türk olmak; 
-         Arabaya koşulan ilk atın vatanında, 
-         ilk yazılı antlaşmanın imzalandığı yurtta, 
-          yazının bulunduğu, 
-          paranın icat edildiği 
-          her metrekaresinden  bereket fışkıran bu yurtta, 
-          kalkınmak icin yabancı sermaye beklemektir.
Türk olmak; 

-        Truva'dan bu yana, 
-          Sümer'den bu yana serpilerek gelse de, 
-         tarihten eski bu topraklarda, 
-         bütün zamandan damıtılarak gelen yüksek değerlerine rağmen, 
-          bir haftalık balıksal hafiza ile yaşamaktır.
-         Doğu Roma'yı da 
-          Batı Roma'yı da yıkıp, 
-          yeni Roma imPARA torluğu olan AB'ye girmeye calışmaktır, Türk olmak.
Türk olmak;
-        Mostar'da köprüdür, 
-         Kerkük'te kaledir, 
-          İstanbul'da Kızkulesi'dir, 
-          Anadolu'da buğdaydır, 
-          Çukurova'da pamuktur, 
-          Ege'de tütün, 
-         Karadeniz'de fındık, 
-         Trakya'da ayçiçeğidir.
           Ama GDO'suyla oynanmadan önce...

Türk olmak; 
-        Çanakkale'de ölmektir. 
-         Çanakkale'de ölmeden önce düşmana su vermektir, 
-         onun yaralısını sırtında kendi hastanesine taşımaktır.
-          Düşmanın ardından rahmet okumak, 
-         kanlısından helallik almaktır. 
-          Kar yağdığında kayak yapmayı değil, evsizleri düşünmektir. 
-          Balkon köşesine kuşlar için, kışın ekmek kırıntısı, yazın su koymaktır. 
-         Yağmura rahmet, kara bereket  diye bakmaktır.

Türk olmak;
-        harap bir ülkede, 
-         zengin ülkelerin müstemlekesini reddedip, 
-         tahtadan kılıç ve ipten üzengi ile, 
-          paylaşacak ve sahiplenecek tek varlığı fakirlik olmasına rağmen, 
-         yedi düvele yine de meydan okumaktır.

Türk olmak;
-          askere davul-zurna ile, kına yakıp uğurlamaktır, 
-          belki de şehit olup  dönmeyeceğini bilerek. 

Türk olmak;
-       annenin, şehit oğlunun ardından; 'Bir oğlum daha olsun, onu da vatan icin göndereceğim.' demesidir. 
-         Babanin gözyaşlarını tutarak, tabutuna son kez dokunurken, onun komutanına  'Vatan sağolsun!' komutanım demesidir.

Türk olmak;
-         'Türk çayında radyasyon olmaz!' yalanları ile, 
-         'Gusül abdesti alana AIDS bulaşmaz!'  yalan dolanları ile yaşamaktır.

Her hükümetin 
-          enkaz devraldığı, ama 
-         asla ardında enkaz bırakmadığı ülkede olmaktır.

Türk olmak;
-        ecdadın yaşadığı kıtlıktan dolayı, çayın yanında gelen şekerden fazla olanı garsona geri vermektir. 
-          Ayni nedenle Türk olmak, yemeği ziyan etmekten korkmaktır. 
-         Göz hakkına, diş kirasına saygıdır.

Türk olmak;
-         Evindeki bir kap aşın yarısını Tanrı misafirine vermektir. 
-          Kendi yerde, misafiri döşekte yatırmaktır  Türk olmak.
Türk olmak;
-        milli maçta ağlamaktır. 
-          Ayhan Işık'a, Belgin Doruk'a aşık olmaktır. 

Türk olmak;
-          aşkını ölesiye sevmektir.
-          Aşkı icin  ölmektir, ve hatta bazen
-          öldürmektir. 
-          Sevdiceğinin elini bir kez tutamadan, toprağa girmektir.
En güzel aşk şiirlerini yüreğinde hissetmektir. 
Eşkiyaya türkü yakmaktır, Türk olmak.

Milletine sövmektir, ama  başkasına sövdürmemektir, Türk olmak.


Türk olmak;
-        Yunus'u bilmektir, 
-         Aşık Veysel'i sevmektir.
-         Mevlana'yi, Haci Bektaş-i Veli'yi ve Hoca Yesevî'yi 
-          tek bir satırını okumasa da yüreğinde taşımaktır.

Türk olmak;
-         saz çaldığında, 
-          ney üflendiğinde, 
-          kös dövüldüğünde ve kaval çaldığında, 
-          yüreğinin derinlerinde bir sızı sezmektir, 
-          bir de Yemen Türküsü'nde...
-          Hayatın sana verdiklerine 'Nasip', 
-          vermediklerine  'Kısmet'  demektir. 
-         Her işin  'Hayırlısına' inanmaktır ve 
-          ağlamamak için çok  gülmekten çekinmektir.

Türk olmak; 
-         Asya'da batılı, 
-          Avrupa'da doğulu diye tepki görmektir.
Irk sözünü bilmeden yaşamak,  yaradılanı Yaradan'dan ötürü sevmektir.
-         Magazin programları ile dizilerin arasına sıkışsa da, 
-         silkinip üzerindeki ölü toprağını atabilmektir.

Türk olmak;
-        mahalle maçı için ayni saatte, 
-          on kişi buluşamazken, 
-          milyon kişinin bir araya gelmesidir.
-          Tavla oynarken bile kavga ederken, 
-          milyon kişinin kavga etmeden gösteri yapabilmesidir

Türk olmak; 
-         en zayif gününde bile dünyaya meydan okumak, 
-          en dertli gününde bile her ufunetin bir şafakta biteceğini bilerek 
-          tevekkül göstermektir.

Zor iştir Türk olmak zor , Türk olmak; 
-          Anadolu'da her düşen yağmur damlasına hamdetmek, 
-          her çıkan başak için şükretmektir.

Türk olmak, 
binbir medeniyet mezarlığı olan Anadolu'da dik durabilmektir

3 Ekim 2011 Pazartesi

İBRETLİK Bİ HİKAYE........

Zenginin biri ölümden ve kabirdeki yalnızlıktan çok korkuyormuş. "Öldüğüm geceyi
 kim kabre girerek sabaha kadar benimle geçirirse servetimin yarısını
 ona bağışlıyorum" diye vasiyet etmiş.

Öldüğünde "Kim birlikte kabre girip sabahlamak ister?" diye araştırmışlar. Kimse çıkmamış. Nihayet bir hamal,

"Benim sadece bir ipim var, kaybedecek bir şeyim yok. Sabaha kadar
 durursam zengin olurum." diye düşünerek kabul etmiş. Vefat eden zengin
 ile birlikte defnetmişler. Sorgu sual melekleri gelmiş. Bakmışlar
 kabirde bir ölü, bir canlı var.

"Nasıl olsa bu ölü elimizde... Biz şu canlı olandan başlayalım" demişler ve hamalı sorgulamaya başlamışlar.

"O ip kimin? Nereden aldın? Niye aldın? Nasıl aldın? Nerelerde
 kullandın?" Sabaha kadar sorgu sual devam etmiş, adamın hesabı bitmemiş.
 Sabahleyin kabirden çıkmış.
 - Tamam, servetin yarısı senin, demişler.
 - Aman,demiş hamal, istemem, kalsın. Ben, sabaha kadar bir ipin
 hesabını veremedim. O kadar servetin hesabını nasıl veririm?

28 Ağustos 2011 Pazar

ÖMER HAYYAM

        ÖMER HAYYAM BU ŞİİRİ TAM 800 YIL ÖNCE YAZMIŞ !
        
        
        'Irmaklarından şaraplar akacak' diyorsun
        Cennet-i alâ meyhane midir?
        'Her mümin'e iki huri' diyorsun
        Cennet-i alâ kerhane midir?
        * * *
        Tanrı bize cennette vaat ettiği şarabı
        Niçin haram etsin bu dünyada, akla sığar mı?
        Bir sarhoş arap, devesini vurmuş Hamza'nın
        Peygamber de yasak etmiş arap'a şarabı
         * * *
        Beni özene bezene yaratan kim? Sen
        Ne yapacağımı da yazmışsın önceden
        Demek günah işleten de sensin bana
        O zaman nedir o cennet cehennem?
        * * *
        Kim senin 'yasa'nı çiğnemedi ki söyle?
        Günahsız bir ömrün ne tadı kalır söyle.
        Yaptığım kötülüğü kötülükle ödetirsen eğer
        Seninle benim aramda ne fark kalır ki söyle
        * * *
        Tanrı bizi çamurdan yarattığında
        Biliyordu bu dünyada ne işimiz olacak
        İşlediğim günahlar hep onun emriyledir
        O halde cehennemde beni niçin yakacak?
         * * *
        İsyan edip karşında duracağım, neredesin?
        Karanlığı, ışığa yoracağım, neredesin?
        İbadete karşılık cenneti alacaksam
        'Bağış mı ticaret mi' diye soracağım, neredesin?
        * * *
        Kör cehalet çirkefleştirir insanları.
        Suskunluğum asaletimdendir.
        Her lafa verecek bir cevabım var elbet
        Lakin bir lafa bakarım laf mı diye,
        Bir de söyleyene bakarım adam mı diye
        * * *
        Dünya, üç beş bilgisizin elinde
        Sanırlar ki tüm bilgiler kendilerinde
        Üzülme, eşek eşeği beğenir
        Bir hayır var sana kötü demelerinde
        * * *
        Sen bu dünyanın sırrına eremezsin
        Erenlerin dilini de sökemezsin
        Öyleyse iç şarabı, cennet et dünyayı
        Öteki cennete ya girer, ya giremezsin
        * * *
        Niceleri geldi, neler istediler
        Sonunda dünyayı bırakıp gittiler
        Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
        O gidenler de hep senin gibiydiler
         ******
        İçin temiz olmadıktan sonra
        Hacı hoca olmuşsun kaç para
        Hırka, tespih, post, seccade güzel
        Ama TANRI KANAR MI BUNLARA?
        
        Sen sofusun hep dinden dem vurursun
        Bana da sapık dinsiz der durursun
        Peki, ben ne görünüyorsam O'yum
        YA SEN NE GÖRÜNÜYORSAN O'MUSUN?
        
        Sen içmiyorsan içenleri kınama bari
        Bırak aldatmacayı ikiyüzlülükleri
        ŞARAP İÇMEM DİYE ÖVÜNÜYORSUN AMA
        YEDİĞİN HALTLAR YANINDA ŞARAP NEDİR Kİ..
        
        Ey kara cübbeli senin gündüzün gece
        Taş atma dünyayı bilmek isteyenlere
        ONLAR YARATANIN SANATI PEŞİNDELER
        SENİNSE AKLIN ABDEST BOZAN ŞEYLERDE....
        
        Ben kadehten çekmem artık elimi;
        Tutmam senin kitabını minberini.
        Sen kuru bir softasın, ben yaş bir sapık
        CEHENNEMDE SEN Mİ DAHA İYİ YANARSIN, BEN Mİ?..
        
        Seni kuru softaların softası seni
        Seni cehenneme kömür olası seni
        Sen mi haktan rahmet dileyeceksin bana ?
        HAKKA AKIL ÖĞRETMEK SENİN HADDİNE Mİ ?
        
        Yaşamın sırlarını bileydin
        Ölümün de sırlarını çözerdin
        Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok
        YARIN AKILSIZ NEYİ BİLECEKSİN
        
        Ey kör!
        Bu yer, bu gök, bu yıldızlar, boştur boş !
        Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş !
        Şu durmadan kurulup dağılan evrende
        BİR NEFESTİR ALACAĞIN, O DA BOŞTUR BOŞ !
        
        İzninizle bir dörtlük te benden:
DÜNYA DEDİĞİN BİR BAKIŞIMIZDIR BİZİM.
CEYHUN NEHRİ BOŞUNA DÖKTÜĞÜMÜZ GÖZ YAŞIDIR BİZİM.
CHENNEM BOŞUNA DERT ÇEKTİĞİMİZ GÜNLER,
CENNETSE GÜN ETTİĞİMİZ GÜNLERDİR BİZİM.

18 Ağustos 2011 Perşembe

Müslüman'a haram çeşmesi!...

Osmanlının başkenti Bursa’da Müslüman bir kişi, eskilerin Yahudilik Çarşısı denilen bugünkü Arap Şükrü Sokağı’nın girişine bir çeşme yaptırır. Çeşmenin başına da bir kitabe yazdırtır: “Bu çeşmenin suyu her kula helâl, Müslüman’a haram”
Osmanlının başşehrinde bir çeşme ve bu çeşmenin başında da böylesi bir yazı…Çeşmeden çok kitabede yazılanlar, kısa sürede yayılır bütün Bursa’ya. Bir dedikodu bir dedikodu ki alır gider başını. Bursa’nın Müslüman ahalisi hop oturur hop kalkar bu nasıl fitnedir diye…Ahali, dayanamaz varır kadıya. Şikâyet üstüne şikâyet… Kadı, şikâyetler karşısında hayrat sahibi adamı yaka paça yakalatır; getirtir huzura.
Vatandaş memnun. Mahkeme salonu dolar tıklım tıklım. Kadı, sorar:
“Bu nasıl fitnedir, dini İslam, ahalisi Müslüman olan koca devlette, sen kalk hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a haram et! Olacak iş midir? Nasıl anlayıştır? Nasıl mantıktır? Nasıl izandır? Aklını mı yitirdin!
Hayrat sahibi adam, bozmaz istifini; gayet sakin:
“Müsaade buyurun” der. Sebebi vardır, delili vardır, ispatı vardır.”
Kadı hiddetlenir: “Ne delili, ne ispatı! Her şey apaçık ortada değil mi? Sen fitne çıkardın! Müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın! Nifak soktun topluma, vaciptir katlin!”, der. Der demesine de bir yandan da merak eder nedir delili? Nasıl olur bu kadar aleni yapılan işin delili? İspatı? Sorar hayrat sahibi adama:
“Nedir gerekçen, delilin, ispatın, her neyse?”    Hayrat sahibi adam:
“Bir Sultan´a söylerim, başkasına diyemem”, diye cevap verince, yine karışır ortalık. Dinleyenlerde homurdanmalar. Kadı kararsız…Söz bu ya, kulaktan kulağa ulaşır Sultan’a. Sultan öncesini de bildiği bu
olaydan dolayı zaten bir hayli kızgındır:  “Tez elden getirilsin bu gafil huzuruma!”, diye emir verir. Hayrat sahibi adam yaka paça götürülür
Sultan’ın huzuruna. Sultan; esmer, orta boylu, geniş omuzlu, sol yanağında kapanmış bir yaranın izi olan şakakları kırlaşmış orta yaşlı bu adama hiddetle bakar:
“De bakalım ne diyeceksen bre gafil! Bu nasıl iştir ki, hem çeşme yaptırırsın hayır işlersin hem suyunu her kula helâl, bir tek Müslüman’a haram edersin” Adam, kaldırır başını padişahın gözlerine bakar:
“ Sağlam delilim vardır Sultan’ım, lâkin ispat ister.”,der.
“Sağlam delil mi? Nedir delilin, neyi ispatlayacaksın?
“ Müsaade ederseniz”
“ Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin, ya ispatlayamazsan!”
“O zaman vereceğiniz hükme kıldan incedir boynum, Sultanım”
“Peki, göster delilini, ispatla bakayım!
“Sultan’ım, ispat için sizden arzım olacak, yerine getirilmesini isterim.
Sultan, la havle çeker ya yine de: “peki, de bakayım!”,der.
“Sultan’ım her hangi bir havradan rastgele bir hahamı sebepsiz, izahsız yaka paça tutuklatın.
Dediği yapılır adamın. Bir anda karışır ortalık… Azınlıklarda bir telaş, bir öfke ki sormayın. Başta Museviler, “Ne oluyor,  din adamımız ne yaptı ki tutuklanır. Bu ne zulümdür! Biz kefiliz kendisine. Ne gerekirse söyleyin yapalım. O, masumdur; gerekirse kefalet öderiz…” Toplantılar, gösteriler, mektup üstüne mektup… Ardı arkası kesilmez.

Bir hafta sonra hayrat sahibi adam çıkar Sultan’ın huzuruna:
“Sultan’ım, hahamı artık bırakmak zamanıdır”, der ve haham bırakılır.
Azınlıklar mutlu… Sultan’a teşekkürler, hediyeler… Hayrat sahibi adam, Sultan’a: “Aynı tutuklatmayı herhangi bir kiliseden bir papaz için yaptırınız, Sultan’ım”, der. Padişah, yine la havle çeker ya. Sonucu o da merak etmektedir. “Peki”, der. Aynı işlem, aynı usulle bugünkü Karaağaç mahallesinde bulunan bir kilisenin papazı için de uygulanır. Papaz tutuklanarak atılır zindana. Tepkiler had safhada. Galeyan gelir Bursa’daki azınlıklar. Bursa’da olduğu kadar civar şehirlerde de gösteriler yapılır. Hatta Bizans elçisi ile
birlikte birkaç ülkenin elçisi de girer devreye. Nasıl olur, sorgusuz sualsiz, suçsuz günahsız biri hangi gerekçeyle içeri atılır, diye. Dolunca haftası o da serbest bırakılır. Mutluluk ve sevinç gösterileri bir
kat daha artar. Teşekkürler, şükranlar… Levantenler, din adamlarına kavuşmanın mutluluğu ile daha sıkı sarılırlar birbirlerine. Padişah, çağırır hayrat sahibi zatı huzuruna: “tamam mı?” der.
Adam:“Sultan’ım son bir arzım var; sonra hüküm zamanıdır!”
“Şimdi nedir isteğin?”
“Efendim başkentimiz Bursa’nın sevilen, sözü en çok dinlenilen, itimat edilen âlimini alınız minberinden aynı şekilde”
Dediği yapılır adamın. Ulu Caminin imamı, vaazının ortasında alınır sorgusuz sualsiz… Yaka paça götürülür, atılır zindana. Bir Allah”ın kulu çıkıp da tek bir kelam etmez.  “Ne oluyor, ne yapıyorsunuz hiç olmasa vaazı bitene kadar bekleyeydiniz,” demez. Peşinden giden de olmaz, arayan, soran da… Bir hafta, geçer aradan: “Nerede bizim imam?” diyen de çıkmaz, merak eden de… Ulu caminin bu âlim, sözü sohbeti dinlenir imamın yerine sıradan bir imam atanır. Halk halinden memnun… Memnun olmakla kalsa iyi âlim imamın  ardından başlar bir dedikodu:“Biz de onu adam gibi adam bellemiştik, hoca bellemiştik”“Kim bilir ne haltlar karıştırdı da tutuklandı…“Vah vah! Acırım arkasından kıldığım namazlara…”
Sultan, seyreder, şaşkınlık ve üzüntü ile bütün bu olup biteni… Hayratsahibi adam, gelir huzura:
“Ey büyük Sultan’ım! İrade buyurunuz lütfen! Böylesi Müslümanlara su helâl edilir mi?
Sultan suskun, çağırır zindana attırdığı âlim imamı haleleşmek için.
…                                                    
Ve yedi yüz yıl geçer aradan.
Şimdi dönüp bir bakın bakalım bu kadar yıl sonra şu güzelim memlekete:
BÖYLESİNE HER ŞEYE SUSKUN BU MİLLETE, HER KARIŞ TOPRAĞI ŞEHİT KANLARI İLE
SULANMIŞ; YEDİ İKLİM, YETMİŞ RENK BU GÜZELİM ÜLKE HARAM DEĞİL DE NEDİR?

24 Temmuz 2011 Pazar

Pozitif


Melih Aşık Açık Pencere
m.asik@milliyet.com.tr
24.07.2011

Memleketimizde iyimserler kötümserlere kızınca, “Hiç mi pozitif bir şey yok bu memlekette birader” diye çıkışırlar. İşte size pozitif bir bahçıvan...
Seyahatten dönen ev sahibi telefon açmış, konuşuyorlar:
- Nasıl, her şey yolunda mı?
- Yolunda... Küreğin sapı kırıldı, şu anda onu tamir ediyordum.
- Neden kırıldı?
- Köpeğinize mezar kazarken zorlamışım, ondan kırıldı.
- Nee! Köpeğim mi öldü?
- Maalesef havuza düştü?
- Benim köpeğim çok iyi yüzerdi; havuzda nasıl ölür?
- Havuzun suyu boşalmıştı, atlayınca betona çakıldı.
- Havuzu yeni doldurtmuştuk, neden boşalttınız?
- İtfaiyeciler evdeki yangını söndürürken ilave suya ihtiyaç duydular.
- Neee?! Evde yangın mı çıktı?
- Evet efendim. Annenizin vefatı dolayısıyla taziyeye gelenlerden biri yanık sigara bırakmış.
- Annem mi öldü? Yahu kadın daha iki hafta önce sapasağlamdı?
- Haklısınız da... Yatak odanızda karınızla en yakın arkadaşınızı aynı yatakta görünce kalbine inmiş.
- Yahu hiç pozitif bir haber yok mu adam sende?
- Var efendim... Geçen gün siz AIDS testi yaptırmıştınız ya... Sonucu geldi, pozitif...

29 Haziran 2011 Çarşamba

KENDİN PİŞİR KENDİN YE'MİN

yozdil@hurriyet.com.tr
CHP yemin etti...

*

Üniversite sınavındaki şifre utanmazlığıyla ilgili araştırma önergesi reddedildi.
Tekel işçilerinin dramıyla ilgili araştırma önergesi reddedildi.
Adli Tıp skandallarıyla ilgili araştırma önergesi reddedildi.
Telekulak araştırma önergesi reddedildi. Gözaltındaki kayıplar hakkındaki araştırma önergesi reddedildi.
Ha eve tüp bağlatmışsın, ha memlekete nükleer santral’la ilgili araştırma önergesi reddedildi.
Taşımalı eğitim ayıbıyla ilgili araştırma önergesi reddedildi.
Basın’a basınçla ilgili araştırma önergesi reddedildi.
Yeşil sermaye ayaklarıyla ahaliyi dolandırıyorlar’ın araştırma önergesi reddedildi.
Dünyanın en pahalı benzinini niye biz kullanıyoruz’un araştırma önergesi reddedildi.
Memur sınavındaki ahlaksızlıkla ilgili genel görüşme önerisi reddedildi.
Irak’a kara harekâtı niye zart diye durduruldu’nun genel görüşme önerisi reddedildi. Ermenistan’la gizli gizli neler imzaladınız’ın genel görüşme önerisi reddedildi.
KKTC’de ne dümenler çeviriyorsunuz’un genel görüşme önerisi reddedildi.
Başbakan hakkındaki gensoru önergesi reddedildi.
Uruguay’dan inek getirten Tarım Bakanı hakkındaki gensoru önergesi reddedildi.
Habur’daki teslim’iyet töreniyle ilgili olarak İçişleri Bakanı hakkında verdiği gensoru önergesi reddedildi.
Uçak düştü, Ulaştırma Bakanı hakkındaki gensoru önergesi reddedildi, hızlı tren uçtu, Ulaştırma Bakanı hakkındaki gensoru önergesi reddedildi.
Telekulak ve Deniz Feneri için Adalet Bakanı hakkında verdiği gensoru önergesi reddedildi. Maliye Bakanı, Enerji Bakanı ve Milli Eğitim Bakanı hakkındaki gensoru önergesi reddedildi. Madenciler diri diri toprağa gömüldü, Çalışma Bakanı hakkındaki gensoru önergesi, CHP değil MHP mi vermişti yoksa, neyse, reddedildi.
İzmir’de açılan yeni üniversiteye Atatürk’ün annesinin adını verelim teklifi reddedildi. PKK’yla ilgili açılım görüşmesi başka gün kalmamış gibi 10 Kasım’da görüşülmesin, inadına yapmayın, hiç olmazsa bir gün erteleyelim, 11 Kasım’da görüşelim önerisi, reddedildi. Dokunulmazlıklar kaldırılsın teklifi reddedildi. 100 değil, 300 değil, 1600 soru önergesi verdi,
ya reddedildi, ya cevap vermeye tenezzül bile edilmedi.
Ne yasa çıkarabildi, ne de çıkmasını önleyebildi.

*

Yemin etmedi...

*

Milli iradeye kuru kalabalık muamelesi yapıldığı için, CHP açısından değişen bi şey yoktur.

*

Tek başına oynanmaz tahterevalli.
İki kişiden biri düşünsün gari.

23 Haziran 2011 Perşembe

VERESİYE DEFTERİ

Muallim Ahmet Rıfkı?!

Yıl 1915...

Çanakkale’de kızılca kıyametin koptuğu günler...

Aylardan Mayıs...

Vefa Lisesi Fransızca Muallimi Ahmet Rıfkı her günkü gibi mektepten içeri girer.

Selâm verir Ahmet Rıfkı ama çocuklar selâma bile karşılık vermezler!..

Ahmet Rıfkı iyice şaşırmıştır.

Arka sıralarda oturanlardan biri ayağa kalkarak; “Hocam, mahallemizde eli ayağı tutan ağabeylerimiz Çanakkale’ye gönüllü gittiler, ama siz hâlâ buradasınız! Biz de gitmek istiyoruz, fakat yaşımız tutmuyor, söyler misiniz bize, vatanımız elden giderse sizin verdiğiniz eğitim ne işe yarar?”

Yaşlı gözlerle sınıftan çıkar ve mektebin idaresine dilekçesini verir.

Arkadaşlarıyla, talebeleriyle vedalaşır, evine gelir.

Ahmet Rıfkı’nın hayattaki tek varlığı yaşlı annesi Ayşe Hanımdır ve Şehzadebaşı semtindeki evlerinde beraber oturmaktadırlar.

Durumu annesine anlatır, ondan hakkını helâl etmesini ister.

Ardından mahallenin bakkalı, gün görmüş bir zat olan Selâhattin Adil Efendiye uğrar ve şöyle der:

“Selâhaddin Amca, Allahın izniyle vatanın bağrına saplanmış olan düşman hançerini çıkartmaya gidiyorum. Senden isteğim, anamı iaşesiz bırakma! Kısmetse dönüşte borcumu öderim!”

Çeşitli cephelerde savaşa katılır.

19 Aralık 1915 günü şehit olur...

Annesi haberi alır, çok üzülmesine rağmen imanı bütün bir hanım olduğundan hâdiseyi tevekkülle karşılar.

Aklına, veresiye yiyecek aldığı bakkal gelir.

“Yedi aydır senden veresiye alırız, borcumuzu verelim de oğlum borçlu yatmasın!” der.

Selâhaddin Efendi şöyle cevap verir:

“Ayşe Hanım, sen okuma yazma bilmezsin, okuma bilen bir yakınını getir de hesabı o çıkarsın!”

Bunun üzerine Ayşe Hanım, komşusunun kızı Gülşah’la birlikte dükkâna gider.

Selâhaddin Adil Efendi, “Ahmet Rıfkı” bölümünü açarak veresiye defterini Gülşah’ın önüne koyar!

Gülşah, onlara veresiye defterindeki kırmızı harflerle yazılmış satırları gösterir.

Şöyle yazıyordur defterde:

“Bu hesap Ahmet Rıfkı’nın kanıyla ödenmiştir, vesselam!”
NOT: Yukarıda okuduğunuz yazı Mustafa Günaydın tarafından E-POSTA iletisi olarak gönderildi.Kendisine teşekkür ederim.

2 Haziran 2011 Perşembe

Fıkra

TemeL
Newyork'ta ikiz kuleler yıkılmadan önce bir
adamla bir kadın kulelerin tepesinde ...akşam yemeği yiyorlarmış. Romantik bir yer,
ortam süper, Newyork acayip güzel, kemancılar, yemek... her şey süper... kadın
mest... başlamışlar muhabbete.. adam konuştukça kadın hayran, adam konuştukça
kadın hayran.. adam en sonunda konuyu yatağa getirmiş:
-Yatalım mı?? demiş..
Kadın, birden
ayağa kalkmış;
-Lanet olsun size, bütün
erkekler aynısınız.. aklınız fikriniz yatakta..

deyip kendini
camdan aşağıya atmış..


65. katta bir İngiliz
camı açmış hava alıyor.. bi bakmış ki kadın düşüyor.. kadını belinden
yakalamış..;
-Napıyorsun?? demiş..
Kadın ağlamaklı;

-Yaşamak istemiyorum.. demiş..
İngiliz;
-Olur mu hiç, hayat güzel, bak,
seninle Londra'ya gideriz..
Kadın ağlamaklı;

-Yaşamak istemiyorum.. demiş..
İngiliz;
-Olur mu hiç, hayat güzel, bak,
seninle Londra'ya gideriz..
Kadın;
-eee sonra? demiş.
İngiliz;
-Orada benim şatom
var
- eeee sonra??
-Atlara bineriz, av partilerine katılırız..
-eee, sonra?
-en güzel viskileri
içeriz
- sonra??
-Şöminemizin karşısına geçeriz..
-eee??
- sonra da yatarız .. demiş İngiliz..

Kadın yeniden ağlamaya başlamış;

-Allah kahretsin, bütün erkekler aynısınız,lanet olsun,
aklınız fikriniz yatakta.. demiş ve atmış kendini camdan aşağı..
45. katta bir Fransız balkonda hava alıyor.. bi
bakmış kadının biri düşüyor, hemen kadını belinden yakalamış
-Napıyorsun? demiş..

Kadın ağlamaklı;
-nefret ediyorum, yaşamak istemiyorum, hayat çok kötü.. demiş..
> Fransız;

-olur mu.. hayat çok güzel.. seninle
Paris'e gideriz..
-eee, sonra??
-cafelerde otururuz..
-ee, sonra?? demiş kadın..
-şanzelizede otururuz..
- sonra??
-en güzel yemekleri yeriz.. en güzel şarapları
içeriz..
-eee??
-sonra, müzeleri gezeriz, elele tutuşup Eyfel'e çıkarız..
-eee,sonra?? demiş kadın..
-ordan benim çiftliğime geçeriz..
-eee,sonra??
-yıllanmış bi şarap
açarız..
-sonra??
-şarabımızı içeriz..
-eee??
-sonra da yatarız.. demiş Fransız..

kadın yine ağlamaya başlamış;

-lanet olsun size.. bütün erkekler aynısınız, aklınız fikriniz
yatakta.. deyip kendini tekrar camdan aşağıya atmış...
18.katta Temel balkonda hava alıyor... bi bakmış kadının biri
düşüyor..yakalamış belinden hemen;


- ne
ediysun?? demiş..


kadın ağlamaklı;
-yaşamak istemiyorum.. demiş..
Temel;
-olur mu, hayat çok güzel daa..
demiş..
-seninle Rize'ye gideriz..
-ee, sonra??
-ee,
çay toplaruk..
-ee, sonra??
-yaylaya çıkaruk..
-ee, sonra??
-ee, horon teperuk..
-ee,sonra??
-baktuk sıkılduk,deniz kenarına ineruk..
-ee,sonra??
-denize açıluruk..
-ee,sonra??
-ee,
hamsi tutaruk..
--ee, sonra??
-hamsi tava yeruk..
-ee,sonra??
-hamsi buğlama
yeruk..
-ee,sonra?
-hamsikoli yeruk..
-ee,sonra??
-hamsili pilav yeruk..
-ee,sonra?
-hamsi
çorbası içeruk..
-ee,sonra??
-hamsi reçelu yeruk..
-ee,sonra??
-hamsili ekmek yeruk...
-ee,sonra??
-hamsi
çorbası içeruk..

- eeee, yani yatmıycak mıyız..? demiş kadın.

Temel kadına bakmış;

-O*ospii!!! demiş, atmış kadını aşağıya... :)):))

17 Mayıs 2011 Salı

RAKI İÇMENİN 100 NEDENİ.... ?


  1. Can bu, çeker. 
  2. Uzaklardan bir dost gelir. 
  3. Mesai uzar. 
  4. Aşıksındır. 
  5. Rakısız memlekete gideceksindir.
  6. Terfi etmişsindir. 
  7. Kerahet vakti gelmiştir. 
  8. Uğurlayacak birileri vardır. 
  9. Bünyenin “reset”lenmeye ihtiyacı vardır.
  10. Günlerden pazartesidir. 
  11. Bir hayalin gerçek olmuştur.
  12. Ortamda herkes rakı içmektedir. 
  13. O gün, doğum günündür. 
  14. Cemreler düşmüştür. 
  15. Abin gelmiştir. 
  16. Canın eve gitmek istemez. 
  17. Bira hamallıktır. 
  18. İçin kıpır kıpır, deniz kıpırtısızdır. 
  19. Yabancı arkadaşların gelmiştir.
  20. Günlerden salıdır. 
  21. Akşam ne pişireceğini bilmemektesindir.
  22. Evlenmişsindir. 
  23. Bir karar vermen gerekiyordur. 
  24. İstifa etmişsindir. 
  25. Rüyana çilingir sofrası girmiştir. 
  26. Birilerinin doğum günüdür. 
  27. İşe girişinin yıl dönümüdür. 
  28. Arkadaşların evlenmiştir. 
  29. Efkâr basar, bazen. 
  30. Günlerden çarşambadır. 
  31. Kar yağar, beyaz çağrışım yapar. 
  32. Akşam yemeğini yakmışsındır. 
  33. Arkadaşların arar, çağırır. 
  34. Terk edilmişsindir. 
  35. Sevdiğin birinin ölüm yıl dönümüdür. 
  36. Diş ağrısı tutmuştur. 
  37. Çarşıda gezerken birden gözüne balıklar ilişiverir. 
  38. Nostaljik hissetmektesindir. 
  39. Aileye bir bebek katılmıştır. 
  40. Günlerden perşembedir. 
  41. Sevdiğin kız sana abi demiştir.
  42. Kovulmuşsundur.
  43. Kamyonlar rakı taşır, sen hep onu düşünürsün. 
  44. Rakısız memleketten dönmüşsündür. 
  45. Evde dünden kalan zeytinyağlılar vardır. 
  46. Tuttuğun takım süper goller atmıştır. 
  47. İlham perilerini çağırmanın zamanı gelmiştir. 
  48. Karpuz kabuğu denize düşmüştür. 
  49. Patronundan papara yemişsindir. 
  50. Günlerden cumadır. 
  51. Liseden arkadaşlarla toplanacaksınızdır. 
  52. Evde elektrikler kesilmiştir. Rakı soğuk içilir. 
  53. İş yetiştirmen gerekiyordur. 
  54. Boğaz'a bakmaktasındır. 
  55. BüyükKeyif.com'a girmişsindir. 
  56. Dünyanın çivisi çıkmıştır. 
  57. Proje yetişmiyordur. 
  58. Henüz denemediğin bir sürü rakı vardır. 
  59. Yeni yıl gelmiştir. 
  60. Günlerden cumartesidir. 
  61. Piyangodan para çıkmıştır. 
  62. Dünya Rakı Haftası'dır. 
  63. Maaşlar yatmıştır.
  64. Ağaçlar çiçeğe durmuştur.
  65. Tuttuğun takım ligden elenmiştir.
  66. Rüyana Dario Moreno girmiştir. 
  67. Muhsin Bey'i izlemişsindir.
  68. Gökte dolunay vardır. 
  69. Felekten bir gece çalmak ister gönül. 
  70. Günlerden pazardır. 71. Biri sana ehlikeyif hediye etmiştir. 
  72. Neyzen okumaktasındır. 
  73. Barbunya pilaki yapmışsındır. 
  74. Çayıra çimene gidiliyordur. 
  75. Mısır'daki akrabalarından miras kalmıştır. 
  76. Dolapta öylece sana bakan bir şişe vardır.
  77. İnceden bir yağmur yağmaktadır. 
  78. Ege'desindir. 
  79. Selvi Boylum Al Yazmalım'ı izlemektesindir. 
   80. Az zamanda çok işler başarmak istemektesindir. 
   81. Damar şarkılar çalıyordur. 
   82. Akdeniz'desindir, başın döner.
   83. Mesleğin barmenliktir. 
   84. Baldan tatlı bir muhabbet edesin vardır.
   85. Birileri canını sıkmıştır. Rahatlaman lazımdır. 
   86. Bahar gelmiş, erik çıkmıştır. 
   87. Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlara karışmak istiyorsundur. 
   88. Varoluşsal problemler yaşamaktasındır. 
   89. Feleğin tekerine çomak sokasın vardır. 
   90. Sabahtan beri “Yine mi Çiçek” şarkısını mırıldanıyorsundur. 
   91. Her şey yolundadır. 
   92. Doktor “her akşam bir tek at” der. 
   93. Rakım 1500'dür. 
   94. Ağız tadı nedir bilmektesindir. 
   95. Şaire özenmiş, şişede balık olmak istersin. 
   96. Ege kıyılarındasındır, çarpar.
   97. Daha önce denemediğin bir meze vardır. 
   98. Arkadaşların arar, çağırır. 
   99. Yeni kadehler almışsındır. 
  100. Rakı içmek için bir bahaneye ihtiyacın yoktur.

20 Nisan 2011 Çarşamba

ATA'NIN C.DÜNDAR'A MEKTUBU




Utandım çocuk

Beni anlatan bir film yapmışsın .
Kızgınım, utanç içindeyim.
Sana değildir kızgınlığım. Filmdeki Mustafa'dan da utanmış değilim.
Başaramamışım, bundandır utancım.
Komutam altında, bu vatan için kanını akıtan Türk askerlerinden utandım.
"Özgürlük" demiştim, benim karakterimdir. .
"Bilim" demiştim, tek yol göstericidir.
Sen, "Karanlıktan korkardı" demişsin benim için.
Korkardım evet. Bu ulusu boğmak isteyen karanlıklardan çok korktum.
Ama insaf be çocuk, korkup da kaçmadım ya.
Söküp atmadım mı o karanlığı bu ülkenin üzerinden?
Diktatör demişsin bir de. Hiç okumadın mı çocuk?
Nerde benim nesilleri emanet ettiğim öğretmenler?
Anlatmadılar mı sana?
Başkomutan olarak cepheden cepheye koşarken, ve bütün kararları tek başıma alabilecekken neden bir meclis kurdum ben çocuk? Böyle diktatör olur mu?
Ah be çocuğum.
Neden, nasıl düşman ettiler seni bana?
Baktım aşktan, sevgiden, aileden bahseden güzel şeyler yazmışsın bugüne kadar. Belli ki, Çalışkansın, zekisin. Kara cüppeleri ile milletin ümüğüne çökmüş olan yobazları çok iyi anlarım da çocuk, seni anlayamıyorum. Onlar zaten hiç sevmedi beni. Yüzyıllardır süren iktidarlarını çekip almıştım ellerinden. Sevmeyecekler beni elbette..
Peki sen çocuk, sen neden kol kola girdin bu kara kalplilerle?
Dedim ya, sana değil kızgınlığım.
Başaramamışım. Anlatamamışım demek ki özgürlüğün kıymetini, bağımsız bir ulusun, onurlu özgür bireyi olmanın ne büyük bir nimet olduğunu.
Yazık olmuş, onca vatan evladının kanına, onca ananın göz yaşına. Veremem ki şimdi hesabı, ne o gencecik bedenlere, ne de gözü yaşlı analara.
"Bu muydu uğruna bizi ölüme gönderdiğin vatan?" derlerse,
"bu nesiller miydi, ölen evlatlarımızın kanıyla kurduğun ülkeyi emanet ettiğin?" diye sorarlarsa
ne derim ben onlara be çocuk?
Olmadı be çocuk... olmadı.

2 Nisan 2011 Cumartesi

Şeyh Edebali'nin Nasihati..

Bak DOSTUM!!!

Cahil ile dost olma: İlim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez; üzülürs...ün.

Saygısızla dost olma: Usul bilmez, adap bilmez, sınır bilmez; üzülürsün.

Aç gözlü ile dost olma: İkram bilmez, kural bilmez, doymak bilmez; üzülürsün,

Görgüsüzle dost olma: Yol bilmez, yordam bilmez, kural bilmez; üzülürsün.

Kibirliyle dost olma: Hal bilmez, ahval bilmez, gönül bilmez; üzülürsün.

Ukalayla dost olma: Çok konuşur, boş konuşur, kem konuşur; üzülürsün.

Namertle dost olma: Mertlik bilmez, yürek bilmez, dost bilmez; üzülürsün.

— İlim bil, irfan bil, söz bil.
— İkram bil, kural bil, doyum bil.
— Usul bil, adap bil, sınır bil.
— Yol bil, yordam bil.
— Hal bil, ahval bil, gönül bil.
— Çok konuşma, boş konuşma, kem konuşma.
— Mert ol, yürekli ol.
— Kimsenin umudunu kırma.

Sen seni bil; ömrünce bu yeter sana.

[ Şeyh Edebali ]

24 Şubat 2011 Perşembe

TORTUMKALELİLERİN DİKKATİNE SUNULUR!...





SAYIN TORTUMKALE SAKİNLERİ BU VİDEOYU SİZLER İÇİN BU SAYFAYA EKLEDİM.İYİ İZLEYİN DE HESLER SAYESİNDE NE HALLERE DÜŞECEĞİNİZİ GÖRÜN.BÖYLECE HES'LER İÇİN DAHA İYİ MÜCADELE EDERSİNİZ.
Rize İkizdere'den, Erzurum Tortum'a kadar Anadolu'nun güzellik abidesi akarsularının nasıl yok edildiğini anlatan "Anadolu'nun İsyanı" adlı kısa film paylaşım sitelerinde büyük ilgi görüyor.

Anadolu'nun İsyanı from Anadoluyu Vermeyecegiz on Vimeo.

15 Şubat 2011 Salı

Bir Fıkra :)))


Çobanın biri dere kenarında koyunlarını otlatıyormuş. Tam o anda, yanına bir Che...rokee Jeep yanaşmış. Brioni gömlek, Prada ayakkabılar giyen, Ray-Ban gözlüklü ve Stefano Ricci kravatlı bir sürücü, aşağıya inip, çobana sormuş.

— Kaç tane koyunun olduğunu bilirsem, bana onlardan bir tanesini verir misin?

Çoban, bir adama bir de koyunlarına bakmış; "Tamam" diye cevap vermiş.

Genç adam arabasını park etmiş. Telefonunu bilgisayarına bağlayıp, bir NASA sitesine girmiş, GPS'ini kullanarak yeri taramış, bir database ve logaritma ile doldurulmuş 60 excel tablosunu açmış ve 150 sayfalık bir rapor basmış. Ardından, çobana dönerek;

"Tam 983 adet koyunun var!" demiş.

Çoban da "Doğru" diye cevap vermiş, "Koyununu alabilirsin". Genç adam koyunu almış ve jeep'inin arkasına koymuş. Bu kez çoban genç adama dönüp;

"Peki... Senin nerede ve ne iş yaptığını bilirsem, koyunumu geri verir misin?" diye sormuş. Adam da "Evet neden olmasın" diye yanıtlamış. Bunun üzerine çoban;

"Sen IMF uzmanısın" demiş.

Adam hayretle sormuş; "Nasıl oldu da bildin?" Çoban "Çok basit!" diye cevap vermiş. "Buraya çağrılmadan geldin, bu bir. İkincisi benim bildiğim bir şeyi bana söylemek için benden bir koyunumu istedin. Üçüncüsüne gelince, bir ...ktan anlamıyorsun çünkü köpeğimi aldın....

1 Şubat 2011 Salı

ATATÜRK KİMDİR?


A T A T Ü R K için 1976 yılında UNESCO tarafından alınan karar

Yıl 1976 UNESCO, üyelerine bir öneriyle gelir. Öneri paketindeki bir cümleyi sizlere okumak istiyorum.
Diyor ki "Bu gün UNESCO'nun üzerinde çalıştığı bütün projelerin isim babası Mustafa Kemal'dir."
öneri nedir?
Öneri ise onun doğumunun yüzüncü yılında, 152 üyesi vardı, UNESCO'nun 152 ülkenin devletleri ayni anda kutlasın önerisidir.
Birden İsveç delegesi ayağa kalkar ve şöyle söyler:
"Ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?"
şeklindeki kinayeli sözlerine,
Rus delegesi ayağa fırlar yumruğunu masaya vurur, ve 152 ülkenin delegelerine aynen şöyle söyler;
"Genç delege arkadasım hatırlatmak isterim ki ATATÜRK öyle dünyadaki herhangi bir lider değildir, bırakın onu bir yıl anmayi her ülke her problemimizde çare olarak aramaliyiz" sözlerini döktürtebilen bir Mustafa Kemal.
Sonra ne mi olur? UNESCO tarihinde ilk ve tektir hiç negatif oy yok, hiç çekimser oy yok 152 ülke şu metne imza atar;
hani İsveç delegesi demişti ya "ne yani" diye. O İsveç delegesi bu imzanın atıldığı gün mikrofona gelir ve aynen şunları söyler;
"Ben ATATÜRK'ü inceledim bütün ülkelerden özür diliyor ilk imzayı ben atıyorum" diyecektir.
İşte o muhteşem belge diyor ki;
"ATATÜRK KİMDİR;
ATATÜRK ULUSLARARASI ANLAYIŞ, İŞBİRLİĞİ, BARIS YOLUNDA ÇABA GÖSTERMİŞ ÜSTÜN KİŞİ,
OLAĞANÜSTÜ DEVRİMLER GERÇEKLEŞTİRMİŞ BİR İNKİLAPÇI, SÖMÜRGECİLİK VE YAYILMACILIĞA KARŞI SAVAŞAN İLK ÖNDER,
İNSAN HAKLARINA SAYGILI,
DÜNYA BARIŞININ ÖNCÜSÜ,
BÜTÜN YAŞAMI BOYUNCA İNSANLAR ARASINDA RENK, DİL, DİN, IRK AYIRIMI GÖSTERMEYEN,
EŞİ OLMAYAN DEVLET ADAMI,
TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN KURUCUSU"

Var mı ?böyle bir metin!
Bir filozof der ki "bir ülke için kıstas aradığınız zaman o ülkenin en buyuk liderini gözden geçirin."
şu anda kıstas arayan ülkelere sanıyorum bundan daha iyi bir metin gösteremeyiz.
İşte bu metin 152 ülke tarafından imzalanmıstır.
Eşi olmayan devlet adamı metni.
(Prof. Dr. İlknur Güntürkün KALIPÇI'nin yazısından)  Bakınız http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=5016

21 Ocak 2011 Cuma

İnadına içeceğim

Ne içki, ne sigara, ne kumarım var benim,
Madem yasak koydular, inada içeceğim.
Harama karşı oldu beynim, ruhum, bedenim,
Neyzen gibi, Sırat?tan sarhoşken geçeceğim.

Zalim, hırsız, uğursuz ayık olsa ne yazar,
Belki üç yıl çok yaşar, onun da sonu mezar.
Bunlardan dost seçemem, yoluma kuyu kazar,
Adam gibi içeni, sarhoşu seçeceğim.

Aşk şarabı içmiştir Yunus Emre, Mevlâna,
Ben onlara hayranım, gönlüm onlardan yana.
Ham sofuya nispetse, içerim kana kana,
Bir şişeyi bitirip, birini açacağım.

Gönül dostu olanlar kalbi kırmaz bilirim,
Fazlaca şarhoş olsa ben hakkından gelirim;
Onu yalnız bırakmam, her önlemi alırım,
Sahtekâr ayık ise ben ondan kaçacağım.

Ekseni kaydırdılar, hem de göz baka baka,
Nevzat doğru söylüyor, sanmayın bu bir şaka.
Şimdi çok ucuzladı kaypak, korkak, yalaka,
En yüksek değeri ben mertliğe biçeceğim.

Halk Ozanı Karamanlı Nevzat(Nevzat Dağlı)