31 Aralık 2009 Perşembe

YENİ YIL!...


Posted by Picasa
Tüm arkadaşlarımın,dost ve yakınlarımın 2010 yılını kutlar tüm insanlığa mutluluklar getirmesini temenni ediyorum.
Turgut İbiş
Emekli öğretmen

Yılın şeyleri…

TRT Şeş: Yılın kanalı.
Kriz teğet geçiyor: Yılın yalanı.
Bilumum kamu ihaleleri: Yılın talanı.
Açılım: Yılın sanalı.
Türkan Saylan: Yılın kaybı.
Bilge köyünde çoluk - çocuk 44 kişinin katledilmesi: Yılın ayıbı.
Nefes: Yılın filmi.
TÜBİTAK’ın “Darwin sansürü”: Yılın ilmi.
Domuz gribi: Yılın illeti.
Habur’daki görüntüler: Yılın zilleti.
60 yıldır hırsızlarına aşık millet: Yılın milleti.
Kurban Bayramı’ndaki kanlı manzaralar: Yılın yüz karası.
Taş atan çocuklar: Yılın yürek yarası.
Dumansız hava sahası: Yılın umut vereni.
Emine Ayna: Yılın sinir gereni.
Tekel işçileri: Yılın eylemcisi.
Cüppeli Ahmet Hoca: Yılın eğlencesi.
AKP’nin “Genç Siğilleri”, pardon “Genç Sivilleri”: Yılın demokratı.
Pisuvarcı Ordu Valisi: Yılın bürokratı.
RTE: Yılın otokratı.
Sincan Hâkimi Osman Kaçmaz: Yılın hukukçusu.
“Pasif laiklik” önerisinin sahibi Prof.: Yılın gugukçusu.
Düm tek: Yılın hit’i.
TBMM: (Bu yıl da) Yılın KİT’i.
Bayram Meral’i ısıran köpek: Yılın iti.
Elektriğe, doğalgaza, iğneye, ipliğe yapılan zamlar: Yılın kazığı.
Simit: Yılın azığı.
Hüsamettin Cindoruk: Yılın iyi sağcısı.
Erdoğan için “Civanım delikanlı” diyen Bülent Arınç: Yılın yağcısı.
Şehitlerimiz: Yılın acısı.
Onca iş arasında hacca giden İçişleri Bakanı Beşir Atalay: Yılın hacısı.
Habur’daki malum olay: Yılın karşılaması.
Habur’daki çadır mahkemesi: Yılın yargılaması.
Münevver Karabulut: Yılın maktulü.
Yalaka yazarlar: Yılın makbulü.
Suçlarını bilmeden Silivri’de yatanlar: Yılın mağduru.
Hak, hukuk, demokrasi, insan hakları, işçi, köylü, memur, emekli, esnaf: Yılın mağlubu.
Yılmaz Özdil: Yılın yazarı.
RTE’nin Meclis Başkanı M.A.Ş’ye ikide bir attığı fırçalar: Yılın azarı.
Doğan Yayın Holding’e kesilen: Yılın cezası.
TRT’nin programları: Yılın ezası.
“Van minuts! Daha da gelmem Davos’a”: Yılın sözü.
Faşizme biraz daha yaklaştık: Yılın özü
  Melih Aşık Açık Pencere
m.asik@milliyet.com.tr

21 Aralık 2009 Pazartesi

Şiddetin Dili...

ERDAL ATABEK



İşçiler eylem mi yapıyor?
Biber gazı.
Öğrenciler protesto mu ediyor?
Vur copu.
Eczacılar kepenk mi kapatıyor?
Yırt at antlaşmayı.
İşçi iş mi bırakmış?
Yallah kapı dışarı.
Şikâyet mi ediyor?
Terbiyesizlik etme.
Sesini mi yükseltmiş?
Artistlik yapma.
Ayağa mı kalkmış?
Otur yerine.
Oturmuyor mu?
Şimdi oturturum ha!
Gene mi oturmuyor?
Sen mi oturtacaksın,ben mi
oturtayım?
Babadan çocuğa
Sus bakayım!
Aklının ermediği şeye
karışma!
Müdürden öğrenciye
Pat pat.
Çıt çıkarana.
Çat çat.
Yazıp durana.
Kalemini kırarım!
Eleştirene
Senin geçmişini bilirim.
Konuşsana
Dilini kesmeli senin.
Parmak kaldırana
Kırarım kolunu ha!
Dil çıkarana
Koparırım dilini.
Başkaldırana
Kırın kafasını şunun.
Öyle bakıp durana
Oyarım gözünü.
Daha da bakana
Oyarım ha!
Düğünde sevinince
Bam bam bam
Maç kazanınca
Tak tak tak.
Üzülünce
Küt küt küt.
Trafikte sollayana
İn aşağı da boyunu görelim.
Yolunda gidene
Sağa çek sağa.
Işıkta durana
Ne durun dümbük?
Bakıp şaşana
Tanıdın mı babalık?
Bakmayıp geçene
Beni tanıdın mı beni?
Önde yürüyene
Patlatırım enseni.
Arkadan gelene
Basarım tekmeyi.
At dışarı
Tık içeri
Kes sesini
Astığım astık
Kestiğim kestiktir
Arkadaş


Önemli Not:
BARIŞ VE DEMOKRASİ İÇİN
ÇALIŞIYORUZ!..
-----------------------------------------
erdalatak@gmail.com


Yukarıda okuduğunuz satırlar aynen ülkemizin
gündemidir.Sayın hocam ne güzel özetlemiş.
Affına sığınarak sayfama aldım kendisine
teşekkür ederim.

15 Aralık 2009 Salı

Anlamlı bir fıkra.

Bu fıkra Sayın Mustafa Günaydın tarafından E-Posta kanalıyla gönderildi. Teşekkür ederim.
Cem BOYNER aşağıdaki fıkrayı tüm çalışanlarına göndermiş..


Doğu illerindeki bir ağanın en büyük zevki, kar üzerine çişiyle imzasını atmakmış.

Bu nedenle kar yağmaya başladığı andan itibaren köyde hayvanlar dahil hiç kimse sokağa çıkamazmış.

Kar biraz kalınlaşınca, ağa sırtına kürkünü giyer ve köy meydanına gelirmiş. Yanında da en yakın yardımcısı Haso.

Ağa sırtını köye doğru döner sonra sorarmış:

- 'Ula Hasso, ahali bakiy mi...? '

- Hasso cevap verirmiş:

- 'Evet ağam, hepisi de bir olmuş, pencerelerden bakir.'

Ağa çisiyle karın üzerine imzasını atarmış 'Abdullah Cizrelioglu'.

Sonrada bir nokta koyarmış ve sorarmış:

- 'Hala bakirler mi...? '

-'He ağam, hem bakirler hem de çılgın gibim alkıslirler.'

Her sene ayni tören sürermiş.

Aradan 7 yıl geçmiş.

Ağa yine, kar tuttuktan sonra, çıkmış köy meydanına.

Sormuş Hasso'ya:

- 'Ahali bakir mi...?'

-'He ağam, bakirler, köpekler, kediler bile camdadır.'

Ağa 'Abdullah' diye adini , arkasından 'Cizrelioglu'

diye soyadını yazmaya başlamış ki;

kalakalmış, çünkü yaş gereği prostat....!

- Halka rezil olmak var.

Alçak sesle Hasso'ya sormuş:

- 'Bakirler mi...?'

- 'He ağam, bakirler de, sen ne diye durdin öyle.....? '

Ağa çaresiz:

- 'Ula gel yanıma, arkanı dön ahaliye, tamamla şunu.' diye emretmis.

Hasso bir an durmuş, sonra çişini yapmaya hazırlanmış ve ağanın

kulağına eğilip :

- 'Ağam' demiş, 'Kırk yıldır kafama vurdin, salak dedin, sırtıma

vurdin aptal dedin. ha bu kulun okumayi yazmayi sökemedi ki, hele

bi ucuni tut da yazının devamını sen yaz.' ...



BİRLİKTE ÇALIŞTIKLARINIZI EĞİTMEZSENIZ .... TUTACAĞINIZ GÜN YAKINDIR!!!

14 Aralık 2009 Pazartesi

ATATÜRK'DEN BİR ANI.

Prof. Yurdakul Yurdakul' dan;


Bir gün Atatürk'le beraber Abidinpaşa'dan gelip Samanpazarı yoluyla
Ulus'a geçiyorduk.
O zamanlar Samanpazarı'nda bulunan üç beş dükkandan birisi Ali Efendi
isimli kitapçıya aitti. Kitapçı dükkanının kepenklerinde, nefis bir
halı asılmış duruyordu. Harp yıllarının sonu olduğundan hiçbir yerde,
hele Ankarada böyle güzel bir şey görmek pek şaşırtıcı olduğu için bu
halı Atatürk'ün de dikkatini çekti. Hemen arabayı durdurup indik.
Beraberce dükkana yürüdük. Kitapçı, Ata'yı görünce, buyurun Paşam
diyerek heyecanla bir emri olup olmadığını sordu. Paşa da bu halıyı
çok güzel bulduklarını ifade ettiler. Kitapçı;
-Paşam, bu halı bir müşterimin.Paraya ihtiyacı olmuş, satılması için
bana bıraktılar. Benimle bir ilgisi yok dedi.
Atatürk, böyle güzel bir halının çok kıymetli olduğunu, bunu halı
sahibinin nereden almış olabileceğini öğrenmek istediler. Kitapçı
ezile büzüle;
-Paşam, emanet koyan isminin söylenmemesini özellikle rica ettiler,
müsaade ederseniz ismini söylemeyeyim dedi.
Bu sefer Atatürk daha çok merak edip;
-Çocuk, belki halıyı almak isteyeceğiz. Kimin ve kaça olduğunu
öğrenmek isteriz dediler.
Kitapçı;
-Paşam 40 lira istemişlerdi
deyip yine halı sahibinin ismini vermedi. Atatürk halı sahibini iyice
merak edip ısrar edince de, kitapçı istemeyerek ve sıkılarak;
-Abdülhalim Çelebi Hazretlerinin Paşam dedi.
Abdülhalim Efendi, Mevlana sülalesinden gelmiş, Konya milletvekili
olarak Mecliste görev yapıyordu. Kapısı herkese daima açık, cömert,
gayet güzel konuşan, Mevlevi kalpağı ile gezen, akıllı, sevimli, hoş
sohbet, özü sözü doğru bir kişiydi.
Atatürk, bu cevabı alınca çok duygulandı ve bana dönerek dükkana 40
lira bırakma mı emretti.
Hemen parayı bıraktım. Kitapçı halıyı koşarak indirip paket yapmaya koyuldu.
Bu arada Atatürk, Abdülhalim Efendi'nin kişiliğinden övgüyle bahsederek;
-Abdülhalim Efendi, evde halısını satacak kadar parasız kalıyor ama,
kapısını kimseye kapamıyor
diyerek onu övdü. Sonra da kitapçıya dönerek;
-Bana bak, halıyı biz alıyoruz. Fakat halıyı Abdülhalim Efendi'nin
evine yollayınız, biz oradan aldırırız. Akşamüzeri de kendilerine bir
kahve içmek için geleceğimizi söyleyiniz.
Dediler. Kitapçı bu davranışa şaşırmış bize bakarken, arabaya binip uzaklaştık.
Aynı akşam Abdülhalim Efendi'nin evine gittik. Kendisi bizi avlu
kapısında karşıladı.
Eve girince baktım halı, kapı arkasında paketli olarak duruyordu.
Mütevazı evinde minderlere oturuldu, kahveler içildi.
Abdülhalim Efendi;
-Paşam halıyı almışsınız. Fakat halı evime geri geldi. Müsaade
ederseniz, arabanıza koyduralım. Dedi.
Atatürk de;
-Abdülhalim Efendi halı yine bizim olsun. Biz arada sırada sana kahve
içmeye geldikçe onun üzerinde kahvemizi içeriz.
Diyerek halıyı açtırdılar ve odaya serdirdiler.
Kahveler içildi ve sohbet edildi. Giderken Abdülhalim Efendi yine bizi
kapıya kadar uğurlayarak;
-Paşam eğer müsaadeniz olursa halıyı.....
derken Atatürk sözünü keserek mütebessim,
-Abdülhalim Efendi, onu sana emaneten bırakıyoruz. Her gelmemizde onu
burada görmek ve üzerinde oturmak isteriz.
Diyerek veda edip ayrıldılar.
Böylece Atatürk, Abdülhalim Çelebi Efendi'ye, kitapçıya bile belli
etmemeye çalışarak ihtiyacı olan yardımı yapmış, fakat halıyı
almamışlardı.
Bu ibret verici anı; O büyük asker, devlet adamı ve devrimci liderin,
en az bu nitelikleri kadar
Büyük olan insanlığını anlatmasının yanı sıra Onun, gerçek dindar ve
üstelik bir tarikat mensubu olan Çelebiye saygısını göstermek
bakımından da ayrı bir önem taşıyor.
Ayrıca; Herkese açık sofrasını sürdürebilmek için halısını satan bir
tarikat ehlinin, dini siyasete alet ederek para, mevki ve güce
ulaşan, yurt içinde ve dışında saf ve eğitimsiz vatandaşları
sömürerek trilyonluk mal varlıklarının sahibi olup sefa süren günümüz
din ve tarikat bezirganlarından farklılığını da ortaya koyuyor.
Tabi anlayana ve anlamaktan yana nasibi olanlara !

(1)Atatürkten Hiç Yayınlanmamış Anılar

-Prof.Yurdakul Yurdakul
NOT: Bu anı yazısı Nihat Sakarya tarafından E-Posta kanalıyla bana ulaştırıldı.Kendisine teşekkür ederim.

12 Aralık 2009 Cumartesi

ZOR SORULAR . . . .

Hangi

Kürt kardeşimiz mimar, mühendis olmak
istedi de, onlar teknik
üniversiteye sokulmadı?
Hangi
Kürt kardeşimiz ülkenin
herhangi bir yerinde mağaza, dükkan, kebapçı açtı da
ona izin verilmedi?
Hangi
Kürt kardeşimiz
şarkı-türkü okuyup kaset çıkartıp film yaptı da
onun önü kesildi?
Hangi
Kürt kardeşimiz
Akdeniz'de, Ege'de 5 yıldızlı otel-motel
yapmak istedi de ona
Teşvik verilmedi ?
Hangi
Kürt kardeşimiz banka
kurmak istedi de ona izin verilmedi?
Hangi
Kürt kardeşimiz
herhangi bir partiden milletvekili adayı oldu da ona
seçilme imkanı tanınmadı?
Hangi
Kürt kardeşimiz
turizm-seyahat acentaları kurdu da ona ruhsat
verilmedi?
Hangi
Kürt kardeşimiz
askerliği tercih etti de Ordu'da yükselmesinin
önü kesildi?
Hangi
Kürt kardeşimiz
geçmişte senato başkanı oldu da ona itiraz eden
oldu?
Hangi
Kürt kardeşimizin bu
ülkeye cumhurbaşkanı olmasının önü
kesik?
Hangi
Kürt kardeşimizin
Türkiye 1. Ligi'nde futbol oynamasının önünde
engel var?
Hangi
Kürt kardeşimize kredi
verilmedi, hangisine doktor bakmadı, hangisine mektep
kapısı kapatıldı?
Hangi
Kürt kardeşimize bu
ülkenin İstanbul'unun, Ankara'sının,
Antalya'sının,
Mersin'inin, İzmir'inin kapıları
kapalı?
Hangi
Kürt kardeşimize
yurtdışına çıkmak istediğinde pasaport
verilmiyor?
Ama o
Kürt kardeşlerin
yaşadığı yerlerde, 25 yıldır gelene kurşun
sıkıldı, gidene kurşun sıkıldı...
KİM HASMANE OLDU?
Henüz 3
aylık asker olana da mermi
yağdırıldı, terhisine 2 ay kalana da kurşun
yağdırıldı...
Mayınlı tuzaklar ne kol
bıraktı ne bacak!
Yüzlerce iş makinesine benzin
dökülüp yakıldı, binalar kundaklandı, mektepler
öğretmenleriyle bombalandı...
Fırsat
geldiğinde tek asker
de katledildi, 30 asker de kurşuna
dizildi...
Yine de
şehit ve gazi
anneleri bağırlarına taş bastılar, kan davası
gütmediler.
Türkiye'nin hiçbir
köyünde kasabasında Kürt kardeşlerimize karşı
hasmane bir tutum ve davranış
içine girmediler.
Bütün
bunlar bir açılım değilse
ne?
Birileri
bize bunun dışındaki
açılımın ne olduğunu arı, net, duru, temiz
biçimde anlatsa da bilsek!
Bilelim... Çünkü Türk
vatandaşı zaten bağrını, gönlünü açmamış mı bu
ülkede yaşayan herkese?
Daha
başka açılım ne ola ki?__._,_.___

10 Aralık 2009 Perşembe

Hayatın Her Anında Bir Matematik / Mantık Gizlidir……

BİLSEK TE…. BİLMESEK TE…..



AŞK ARİTMETİĞİ


AKILLI ADAM + AKILLI KADIN = AŞK
AKILLI ADAM + APTAL KADIN = İLİŞKİ
APTAL ADAM + AKILLI KADIN = EVLİLİK
APTAL ADAM + APTAL KADIN = HAMİLELİK


ALIŞVERİŞ ARİTMETİĞİ
Bir erkek kendisine gerekli ürünü almak için,
1 TL’lık ürüne 2 TL öder.
Bir kadın kendisine gerekmeyen ürünü almak için,
2 TL’lik ürüne 1 TL öder…


EVRENSEL GEÇERLİ YASALAR 1.
Bir kadının gelecek endişesi evlenene kadar sürer….
Bir erkeğin gelecek endişesi evlenince başlar….


EVRENSEL GEÇERLİ YASALAR 2.
Başarılı bir erkek,
eşinin harcayabileceğinden fazla geliri olandır.
Başarılı bir kadın ,
Böyle bir erkeği evliliğe ikna edebilendir….


MUTLULUK TEOREMİ
Bir erkekle mutlu olabilmek için ,
Onu çok iyi anlamak ve az sevmek gerekir….
Bir kadınla mutlu olabilmek için ,
Onu çok sevmek ve anlamaya çalışmamak gerekir.….


UZUN YAŞAM HİPOaaaİ
Evli erkekler,
Bekar erkeklerden daha uzun yaşarlar….
Ama daha erken ölmek isterler…..


DEĞİŞİM ORANLARI
Bir kadın kocasının değişeceği inancıyla evlenir,
Ama erkek değişmez…………
Bir erkek karısının değişmeyeceği inancıyla evlenir,
Ama kadın çok değişir. ( genelde enine olarak)


TARTIŞMA MANTIĞI
Kadın bir tartışmada her zaman son sözü söyler….
Bundan sonra erkeğin söyleyeceği ilk söz,
yeni tartışma konusu olacaktır.


GÜNÜN ÖĞRETİSİ…..


“ EVLEN ARTIK ” vıdı vıdısı nasıl kesilir…….
Her düğünde yanınıza gelip sizi mıncıklayarak,
“ hadi bakalım , artık sıra sende” diyen yaşlı akrabalara,
cenazelerde aynısını yaparsanız,
Bir daha evlilik lafını ağızlarına almayacaklar...........

8 Aralık 2009 Salı

YOL HARİTASI

Yılmaz ÖZDİL
8 Aralık 2009


yozdil@hurriyet.com.tr

“Tarihi fırsat var...”
Hayırdır inşallah?
“Analar ağlamasın...”
İnşallah.
“Açılım başlatıyoruz...”
Bismillah.
“Bedeli ne olursa olsunnn...”
Ya Allah!
“Altından kalkabilecek misin...”
Evelallah.
“PKK’lılar geldi, havai fişek filan...”
Maşallah.
“Avrupa’dakiler de gelsin...”
Allah Allah Allah...
“Avrupa’dakileri sokmayın içeri...”
Allah Allah?
“Apo paşa olsun...”
Hasbinallah.
“Apo odasını beğenmedi...”
Fesüphanallah.
“Her tarafa molotof atıyorlar...”
İllallah.
“Bölünüyor muyuz nedir...”
Maazallah.
“Başbakan Obama’ya gidiyor...”
Eyvallah.

*

sarpa sardı, açılım maçılım derken galiba DTP kapatılacak...”
Hay Allah!

*

Ve, kaçınılmaz olarak Tokat...
Allah rahmet eylesin.
Amin.
Yukarıdaki yazıyı Hürriyet Gazetesi yazarı sayın Yılmaz Özdil'in köşesinden alıntıladım.
Böyle ibretlik yazı yazan gazetecilerimiz ne yazık ki parmakla gösterilecek kadar az kaldı.
Günümüzde ne yazık ki özgürlük ,demokrasi adına cinayetler işleniyor bunlara da açılım diyorlar.Açılım nere biz nere ,ne oldu yani?.Herkes özgürce fikrini yayabiliyor mu?
Herkes özgürce birbirleriyle haberleşebiliyor mu?Her vatandaş ,Atasına ülkesine ,milletine  sahip çıkabiliyor mu?Çıkıyor diyorsanız yanılıyorsunuz zira karşı çıkanların hepsi ceza evinde.Koparılan yaygara türbana serbestlik,PKK liderine özgürlük,imamhatip okullarına ayrıcalık içindir.Karşı gelenler ulusalcı yada demokrasi düşmanı gibi lanse edilmektedirler.Epeyce de köşe yazarları ve ünüversite hocası akademisyen taraftarları var.Her televizyon açışımda bunların birkaçını görmezsem uykum kaçıyor.Aldıkları dolarlar karşılığı yazan ve konuşan bu zatları kime şikâyet edeceğimi bilmiyorum.En iyisi bu sayfayı ziyaret edenlerin haberi olsun.
Açlık ve sefaletin,işsizliğin,eşitsizliğin,terörün,yoksulluğun feodal yapının,ekonomik krizin olduğu yerde açılım beklemek biraz saflık oluyor gibi geliyor bana.Birileri Türk Milleti ile gırgır geçiyor.

Türban Kırgızistan'da yasaklandı...



Yorum yok.....

Kırgızistan hükümeti önceki gün özel bir kararname çıkartarak, cumhuriyet çapında okullar dahil tüm devlet dairelerinde kadınların türban kullanmasını yasakladı.


Kırgızistan Eğitim Bakanı Damira Kudaybergenova:


"Kırgızistan medeni bir ülke. Dış merkezli radikal dini örgütler tarafından çocuklarımız üzerine yoğun baskı yapılmakta. Çocuklarımız çağdaş eğitimle türban arasında seçime zorlanmakta. Bizim ülkemiz için yaptığımız seçim ortadadır. Biz çağdaş eğitimi seçiyoruz" dedi.


Diğer eski Sovyet Cumhuriyetlerinde olduğu gibi Kırgızistan'da da 50-60 kadar Amerikalı "öğretmen" vardı, hepsinin diplomatik pasaportu vardı. Bu "öğretmenler' Kırgızistan'da "F-tipi" diye bilinen Fethullah okullarında çalışıyorlardı. Fethullah okulları kapatıldı. Bu casus öğretmenler sınır dışı edildi. Sonra Amerikan üssü kapatıldı. Ardından bu kabil uygulamaların geleceği bekleniyordu. Amerika'nın Kırgızistan'da sahneye koyduğu Turuncu Devrim, tıpkı bir bumerang ters tepti, döndü Amerika'yı vurdu.


Bir zamanlar Türkiye Cumhuriyeti' ni örnek alanlar, aradan geçen süreçte, örnek alınacak konuma geldiler…




"Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan,


halkını esir eden, içerdeki cephenin suskunluğudur."


Mustafa Kemal Atatürk

5 Aralık 2009 Cumartesi

Aziz Nesin'e yaraşır bir anekdot !...

1934 yılında soyadı kanunu çıktı, her Türk kendine bir soyadı alacaktı.

Herkes kendi soyadını kendisi seçtiği için insanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı... Dünyanın en cimrileri 'eli açık', dünyanın en korkakları ' yürekli', dünyanın en tembelleri 'çalışkan' gibi soyadları aldılar. Bir mektup yazabilecek zamanda ancak imzasını atabilen bir öğretmenimiz kendisine 'çevikel' soyadını almıştı. Irkçılığın yayıldığı günler olduğundan, özellikle Türklüğü karışık olanlar ırkçılığı anlatan soyadlarını kapışıyorlardı.
Her türlü yağmada hep so na kaldığım için güzel soyadı yağmasında da sona kaldım. Bana, ortada böbürlenebileceğim bir soyadı kalmadığından, kendime 'nesin' soyadını aldım. Herkes 'nesin' diye çağırdıkça ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim.

Aziz Nesin