15 Aralık 2007 Cumartesi

KARNE

BİRAZDA GÜLELİM
Baba, ortaokul üçüncü sınıfa giden oğlunun elinde karneyle salona girdiğini görür. "Allah allah, dönem ne çabuk bitmiş..." diye düşünür ve oğluna seslenir: -"Getir bakayım şu karneyi!" -"Al baba..." Adam karneye bir bakar ki, beden eğitimi ve resim dışındaki tüm dersler zayıf. -"Bir dediğini iki etmiyoruz, bilgisayar dedin, bilgisayar aldık, ingilizce kursu dedin ingilizce kursuna gönderdik, gitar kursu, müzik aletleri, ne istersen yapıyoruz. Kız arkadaş uğruna harcadığın çiçek parasının haddi hesabı yok. Ne bu notların hali, rezil şey!" -"Baba... O benim karnem değil ki, senin kitaplarını karıştırıyordum, birinin arasında karnelerinden birini bulmuştum..."

UYANIK TÜRK

Bugün Sayın eski millet vekilimiz,Vatan gazetesi köşe yazarı Zülfü Livaneli'nin
köşesinde okuduğum bir kıssayı yayınlıyorum.Beğenerek okuyacağınızı umuyorum saygılar.
Bir dönemde, terzilerin çok hile yaptığından, insanın gözünün önünde kumaş çaldığından yakınılmakta.
Bir Türk geliyor ve “Beni kandıracak terzi henüz anasından doğmadı” diyor.
“Peki” diyorlar “İşte terzi şurada, git bakalım.”
Türk, çok değerli bir kumaş alıyor, dayanıyor terzinin kapısına.
“Bundan bana çok güzel bir savaş elbisesi yap!” diyor. “Üstü dar olsun yakışsın, altı ise savaşta harekete imkân verecek kadar geniş olsun!”
“Hay hay!” diyor terzi. Ölçü alıyor ve başlıyor kumaşı kesip biçmeye.
Bu arada da güzel bir hikâye anlatıyor.
Türk, -Mevlânâ’ya göre- küçük gözlerini kısarak gülüyor bu hikâyeye. Çok hoşlanıyor.
Terzi bu arada kumaşın bir parçasını keserek saklıyor.
“Hadi” diyor Türk. “Deminki gibi bir masal daha anlat.”
“Peki” diyor terzi ve bir masal daha anlatıyor.
Türk ona da bayılıyor ama bu arada kumaşın bir parçası daha gidiyor.
Türk’ün pes edeceği yok. Yalvarıyor terziye yeni bir masal için.
Terzi içinden “Bu ne acayip insan yarabbi!” diye düşünüyor. “Bu gidişle elinde kumaş kalmayacak.”
Ama ne yapsın; kendi düşen ağlamaz diyerek masalları arka arkaya dizmeye ve kumaşı kesip biçip zulaya atmaya devam ediyor.
Mevlânâ bu kıssanın sonunda, Türk’ü, gözü masallarla boyanan ve elinden alınanı fark etmeyen bir insan tipi olarak betimliyor.
“Aman bunlardan olmayın!” diyor.