6 Mart 2008 Perşembe

ÖZGÜRLÜKÇÜ ANLAYIŞ

1976 yılının Kasım ayının bir Cuma akşamı üniversite öğretim üyelerinin çoğunlukta bulunduğu bir sosyal toplantıya ben de davet edilmiştim. Ankara'nın Çankaya semtinde bir apartman dairesinde yenildi içildi, şarkılar söylendi ve dans edildi. Gece 12'den sonra eğlence devam etmekteydi. Kapı çalındı ve resmi giyimli iki polis ve birkomiser ev sahibini görmek istediklerini söylediler. Ev sahibine azarlarcasına, gürültüyü hemen şimdi kesmesini, aksi halde topumuzu karakola götüreceklerini söyledi, komiser. Ev sahibi ne olduğunu anlayamadığını, kanunsuz bir şey mi yaptıklarını komisere sorarken,toplantıdaki davetliler arasında bulunan belirli bir görevinden dolayı sık sık adı basında ve TV'de duyulun bir profesör sert bir çıkışla --Sen kiminle konuştuğunun farkında mısın?
Adabını takın!
Sonra ben senin terbiyeni veririm!
Sen benim kim olduğumu biliyor musun?-
DiyeKomiser devleti ve kanunu temsil ettiğini, devletten ve kanundan daha büyük hiçbir otorite bulunmadığını, eğer adam gibi konuşmazsa,o da dahil, bütün toplantıdakileri karakola götüreceğini hakaret edercesine belirtti.
Ünlü profesör, kendisini karakola götürecek polisin henüz daha anasından doğmadığını söyledi.
Ve ağız kavgası gittikçe büyüyerek hakaretlerin şiddeti ve sayısı artmaya başladı.
Ünlü profesör günün İçişleri Bakanına telefon ederek onu uyandırdı.İçişleri Bakanı Ankara Valisine, Ankara Valisi Vilayet Emniyet Amirliğine ulaşarak komiserin sözlerini geri alması ve özür dilemesi istendi.
Komiserin --Ben bu üniformadan utanıyorum, şimdi. Adama göre muamele oldukça bu millet adam olmaz.
Yazıklar olsun şu üniformanın şerefine!-- diyerek kendisini çeviren polislere ve birkaç davetliyedert yandı, kendisinin hukuk fakültesine devam etmekte olduğunu ve mezun olunca bu mesleği bırakıp Avukat olacağını söyleyerek ayrıldı.
Merdivenleri inerken, --Artık bu görevin şerefi kalmadı!-- diyerek kendi kendine söylendiği duyuluyordu. Ünlü profesör, üniforma giyince kendilerini azrail zanneden vevatandaşa köpek muamelesi yapmakta hiç tereddüt etmeyen polislerden yakınıyordu.
--Ben bunun peşini bırakmayacağım, bu eşşe...ği Doğu'ya sürdüneceğim,-- diye sözüne devam etti. Etraftaki herkes büyük bir hayranlıkla onu destekliyorlardı. Ünlü profesör,gerçekten güçlü olduğunu herkesin gözleri önünde kanıtlamıştı. Ve onun yakın arkadaşı olmakla, biz de onun gücünün korunumu içine giriyorduk.
Okuduğunuz bu anı Doğan Cüceloğlu'nun İnsan İnsana kitabından alınmıştır.