7 Nisan 2008 Pazartesi

ANAYASA MAHKEMESİ OLSAYDI...

Türkiye'de her şey saptırılıyor:

Bütün kavramlar, terimler, kurumlar…

Demokrasi, Laiklik, Milli İrade, Milli Egemenlik, İktidar, Seçim,
Meşruiyet, Anayasa, Yargı, Anayasa Mahkemesi, Anayasal yargı süreci…

En başta da tarih!

Üstelik bu saptırma "resmen" yapılıyor.

Yani resmi kurumlarca.

Örneğin Milli Eğitim Bakanlığı'nın ders kitaplarında…

Örneğin hükümetlerin, belediyelerin kararlarıyla…

Çünkü saptırma "siyasal" kaynaklı.

Kavramları, terimleri, kurumları ve tarihi, "politikacılar" saptırıyor…

İktidar sahipleri de politikacılar oldukları için, bu saptırma "resmi"
bir nitelik kazanıyor…

***

Tarihimizin en çok ve en şiddetle saptırılan konusu 1950-1960 arasında
Türkiye'yi yöneten Demokrat Parti iktidarı dönemidir.

Tabii bu dönemi sonlandıran 27 Mayıs 1960 hareketi, bu hareketin
nedenleri ve sonuçları da asla soğukkanlı ve bilimsel, gerçeklere
uygun bir biçimde tartışılmaz:

Çünkü politikacılar, bu dönemi, geniş kitlelerin duygularını istismar
edecek biçimde kullanmayı, siyasal çıkarlarına uygun biçimde
saptırmayı tercih etmişlerdir.

***

En belirgin ve en sert saptırma, toplumsal ve tarihsel gerçeği adeta
tam tersine çevirme, "Demokrasi şehidi Menderes" söyleminde görülür.

Ne yazık ki bu dönemin sonunda asılan Adnan Menderes, kendisine
yapılan bu haksızlıktan sonra, sanki bütün günahlarından arındırılmış,
katlettiği demokrasinin kurucusu, koruyucusu ve şehidi ilan
edilmiştir.

***

27 Mayıs müdahalesine yol açan süreç, Demokrat Parti'nin kendisini
iktidara getiren demokratik mekanizmaları, kurum ve kuralları rafa
kaldırmasıdır.

Bardağı taşıran son damla, "Tahkikat Komisyonu" adıyla Meclis'te 15
milletvekilinden kurulan özel yetkili bir mahkemedir.

Bu karar demokrasiye karşı tam bir sivil darbedir:

Menderes , bu kararla, Meclis'te politikacılardan oluşan bir mahkeme
kurmuş ve muhalefet partisini bu mahkemede yargılamak istemiştir.

"Tahkikat Komisyonu" sadece milletvekillerinden oluşur…

Hem sivil hem askeri yargı yetkilerine sahiptir…

Hem savcı hem yargıç görevi yapacaktır…

Temyizi yoktur…

İşte askeri müdahaleye yol açan "bardağı taşıran son damla" budur.

İktidarın, yetkilerini aşmasını ve meşruiyet dışı kararlar almasını
önleyecek demokratik bir mekanizma, bir kurum, yani Anayasa Mahkemesi
o dönemde yoktur.

***

Askeri müdahale sonrası hazırlanan ve halkoylaması ile kabul edilen
1961 Anayasası, pek çok çağdaş ve demokratik kurum ve mekanizma ile
birlikte, Anayasa Mahkemesi'ni de kurmuştur.

Şükredelim ki, bugün bir Anayasa Mahkemesi var.

Rejim, kendi kendini denetleyebiliyor.

Anayasa Mahkemesi'nin yargı sürecini ve bu sürecin bir parçası olan
Yargıtay Başsavcısı'nın iktidardaki AKP hakkında iddianame
hazırlamasını "Yargı darbesi" veya "Demokrasinin böğrüne saplanmış
hançer" olarak niteleyenler, demokrasiye asıl hançeri saplayanlardır.


ekongar@cumhuriyet.com.tr;

www.kongar.org

Emre Kongar

Cumhuriyet

--


Turgut İBİŞ
Emekli Öğretmen
------------------------------------
http://turgutibis.blogspot.com/