24 Haziran 2008 Salı

OTOBÜSLE ANADOLU...

Aşagıya bir öykü yazdım.Bu öyküyü Bu Diyar Baştan Başa adlı kitaptan aktardım Kitabın Yazarı ,ünlü romancımız Sayın Yaşar Kemal beğeneceğinizi umar, yazarımıza bu eserlerinden dolayı teşekkür ederim.

Narlıda otobüse bir köylü bindi. Köylü kısa boylu, küçücük bir adamdı.
Orta yerde boş bir koltuk vardı, oraya oturdu. Küçücük gözleri dört dönüyordu...
Oturur oturmaz, baştan ayağa, bütün yolcuları süzdü.
Sonra yüksek sesle bir "merhaba" çekti. Yolculardan bir ikisi, ona mukabele etti.
Adamın yerinde duramaz bir hali vardı. Otobüs kalkıncaya kadar, yolcuların hemen hepsiyle ahbap oldu. O boyuna söylüyor, biz gülüyor, gülmekten kırılıyorduk.
- Bana Çiftedut köyünden Köse Halil derler.
- Bu Çiftedut köyü nerede? dedik
- Yerin üstünde, gökün altında.
- Oradan geçtik, dedi bir ikisi. Köse Halil:
- Ben de geçtim, mukabelesinde bulundu.
- Sen ne iş yaparsın Halil ağa?
- At alır satarım. Amma son zamanlarda bir iş geldi ki başıma sormayın.
Düşman başından ırak...
- Söyle, dedik.
- Söylemem, gülersiniz.
_ Kimse gülmez.
__. Hepiniz söz verin gülmiyeceğinize de söyleyim.
__Söz veriyoruz.
__Gülersiniz.
__Gülmeyiz.
__Eyi tutun kendinizi, başlıyorum.Hepimiz kulak kesildik.
- Başlıyorum.Bir zaman bekledi. Sonra başladı:
__Bir atım vardı satacaktım,Almadılar dorudur diye.
Üçlük beşlik verdiler,Almadım iridir diye.
Sade Osmanlı altını verdiler,Almadım sarıdır diye.
Beni tımarhaneye attılar delidir diye.
Gene de almadım.İki üç adam geldi şahitlik etti...
Köse Halil Veli oğlu Velidir diye.
Ben de minareyi belime soktum borudur diye.
Gülleleri cebime doldurdum,Darıdır diye.
Denizin ortasına bastım kurudur diye
-Toros dağlarına tekme vurdum,Geri dur diye...
Gülmeyin be! Söz verdiniz. Ne gülüyorsunuz.
Köse Halil yerinde duramıyor. Gayet ciddî oturup kalkıyor, kulaklarını oynatıyor. Kulağını nasıl oynatıyor? Bu kendine göre bir hususiyet herhalde.
- Ben, dedi, büyük tüccarım. At tüccarı. Her şey satın aldım.
Gülmiyeceksiniz amma, başımdan bir vaka daha geçti...
Bu kötü amma...
Bunu demem. Hem de inanmazsınız.
Söz verin inanacağınıza söyleyim.
Hep birden:
- Söz verdik inanacağımıza, dedik. Halil başladı:
- Ben o zaman genç bir tüccardım. 25 yaşlarında vardım
- Bir gün arkadaşlarımdan Hacı ağa ile yola çıktık. Derken bir acıktık, bir acıktık ki... Yolda bir kaz almıştık bir köyden... Pişirelim dedik.
Kazı kaldırdık koyduk ocağa,Istanbula indi Hacı ağa.
Kaz kalktı kaçtı bucağa.
Kırk gün oldu kayna deriz kaynamaz.
Anadan aldık sacı,
Pişirmek için kazı,
Kazın gölde kaldı gözü,
Kırk gün oldu kayna deriz kaynamaz.
Kazın kanadı yapçacık,
Eti kemiğinden berkçecik,
Ne kazan koydu, ne kepçecik,
Kırk gün oldu kayna deriz kaynamaz.
Dokuzumuz çalı çeker,
Sekizimiz altın yakar,
Kaz kaldırmış başın, bakar,
Kırk gün oldu kayna deriz kaynamaz.
Köse Halil sustu.
Biraz sonra:
- Hani ya, gülmeyecektiniz?
Söz vermiştiniz, dedi. Bir yolcu:
- Kazı yedin mi?
diye sordu. Köse Halil:
- Kırk birinci gün pişti- Biz de yedik, doyduk, dedi.