22 Şubat 2009 Pazar

Göbeğini kim kaşıyor?

Epey zamandır Hürriyet Gazetesi yazarı Sayın Bekir Coşkun'un isim babası olduğu "göbeğini kaşıyan adam" sözü gündemden düşmüyor.Hatta Sayın Başbakan da sürekli bu konuda cevaplar veriyor.Bu konu o kadar uzadı ki ne olduğunu, niye böyle bir şey söğlediğini, kime söğlediğini gazeteci Sanem Altan'a verdiği röpörtajında anlatmış.Bu röportajı Vatan gazetesinde okudum sizlerde okuyun bilgilenin diye sayfama taşıdım.Bu röpörtajda daha başka konularda işlenmiş okuyunca hoşunuza gideceğine eminim.Emeği geçenlere teşekkür ederim.

"Göbeğini kaşıyan adam" lafı sırtımda kambur oldu, beni eziyor

Tayyip Erdoğan, Bekir Coşkun'a kızıp da "Bunlar köpekleriyle yatarlar"
deyince "Bunun devamında ne olacak?" diye merakla beklemeye
başlamıştım
.


Sonra geçen pazar, Coşkun'un köpeği Postal'ın ağzından Erdoğan'a
verdiği cevabı okuyunca merakım yerini "Bekir Coşkun'la konuşmalıyım"
heyecanına bıraktı. Haftabaşı hemen Ankara'ya gittim. "Karşıt
fikirlerde olsanız, hatta birbirinize çok kızsanız bile çok iyi
anlaşabileceğiniz bir 'düşman' olur Bekir Coşkun" diye düşündüm
röportaj boyu. Çok samimi ve eğlenceliydi. Sanki Erdoğan da tanısa
Bekir Coşkun'u 'En iyi anlaştığım düşmanım' der. Bu da onlar için
benim benzetmem. Umarım kızmazlar.


Kim bu yazılarınızda sık sık bahsettiğiniz göbeğini kaşıyan adam?
Sadece AKP seçmeni mi?


Tepkisi olmayan, sessiz, pısırık, beleşçi, avantacı, yağmacı,
hırsızları hoş gören, çalsın ama iş yapsın diyen, kendisi de çalmaya
bakan, şehirlere gelen, orman arazisine gecekondu yapan, kaçak
elektrik kullanan, kaçak su kullanan, para kazansa bile vergi
hayatında vermeyen, seçim geldi mi iki çuval kömüre, bir torba nohuta
oyunu satan, asla başını kaşımayan ve gazete-kitap okumayan birileri
bunlar. Kuran'da "Oku" emri vardır, "Sor ona" emri vardır. Bunları
bile yapamayan... Üç şeyi ezberleyen; hamdolsun, şükürler olsun, Allah
razı olsun. Hayatını bununla yürüten tiptir bu. Türkiye'nin başına
beladır bu tipler.
Her kesimde olabilir bundan. Sağı-solu yok. Meydanda Menderes'i
alkışlayan, asıldığı zaman kafasını bile kaldırmayan, soru dahi
sormayan insandır.

Çok iyi tanırım ben göbeğini kaşıyan adamı. Uzaktan gelişinden
tanırım. Bu adam Demirel'i 7 defa geri getirmiş adamdır. Erbakan'ı
Başbakan yapmış adamdır. Hep aynı sloganı söyler bu: "Çalsın ama iş
yapsın." Gözü de devamlı avantadadır. Bunun eğitimlisi de vardır
eğitimsizi de, sağcısı da vardır solcusu da, zengini de vardır fakiri
de. Sırf çıkarı için, ihale için, köşeyi dönmek için siyasi iktidara
yanaşmış adam da göbeğini kaşıyan adamın zengin olanıdır.

Toplum hasta, bu adam tipi her zaman vardı ama şimdi çok iyi bir
siyasi muhatap buldu

Bu tipi ben de tanıyorum. Ama bu tip sizin de söylediğiniz gibi her
dönemde vardı. Sizi bu denli rahatsız eden yeni şey ne?

Türkiye'de 58 tane hükümet kurulmuştur, 11 defa Cumhurbaşkanı
değişmiştir, Anayasa 7 defa değişmiştir, 30 defa parlamento
değişmiştir. İki tane değişmeyen şey var, Türk toplumunun yapısı bu
göbeğini kaşıyan adam, ikincisi de Türkiye'nin kara yazgısı. Bu ikisi
birbirini çoğaltır hep. İnsanlar da bana sizin sorduğunuzu soruyor,
"Niye toplumun bu yönünü diline doladın?" diye. Soruyorum ben de
"Apartmanda yöneticinin yakıt parasını çaldığından şüphelenmeyen tek
kişi tanıdınız mı, evinize gelen bir ustanın hiç arkasından 'Süper iş
yaptı, üstelik çok ucuz' dediğiniz oldu mu, kooperatife girip de
dolandırılmamış birini tanıdınız mı?" Eğer bunların üçünün de cevabı
evetse, ben gazeteciliği bırakacağım. Buna hazırım. Bu bizim
toplulumuz. Bu biziz. İnkâr etmeye gerek yok. Toplumda müthiş bir
hastalık var. Bunu sorgulamak benim işim değilse kimin işi yahu.
Gazeteciler bugüne kadar politikacılar gibi sürekli halk dalkavukluğu
yaptı. Halkın bir bölümünü tenzih ediyorum ama çoğunluk göbeğini
kaşıyan adamdır.

Tekrar aynı soruyu soracağım izninizle, bu adamda kızdığınız yeni şey
ne, dindar olması mı?


Çünkü bu konuştuğumuz toplumsal yapı, çekiciliğini kaybetmiş, eski bir dert.
AKP'ye oy vermiş dindar olmayan ya da oy vermiş aklı başında birçok
dindar vardır, tenzih ederim onları. Mesele dindarlık değil. Evet, hep
varlardı ama şimdi göbeğini kaşıyan adamın en çok gözüktüğü, en
belirginleştiği dönemi yaşıyoruz. Nohutla fasulyeye oyunu satan adam.
Çünkü çok iyi siyasi muhatap buldu göbeğini kaşıyan adam. Eskiden beri
de vardı, zaten kirli siyasetin sürmesinin tek nedeni de bu. Hangi
toplumda eli kanlı katili kahraman diye alkışlayan biri vardır.
Siyasetçiler meydanda o adamın beklediğini biliyor, çıkıyor oraya
utanmadan konuşuyor.

Sadece AKP'de değil, CHP'de bile 'genel başkan olmuş' göbeğini kaşıyan adam var

O halde yöneticiler mi acaba göbeğini kaşıyan adam...

Bir tek AKP değil. Solda da var. Konuşturma şimdi beni, seçim geçsin,
onları da açıklayacağım. CHP'nin içinde var, hatta bunlar arasında
genel başkan olmuş olan bile vardır. Şimdi susuyorum. Ama göbeğini
kaşıyan adam genel başkan bile olabilir.

Siz Deniz Baykal'a çarşaf açılımı denen meseleden çok kızdınız değil mi?

Nasıl kızmam? Şu anda Türkiye'de kimse olduğu yerden memnun değil,
herkes başkasının yerinde olmak istiyor. AKP çağdaş gözükmek istiyor
aslında, CHP de imamımsı gözükmek istiyor. Ulusalcılara bakın onlar da
küreselci gözükmek istiyor. Zaten yeterince göbeğini kaşıyan adam var,
toplumu aydınlatacak parti lazım. CHP buydu güya. Şok yarattı
hepimizde. İnanmadığından eminim ama bilerek yaptı tabii çarşaf
meselesini. Oy almak istedi. Ama görecek, geri tepecek bu. Oy-moy
patlamayacak.
n Aranız nasıl şu an Deniz Baykal'la. Arkadaşınız aslında, oğlunuzun
da nikâh şahidi diye okumuştum...

Nikah şahidiydi evet. Çabuk küser bu. Küsünce de konuşmaz. Ama kindar
değildir. Seçimleri atlatalım, CE-HA-PES rayına otursun, yine
Balıkçılar Kahvesi'nde otururuz Deniz Baykal'la.

Tayyip inişe geçti, o da bunu biliyor o yüzden gergin. Tek şansı,
Baykal'ın tembel olması

Tayyip Erdoğan'la da kavga ediyorsunuz...
Ben kavga etmiyorum. Tayyip Erdoğan'la kavga etmem. Çünkü bugün var
yarın yok Tayyip. 30 senedir birçok cumhurbaşkanı, başbakan gördük,
onlar gitti. Biz hâlâ varız. Tayyip de yarın yok. Ben artık inişe
geçtiğini düşünüyorum. Yerel seçimlerde başarılı olsalar bile iniş
süreci başladı. Grafik tepetaklak aşağı gidiyor.

Bu bir kamuoyu araştırması sonucu mu yoksa sezginiz mi?

Benim sezgim. AKP yakında ana muhalefet partisi olacak. Tayyip de
bunun başkanı olabilir. O da biliyor bunu o yüzden gergin. Bütün
insanların ortak tepkisidir bu, foyamız ortaya çıkınca kızmaya
başlarız. Ben de, Andree beni yakaladığı anda hemen parlarım. Son bir
deneme o işte. Tayyip Erdoğan da bunu yaşıyor. Gökten yolsuzluk
yağıyor, pırlanta-altın ticareti işi çıktı, belediye başkanlarını her
gün jandarma-polis topluyor. Davos'taki rüzgâr daha uzun sürer
zannetti, tutmadı. Tayyip inişe geçti. O da bunu hissediyor. Tek gücü
var, yerine oturacak kimsenin olmaması. Göbeğini kaşıyan adam olduğu
kadar, bilinçli-akıllı da bir sürü insan var. Onlar Tayyip'ten umudunu
kesti. Ama getirecek kimse yok. En büyük şansı bu zaten Tayyip'in.
Deniz Baykal çok tembel. Yerel seçimler var, Tayyip 10 günde 10 yer
dolaşıyor. CHP'nin umrunda değil. Deniz Baykal Brüksel'de.
n Erdoğan'la kavga etmiyorum diyorsunuz ama o size meydanlardan
"Bunlar köpekleriyle yatar" diyor. Siz ona köpeğiniz Postal'ın
ağzından yazı yazıyorsunuz.

Anadolu'daki gazete tirajları belli. 30 adet gazete satılan yerler
var. Tayyip meydanda kızgın, konuşuyor, onu dinleyen ne gazeteci kim
onu anlıyor, ne niye kızgın onu biliyor. Tuhaf yani meydanlardaki
hali.


Ciner çok büyük para teklif etti

Ciner Grubu'nun çıkacak olan yeni gazetesinden size transfer teklifi
geldi. Sonra ne oldu?

Aslında bunu anlatmam doğru mu bilmiyorum ama herkes bir şey söylüyor,
doğrusu bilinsin artık. Ciner Grubu'ndan teklif geldiğinde ben, "Daha
gazete çıkmasına çok var, olabilir, görüşebiliriz" dedim. Açık
söyleyeyim o sırada bende aslında hâlâ da Emin'in kovulmasından dolayı
Hürriyet'e karşı bir güvensizlik, bir kırgınlık vardı. Bir gün aynı
şey benim de başıma gelir endişesi. Hürriyet'in genel yapısı içinde, o
yazar kim, bu yazar kim, Bekir Coşkun kim? Kenarda köşede unutulmuş
insanlarız. Bütün bunlar beni kırdı-ezdi. O yüzden Hürriyet'ten
ayrılmayı düşünüyordum. Fatih Altaylı Cunda'ya geldi, sözleşme
dosyasını dahi getirmişti. Fatih arkadaşım, onunla çalışabileceğimi de
düşünmüştüm ama hiçbir şey konuşmadık, o anlattı ben "Şu an
Hürriyet'te çalışıyorum, sana bir şey diyemem, dersem Hürriyet'ten
hemen ayrılmam gerekir" dedim. O da "Saygıyla karşılıyorum ama seni
aramızda görmek istiyoruz" dedi. Sonra bir kez Ankara'da görüştük.
Artık kararımı vermiştim, Ciner Grubu'yla anlaşacaktım. Ertuğrul'a
haber vermek için İstanbul'a gittim. Çünkü daha önceden ona sözüm
vardı, "Sana kazık atmayacağım" diye. Gittim "Bak Ertuğrul, sizin
yapınızda gitme, sana şunu verelim yoktur, ben de bunu istemeye
gelmedim zaten, sakın böyle algılama. Sadece sana verdiğim sözü
kaldırmaya geldim. Senden izin istiyorum" dedim. Ertuğrul "Olmaz"
dedi. Bütün Hürriyet üzerime geldi. Okuyucular da öyle. Sanki
biliyorlarmış gibi otelin lobisinde karşılaştıklarım "Sakın
Hürriyet'ten ayrılmayın" diyenler. "Bırakırsanız biz de bırakırız"
diyenler. Bir de bir gün bir işadamı bana uçakta demişti ki
"Servetimin yarısını veririm 10 gün sizin yerinizde Hürriyet'te yazmak
için." Bütün bunlar beni çok etkiledi. Ayrıca ekonomik kriz döneminde
Hürriyet'i bırakıp gitseydim sadece para için gitmiş gibi olacaktım.
Çok da büyük para vardı gerçi. Kalmaya karar verdim. Gitmek istiyorsam
Ertuğrul'u hiç görmemem gerekiyordu, bir mektup yazıp odasına bırakıp
kaçmam lazımdı.

Erdoğan hayvan sevgisini böyle küçümsemenin hesabını öteki tarafta
bakalım nasıl verecek?

"Köpekleriyle yatar bunlar" sözü sizi üzdü mü?

Beni çok rahatsız etti. İki hafta önce dedem ödül alırken yaptığı
konuşma inanılmazdı. O konuşmayı yapan başbakanın, bir gazeteciye bu
sözü söylemesi gerçekten tuhaf...

Kırıldım, ağzı dili olmayan o hayvanları küçümsemesine. Bana. "İnsan
sevmez, insanları aşağılar, hayvan sever hatta insanları köpekler
kadar sevmiyor" demek istedi. Açık söyleyeyim, cevap vermekte
zorlandım. Öteki tarafta bunun hesabını nasıl verecek bakalım. Bana ve
hayvanlara haksızlık etti çünkü. "Halkı aşağılıyor" diyor benim için.
Halkı seven, gözünü açmasını isteyen, halkın mutlu olmasını isteyen
biriyim oysa ki. Tayyip Erdoğan düşüncesindeki adamlar bir hayvan
yaşatmaktansa hayvan kesmeyi tercih eder.

Niye Postal'a cevap verdirdiniz de kendiniz cevap vermediniz? O
yazınızı eğlenceli buldum ama merak da ettim doğrusu?

Ben her gün cevap veriyorum. Bir de pazar gününe denk geldi. Ben pazar
günlerini ne olursa olsun, dünya yansa doğaya, hayvanlara ayırırım. O
gün de ben zaten Postal yazacaktım. O zaman Postal savunsun kendini
ben nasılsa savunurum dedim. Pako yaşasaydı bilge kişi olarak o cevap
verecekti ama yok. Onun yerine Postal'a düştü bu görev. Suşi, ağır
başlıdır konuşmaz, Çıtır dişi olduğu için söz ona düşmez. Postal cevap
verdi. Terbiyesini de bozmadı.

Tayyip Erdoğan yüzünden halkı aşağılayan
onlara küfreden biri gibi gözüküyorum

Bu mesele, göbeğini kaşıyan adam benzetmesi yüzünden mi çıktı?


Bu benzetme artık sırtımda bir kambur oldu aslında. Altında ezilmeye
başladığım bir benzetme olmaya başladı. Ben söyledim bunu ama beni
ezmeye başladı, çünkü o kadar çok insan bunu başka yere çekiyor ki.
Toplumda bunu anlamayan çok kişi var. Tayyip'ten duyuyor bunu, benden
okuyarak bilmiyor. O yüzden halka küfür etmiş, halkı aşağılamış biri
olarak biliyor beni. Ben halkı aşağılamak için söylemiyorum ki bunu.
Ben halkla içiçe yaşayan biriyim. Lüks bir yerde göremezsiniz beni.
Bayıldığım yerler var, Cunda'daki Balıkçılar Kahvesi, Taş Kahve. Beni
bunlar çeker.

Siz Urfalısınız değil mi?

Kara Meydanı Mahallesi, Kara Camii'nin yanındaki karanlık sokakta,
kara kaplı evde doğdum büyüdüm. Böyle bir yerden geldim. Ailem orada.
Ben niye o halkı aşağılayayım canım. Ben bambaşka bir insan tipinden
bansediyorum. Aziz Nesin o oranı vermişti, ben tam bilmiyorum ama
halkımızın içinde göbeğini kaşıyan adam var. Bir partiyi tek başına
iktidara getirebilecek kadar güçlüdür bu kesim. Bu kesim Türkiye'nin
canına okuyan kesimdir.

Bunlar kimse
yokken aynanın karşısında dans ediyorlar mıdır?

Abdullah Gül için de demiştiniz ki "Benim cumhurbaşkanım değil."


Hâlâ da diyorum. Bir kere Abdullah Gül, sanık. Daha önce milletvekili
sonra da cumhurbaşkanı olduğu için dokunulamıyor. Kayıp trilyon
davasından. Parti için hazineden alınan yardımın 1 trilyonu nerede
bilinmiyor. Diğer iddia altında olan Erbakan. O hapiste -sonradan
Erbakan'ı Abdullah Gül affetti- Sonra Abdullah Gül cumhurbaşkanı
oluyor. Bu benim çok tepkimi çekti. Kabul edemiyorum bunu. Ayrıca
yaşam biçimi ve dünya görüşü onun Türkiye'nin cumhurbaşkanı olmasını
engellemesi gerekirdi. Siz onun eski laflarını bilir misiniz? Türk
olmanın içeriğini anlatan laflara kızıyor, Avrupa Birliği'ne kızıyor.
Kızıyor da kızıyor. Bunları söyleyen adam nasıl cumhurbaşkanı olur ya?
Ayrıca Çankaya'da tesettürlü-türbanlı kadın olmaz. Gerçi kendilerine
göre giyim reformu yaşadılar. Gerçi kara çarşaftan buraya geldiler.
Sıkmabaş oldular. Daracık etekler, yüksek topuklar, yeşiller morlar.
İç çamaşırı dükkanlarından çıkmayan türbanlılar dolu.

Ben Abdullah Gül'ün değiştiğini ve bu değişimin samimi olduğunu
düşünüyorum. Siz buna katılmazsınız sanırım?


Bu adamların en büyük özelliği çabuk değişebilmeleri zaten. Fırsat
olsa yine değişir bunlar. Ben öyle düşünüyorum. Ruh hallerini de
anlıyorum aslında, hiç ummadıkları anda devletin başına geldiler.
İktidar olmanın, büyük bir devletin başında olmanın çağdaş dünyadaki
yerini ve nimetlerini gördüler.

Artık değişmek istiyorlar bence de. Bazen benim aklıma geliyor, acaba
kimse yokken ayna karşısında dans eder gibi figürler yapıyorlar mı,
hanımlar türbanları çıkarıp aynanın karşısında kendilerine bakıyorlar
mıdır?


Bazen ben yaparım bunu, aynanın karşısında kafama külah geçirip acaba
imam olsaydım nasıl olurdum diye bakarım.

Demirel'e de karşıydım ama artık o ulu önderimiz ve en iyi dostum

En büyük tepkiniz...

Çağdaş yaşam biçimini savunarak bir yerlere gelselerdi. Türk toplumunu
Arap kültürüne ve Ortaçağ'a sürükledikledikleri için tepkiliyim.
Demirel'e de karşıydım ben. Tansu Çiller'e de. Ben herkese karşıydım
aslında. Ama şimdi en büyük dostum Demirel. Son günlerde ona
bayılıyorum. Neredeyse bugünlerde ulu önderimiz oldu. Tayyip'le bunu
yapmamız çok zor. İçinde yok çünkü bu duygular. Ama inanın Türkiye'de
toplum çok değişti. Büyük şehirlerde yaşadığımız için bunu
anlamıyoruz. Anadolu'ya bakın. Ayvalık Plajı'na kimler gelmeye başladı
biliyor musunuz, tesettürlü kadınlar denize giriyor. Propagandayı çok
iyi biliyor bunlar. Defileyle, modayla falan tesettürü hayatımıza
soktular. Uzaktan bakınca çok güzel gözüken, albenili, tesettürlü
kadınlar ortada dolaşıyor. Toplumu bozarsanız düzeltmek çok zor olur.
Toplumun canına okudular. Bunlardan çağdaş Türkiye olmaz. Tıynetlerini
biliyorum. Yapılarında yok, kimliklerinde yok. Bunlar klozet görünce
kızıyorlar, taş istiyorlar. Danstan nefret ediyorlar, içki gördükleri
zaman tahammül edemiyorlar. Geldiler, parlamentoda ilk su bardaklarını
rakı bardaklarına benziyor diye değiştirdiler. O yaptıkları yardım
bile toplumu biraz daha sadakacı, dilenci, avantacı yaptı.

İki kız kardeşim ile annemin başı örtülü. Onlara da çok yakışıyor

Türbana şiddetle karşısınız. AKP'nin bunu kullanma biçimine,
siyasetine tepki duymamak mümkün değil ama kafasını kapamak isteyen de
niye kapamasın ki?


Estetik olarak karşı çıkmayabilirdim ya da özgürlük anlamında
destekleyebilirdim belki. Benim iki kız kardeşim ve annemin başı
örtülüdür, hatta ablam hacıdır. Onlara çok da yakıştığını düşünürüm o
kıyafetlerin. Ama siyasi simge haline getirmeleri her şeyi alt üst
etti. Genç kızlarımızın hayatlarını mahvetti. Erbakan'la başladı bu.
Çözülebilirdi üstelik. Tayyip Erdoğan veya Abdullah Gül hâlâ çözebilir
bunu. "Başlarını açıyoruz karılarımızın, artık Türkiye çağdaş dünya
gibi giyinsin istiyoruz" deseler, bir de resepsiyon verseler ben de
koşarak giderim.

Burada şaka yapıyor Bekir Bey demem lazım galiba, yoksa size yine çok
kızacaklar...

Avrupa Birliği meselesi de numaraydı. Sırf askeri müdahalelerin önünü
kesmek için bir saçak altıydı. Yaşam biçimine, anlayışlarına aykırı
bir kere. Kadınların özgür olduğu, kızların erkek arkadaşlarıyla el
ele sinemaya gidebildikleri, akşamları işadamlarının birer duble bir
şey içebildikleri ortamları bu insanlar sevmez. Bunların kafasındaki
yaşam biçimi Arabistan. Gerçi ne Erdoğan ne de Gül bu ülkeye şeriat
gelsin istemezler. Onların modeli farklı. Kuran'daki ayetleri yerine
getirsek Tayyip Erdoğan'ın bir gün o koltuğunda oturmaması lazım.
Yağmacıdan, hırsızlık iddiası altındakinden, avantacıdan, sanıktan
iktidar olmaz.

Ergenekoncu diye
tutuklanan paşaların önünde saygıyla eğilirim

Türban yazısı yazdığınız kadar Ergenekon'la ilgili yazmadığınıza dair
bir-iki eleştiri okudum. Buna katılır mısınız?


Ergenekon bir zihniyettir. Zaman zaman örgütlenmeler olmuştur. Bunlar
kirli insanlardır. Bu zihniyet de ortadan kaldırılmalı, fakat artık
Atatürkçüyüm diyen herkes bunun içerisine konuldu, buna karşıyım.
Saydım, 30'a yakın yazı yazmışım bu konuda. Tanıdığım paşalar,
askarler var tutuklananlardan. Yaşantılarını, duygularını biliyorum.
AKP'ye, demokrasiye, çağdaş dünyaya bakışlarını biliyorum. Onların
önünde saygıyla ayağa kalkarım ben. Şu an da dahil. 300 metreden
boyunlarına atılıp yanaklarından öperim. O insanların içeride olması
çok canımı sıkıyor benim.


Erdoğan'ın sonunu halkın yaşadığı korku ve baskı getirecek

Hangi Paşa bu?

Tolon Paşa. Babam öldüğünde gazeteye başsağlığına gelmişti. Yanında da
bir-iki hanım vardı. O sırada mitingler falan düzenleniyordu. Bana bu
işlerin askerle değil halkın kendi tavrıyla düzelebileceğini
anlatmıştı o gün. "Ordudan kimse bir şey beklemesin, halk kendi
tavrını koysun" demişti. Bu adamı bir süre sonra örgütçüsün diye içeri
atmalarına şaşırdım.

Darbe günlükleri, size bir şey ifade ediyor mu peki?

Darbeler varsa günlükleri de olur herhalde, bilmem ki.

Ne olur bu işin sonu?

Herkes baskı altında. Halkın bu korkusu Tayyip'in sonu olacak.

Her sabah 04.00 civarı rüyamda kovulduğumu görüyorum

İşten atılabileceğinizi düşündünüz mü siz de?
Her gece saat 04.00 civarı aynı rüyayı görüyorum ben, kovulduğumu.
Kalkıyorum yatağımdan salona geliyorum. Arkamdan Andree gelir. Anlar
hemen. "Sana başka iş mi yok, üzülme" der sarılıp. Ben de burnumu çeke
çeke "Haklı olabilirsin" derim. Yaşadıklarımızdan etkilenmediğimizi
kimse söyleyemez. Ben çok alınganımdır. Özel hayatımda da böyledir bu.
Beni atsalardı ben Emin gibi kızmazdım. Emin öfkeli. Kitap da
yazmazdım ben. İçime kapanır, buralardan gitmek isterdim. Emin'le
farklıyız biz.

Siz bırakmayı düşündünüz ama..

Gece Hüsamettin Cindoruk'un evindeydik. Ben çok ciddi bırakmayı
düşündüm. Hatta Hüsamettin Bey bana "Hayır, bırakma" dedi.

Dürüst olmak lazım!
Ben atılsam, Emin kılını kıpırdatmazdı

Emin Çölaşan'ın kovulmasından sonra da siz zor günler yaşadınız değil
mi? Çok mu yakın iki arkadaşsınız siz gerçekten?


Kanka değiliz. Rakibiz bir yerde. Dürüst olmak lazım. Grup çalışması
yapamazsın gazetecilikte. Bireyseldir. Yazılarından dolayı kim
kovulmuş olsa ben onun için de aynı tepkiyi verirdim Hürriyet'te. Ama
beni atsalar Emin'in kılı kıpırdamazdı. Umrunda bile olmazdı. Ne
diyeceğini de biliyorum "Bekirciğim geçmiş olsun. Olur böyle şeyler,
üzülme, herkesin başına gelir" diyecekti. Bir daha da aramazdı. Yemin
ediyorum böyle olurdu. Bu benim gerçek düşüncem..


Okuyucularımın bir kısmı da "Emin Çölaşan atıldı, sen de bırak" dedi.
Ama buna en güzel cevabı Emin kitabında vermiş. Ona soruyorlar "Madem
baskı vardı, sansür vardı. Siz niye bırakmadınız?" O da diyor ki
"Kazanılmış cepheyi niye bırakayım?" Doğru demiş. Bıraksaydım. O
günden beri neler oldu? Kim yazacaktı bunları?

Hürriyet tiraj kaybetti mi Emin Çölaşan ayrıldıktan sonra?

O günlerde tiraj kayboldu. Ama Başbakan'a minnettarım, bana "Çek git"
dedi o günlerde. Bu sefer iş tersine döndü Hürriyet tiraj aldı.

Aydın Doğan'ın Emin Çölaşan'a açtığı 50 bin TL'lik tazminat davasında
siz Emin Çölaşan lehine tanıklık yaptınız. Daha sonra Aydın Doğan'la
konuştunuz mu sonra?

Ne Ertuğrul ne de Aydın Bey'le konuştum. Zaten rastlasam ben konuyu
değiştiriyordum hemen. Aydın Bey bir kez bambaşka bir şey için aradı,
bu konudan hiç bahsetmedi. Bunu "Sana kızmadım, ilişkimiz aynen devam
ediyor" demek istedi olarak yorumladım. Bu yaşadığımız dünya
medyasında bir ilktir belki. Bir gazeteci patronu aleyhine tavır
koyuyor. Ben burada Ertuğrul Özkök'e ve Hürriyet'in demokrat tavrına
güvendim. Ertuğrul'un beni burada destekleyeceğine inandım. Vicdanen,
ne biliyorsam onu söylemek zorundaydım. Nohut-kömür alıp oy satanlara
kızıyorum da kendim maaş alıyorum diye sussaydım onlarla aynı şeyi
yapmış olurdum.

Mahkemede ne dediniz siz?


"Emin'e sansür uygulandı" dedim. Hakim de ısrarla "Size niye
uygulanmadı?" dedi. "Bilmiyorum. Yazım tarzlarımız farklı, o yüzden
herhalde" dedim. İki avukat çapraz sorguya tuttu beni. Belki başka
neden de vardır hiç bilmiyorum, o ne. Ben aslında Emin niye kovuldu
bilmiyorum, yemin ederim. Çıkamadım işin içinden. Bence Emin de Aydın
Doğan da bunu bilmiyor. O psikolojinin sonucu öyle oldu

23.02.2009

--


Turgut İBİŞ
Emekli Öğretmen
------------------------------------
http://turgutibis.blogspot.com/