27 Şubat 2010 Cumartesi

ÇOCUK DEYİP GEÇME!...

8 - 9 yaşlarında bir çocuk var, bu çocuğun en sevdiği şey yatak odasındaki dolaba girip oyuncak beyaz ayısı ile oynamak. Yalnız bu duruma annesi çok kızıyormuş çünkü kocası yokken sevgilisini eve getiriyormuş. Yine bir gün annesi sevgilisi ile dışarıda iş üzerindeyken çocuk dolapta beyaz ayısı ile oynuyormuş… Bu sırada kadının kocası gelmiş kapı çalınmış. Kadın panik ile adamı dolaba sokmuş... Bu sefer kocasıyla dışarda sevişmeye başlamışlar. Bu sırada içerde çocuk ve adam karşı karşıya oturuyorlar… Bir süre sonra

* Amca
* Efendim?
* Benim bi beyaz ayım var...
* Eee.?
* Sen onu alıcaksın
* Çocuğum ben koca adamım ne yapıyım ayıyı?
* Yok yok alıcaksın..
* Almıcam ulan
* Alıcaksın, yoksa çıkar babama söylerim.
* Peki peki sus... Ne kadar ?
* $50
* Hadi lan... Ben $50 vermem ona
* Peki bende çıkar babama söylerim...
* Peki peki... Al şunu...
Aradan bi süre geçmiş...
* Amca
* Ne var?
* Ayımı geri ver..
* Hadi lan ben ona $50 saydım...
* Vereceksin, yoksa çıkar babama söylerim…
* Peki lan velet al şunu sus...
Biraz sonra
* Amca…
* Ne var
* Benim beyaz ayı var ya...
* Eee ..?
* Sen onu geri alacaksın $100
* Hmmppf !
Bu böyle sabaha kadar devam etmiş... Çocuk adamın cebindeki tüm parayı almış. Ertesi gün gitmiş paralarla kendisine bir bisiklet almış... Eve dönmüş annesi bisikleti görmüş: *Bunu nerden buldun? demiş. O da *Yerde para buldum onunla aldım demiş... Annesi:
*Olmaz çocuğum sen günah işlemişsin, git bisikleti geri ver, parayı geri al, sonra o parayı kiliseye bağışla... Gitmişken de parayı nasıl bulduğunu anlat ve günah çıkar demiş... Çocuk istemeye istemeye gitmiş, bisikleti geri vermiş, parayı almış... Sonra parayı kiliseye bağışlamış ve günah çıkarma odasına girmiş... Rahip kabinin diğer tarafından seslenmiş.
*Buyur çocuğum.
* Rahip amca benim bi beyaz ayım var
Rahipten gelen cevap:
*S..tirrrrr git bela mısın nesin lan..!!

NOT:Bu hikâye Nihat Sakarya tarafından sayfama ileti olarak gönderildi.

18 Şubat 2010 Perşembe

DÜŞÜNCELER...

Merhum Şakir Eczacıbaşı'nın 1995'te yayımlanan"Gülen Düşünceler"adlı kitabından Bernard Shaw'un düşünçelerini

konu alan görüşlerinden bazılarını Cumhuriyet
gazetesi yazarı sayın Mustafa Balbay 18-02-2010 günü alıntılamış ben de ondan bu görüşleri alarak yayımlıyorum.
Hoşunuza gideceğini ümit ederim.
- Köle gibi yetiştirilenler, köle gibi yönetilebilirler ancak.
- Ağır ceza düzenimiz karaya kara katarak beyaz elde etmeye yönelik bir örgütlenmedir.
- İnsanın kaplan öldürmesine spor, kaplanın insan öldürmesine canavarlık diyoruz.
- Hırsızların kusurları, bankerlerin nitelikleridir.
- Gerçekten yardımsever her kişi dilencilere sadaka vermekten tiksinir.
- Savaşları kazanabilir, kentleri zaptedebilirsiniz, ama ulusları fethedemezsiniz.
- Demokrasi okurken güzel, oynanırken kötüdür.
- Hukuk hepimizin karşısında eşittir, ama biz hukuk karşısında eşit değiliz.
- Yaşam bir serüvendir, hazır reçete değil.
- Geçmişimizin anılarıyla değil, geleceğimizin sorumluluklarıyla akıllanırız.
- Savaş, özgürlüğü tehlikeye, cinayeti erdeme dönüştürür.

- Hiçbir şey yaratmadım, sadece gerçek yaşamın dramını ortaya çıkardım.
- Ahlak kuralları da dişlere benzer: Ne kadar çürürse dokunmak o kadar acıtır.
- Yaşam, yana yana sönen ve her çocuk doğduğunda yeniden parlayan bir alevdir.
- Eleştirinin, intihara göre bir üstünlüğü vardır. İntiharda kendine, eleştiride başkalarına kıyarsınız.
- Gazetecilik bir bisiklet kazasıyla uygarlığın çöküşünü birbirinden ayıramayan bir alandır.
- Yüzümüzü görmek için aynaya, ruhumuzu görmek için sanat yapıtına bakınız.
Alengirli Bir Fıkra…

İlhan Selçuk
18 Şubat 2010
Bektaşi’nin bir işi düşmüş, kaymakam beyi görmek istemiş…
Odacı bırakmamış.
Bektaşi demiş ki:
- Biz onunla akraba oluruz!..
Kaymakam bunu işitince meraklanmış.
- Çağırın şunu!..
Bektaşi’yi makam odasına almışlar, Kaymakam biraz da kızgınlıkla sormuş:
- Nereden akraba oluyoruz?.
Bektaşi demiş ki:
- Sen şimdi kaymakamsın değil mi?..
- Evet..
- Sonra ne olacaksın?..
- Vali!..
- Sonra?..
- Hiç..
Baba Erenler:
- İyi ya, demiş, ben şimdiden hiçim!..

9 Şubat 2010 Salı

Düşse de,O Kadar da Kendiliğinden Düşmez

Efendim,adamın birinin çok önemli,değer
verdiği bir uzvu hastalanmış,solmuş,
pörsümüş;hemen en iyi doktora başvurmuş,
kime gitse hepsinin yanıtı aynıymış:
-Bunu kesmek gerek!
Başına gelen illetin derdiyle üzgün adam,bir
kahvede oturmuş derin derin düşünürken,
yoldan geçen bir dostu görmüş bunu,hemen
seğirtmiş yanına ve sormuş:
-Hayrola suratından düşen bin parça,neyin
var senin?
Adam bir iki mırın kırın etmiş,sonra dedini
açmış dostuna.
-Aman sen de,demiş arkadaşı;dert ettiğin
şeye bak,ben gittiğin doktorların
hocasını tanıyorum.Seni on göndereyim,
mutlaka bir çare bulur.
Bizimki arkadaşından adresi almış,doktora
gitmiş.Doktor muayenesini yapmış,hastasına
"giyinin"dedikten sonra,oturup karşısına
sormuş:
-Daha önce başkalarına gittin mi,gittiysen
kimler?
Adam gittiklerini teker teker saymış,hepsinin
de"keseceyiz" dediğini söğleyince hocaların
hocası kızıp söyleniyormuş.
En sonunda hastasına şunları söylemiş:
-Bütün bunları ben yetiştirdim,ama doğru
dürüst eğitememişim.Hepsi "keseceyiz" dedi
ha,demek hiçbiri adam olamamış.Kesilir mi
evladım bu?
Durup derin bir nefes almış eklemiş:
-Zaten 15 güne kadar kendiliğinden
düşecek!
Not:Bu fıkra Cumhuriyet Gazetesi yazarı
Ali Sirmen'in yazısından alıntılandı.

7 Şubat 2010 Pazar

Çiftlik ekonomisi

Melih Aşık Açık Pencere m.asik@milliyet.com.tr

7 Şubat Pazar 2010
İngilizseniz: İki ineğiniz vardır. Birini satıp bir öküz alırsınız. Sürünüz çoğalır, işler artar, ekonomi büyür...
Çinliyseniz: Bir ineğiniz ve bir öküzünüz vardır. Buzağıları satar zengin olursunuz.
Hintliyseniz: Bir ineğiniz ve bir öküzünüz vardır. Ama onlara taparsınız... Açsınızdır ama Nirvana’ya ulaşırsınız.
Pakistanlıysanız: Hiç ineğiniz yoktur. Hindistan’daki tüm ineklerin size ait olduğunu iddia edersiniz. Paraları nükleer başlığa yatırırsınız.
Amerikalıylsanız: İki ineğiniz vardır. Altı inek kadar süt almak için 24 saat 3 vardiya zorlarsınız. İnekler telef olunca, suçlayıp işgal edecek bir ülke ararsınız...
Almansanız: İki ineğiniz vardır. İkisi de mekanik harikasıdır... Her saat başı, dakik süt verirler.
Fransızsanız: İki ineğiniz vardır. Birinden şarap diğerinden peynir sağarsınız...
Yunanlıysanız: AB damgalı iki ineğiniz vardır. Ama süt sağmayı bilmezsiniz.
İsviçreliyseniz: Beşyüz ineğiniz vardır. Ama hiç biri sizin değildir. Hepsinden kira alırsınız.
Rus iseniz: İki ineğiniz vardır. Fakat dört tane var sanırsınız. Çünkü votkayla çift görünürler...
İsrailli iseniz: İki öküzünüz vardır. İkisini de yönetici yaparsınız! Ondan sonra yaptığınız inekliğe oturur ağlarsınız...
Türkseniz: Oturup yukarıdakilerden hangisine benzediğinizi düşünür durursunuz...

5 Şubat 2010 Cuma

Kavanoz ve 2 Fincan Kahve:


Ne zaman hayatında bazı şeyler taşınamaz hale gelirse, ne zaman 24 saat kısa gelmeye başlarsa, o zaman mayonez kavanozu ve 2 Fincan Kahveyi hatırlayınız!
Bir gün bir Felsefe profesörü, elinde birkaç kutu olduğu halde derse gelir. Ders başladığında, hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe bir mayonez kavanozunu alır ve ağzına kadar tenis topları ile doldurur. Ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar;
Öğrenciler ittifakla kavanozun dolduğunu ifade ederler, Bu sefer profesör önündeki kutulardan bir tanesinden aldığı çakıl taşlarını, çalkalayarak kavanoza döker, böylece çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurur ve öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar, onlar da 'evet' doldu derler, profesör bu defa masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker. Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur. Ve tekrar öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar, Öğrenciler de koro halinde 'evet' derler.
Bu sefer profesör masanın altında hazır bekleyen 2 fincan kahveyi alır ve kavanoza boşaltır, Kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur. Öğrenciler gülerler!
Profesör öğrencilerin gülüşünü destekleyerek 'eveet' Diyerek;
Ben 'Bu kavanozun bizlerin hayatını simgelediğini ifade etmeye çalıştım' Der.
Şöyle ki; Bu tenis topları hayatınızdaki önemli şeylerdir; aileniz, çocuklarınız, sıhhatiniz, arkadaşlarınız ve sizin için önemli olan şeylerdir.
Diğer şeyleri kaybetseniz de, bu önemli şeyler kalır ve hayatınızı doldurur.
O çakıl taşları ise daha az önemli olan diğer şeylerdir; işiniz, eviniz, arabanız vs.
Kum ise diğer ufak tefek şeylerdir.
'Şayet Kavanoza önce kum doldurursanız...' diye, anlatmaya devam eder, 'çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına (yeterli) yer kalmaz.
Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz, önemli şeyler için vakit kalmayacaktır . . .
Dikkatinizi mutluluğunuz için önem arz Eden şeylere çevirin. Çocuklarınızla oynayın. Sağlığınıza dikkat edin. Eşinizle, dostunuzla yemeğe çıkın. Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın. Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin. Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin.
Gerisi hep kumdur.
Bu Ara Bir öğrenci sorar; 'Peki, O iki fincan kahve nedir?'
Profesör tebessümle: 'Hayatımız ne Kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarımız ve sevdiklerimizle bir fincan Kahve içecek kadar yer vardır!!!'
Saygılarımla.
NOT:Yukarıdaki alıntı arkadaşım Fehmi Ünalmış tarafından E-POSTA olarak gönderildi.Kendisine teşekkür ederim.