20 Ocak 2010 Çarşamba

Kuma!

Mahmûre Hanım kapıdan çıkarken yeniden pimpiriklendi.
Ayakkabılarını bile giymişken kapıdan döndü,tekrar çeri
girdi;
pencereleri iyi kapatıp kapatmadığını gözden geçirdi,
sonra ütünün prizine baktı.Havagazı vanasını kontrol etti, banyo
musluklarına baktı. En son olarak da mücevherlerini sakladığı
yere doğru kaçamak bir bakış attı.
Her şey yerli yerinde ve normal görünüyordu.Kapıyı çekti,
aşağıdan yukarıya doğru sıralanmış üç ayrı yale kilidi teker
teker sonuna kadar kilitledi.
Annesinin öğrettiği duayı okudu, sağına soluna güzelce üfledi.
Manavın önünden geçerken tezgâhtaki incir dikkatini çekti.
Gün misafirliğine giderken incir götürmesi doğru olmazdı
ama bu incir kaçırılacak gibi görünmüyordu. Bir buçuk kilo kadar
elleriyle seçip,bir kese kâğıdına itinayla yerleştirdi ve manav
Muzaffer'in buzdolabına koydurdu. Parasını peşin verdi.
Dönüşte alacaktı. Dolmuş durağında sıra vardı fakat fazla beklemedi.
20 dakika sonra gün oturması yapılan eve ulaşmıştı bile.
Her.zamanki gibi Alman usûlüyle civardaki dönerciden adam başına
bir porsiyon döner, salata ve ayran ısmarladılar;
Ev sahibi Cavidan hanım kakaolu kek yapmıştı.Yediler, içtiler,
konken oynadılar, biraz da Allah affetsin!
Dedikodu yaptılar. Yapmasalar olmazdı;dayanılır gibi değildi.
Falan hanımın mütayitlik yapan beyi, üzerine ikinci hanım almış.
Ben bu kadınla aynı evde oturmam; defolsun gitsin
evimden" diye kocasıyla kavga etmişti;bütün mahalle şahitti.
Rezalet olmuştu.
Bu erkeklere güven olmuyordu; biraz eli para tutan hemen
evini,arabasını, hanımını yedeklemeye bakıyordu.Dikkatli
olmak lazımdı...
-Bir imam nikahı kıyınca hemen ikinciyi alabilirim sanıyorlar,
diye öfkeyle homurdandılar, sonra her biri teker teker kendi
eşlerinin ne kadar halim-selim, ne kadar uyumlu, ne kadar
sevecen ve şefkat dolu, ne kadar kendilerine bağlı ve itaatkâr
olduğunu hatırlayıp rahatladılar; bu hususta konuşmak arzularını,
"Ayolnazar değer!" endişesiyle bastırıp filancaların sünnet
düğününde takılan takılar, felan dizide falanca karakterin
aslında nasıl bir insan olduğu gibi konulardan bahsederlerken...
Derken Muhmûre'nin içine kor gibi bir şey düştü;bir fikir, bir
endişe, bir şey...
Balkon kapısını kapattığından emindi; peki balkona açılan
pencereyi de kapatmış mıydı? O pencere açık kalmışsa, kapıyı
kapatmanın bir anlamı kalmayacaktı çünkü.Ev dördüncü kattaydı
ama olsun;şimdiki hırsızlar "çita maymunu" gibi evlerin yüzünü
tırmanabiliyormuşlar...
Saatine baktı, henüz erkendi fakat bir mazeret uydurup
çantasını kavradı. Herkesle alelacele teker teker öpüşüp
gün parasını da teslim ettikten sonra sokağa çıktı.
Geçen ilk taksiyi çevirdi, o telâş ile manavın önünden
geçerken tarttırdığı incirleri almayı bile unuttu;
Halbuki incirler dolapta buz gibi,kütür kütür olmuşlardı.
Eve yaklaşırken apartmanı dışardan gözüyle kontrolden geçirdi.
Sıradışı bir şey görünmüyordu.
Kapıyı açarken "Bizim bey erkenden mi geldi acaba?"diye bir
hisse kapıldı; çünkü giderken üç defa çevirdiği kilitler, şimdi bir
çevirmede açılıvermişti, "Hayırdır inşallah"dedi içinden.
İçeri girdi, ayakkabısını çıkarırken salonda namaza duran karaltıyı
farketti birden...Korkmak aklına bile gelmedi, sadece merak,
dehşetli bir merak...
Daha önce görmüşlüğü yok; esmerce, başı namaz
örtüsüyle örtülü orta yaşlı bir hanım,seccadelerin
yerini bilmediği için halının üstüne duruvermiş.
Kıbleyi de tam tutturamamış. Kimdir bu yahu,kocasının
köydeki akrabalarından biri mi,kızının tanıdıklarından mı,
eski temizlikçilerden biri olmasın?
Evde başka kimse var mı diye öteki odaları hızla
olanıyor; kimse yok. Yüreği kalkıyor; yumruk gibi bir
şey mide boşluğundan göğsüne doğru yükselip tıkıyor
sanki orayı. Namaz kılan kadın ise neredeyse tâdil-i
erkânın bütün hususlarına riayet ederek ağır ağır
namazını kılmakta. Acaba bir çay mı koysam diye geçiyor
içinden; biraz sonra selam verecek nasıl olsa...
Selam veriyor;önce sağa sonra sola. Sonra iki elini açıp
kısa bir dua ediyor, elini yüzüne sürüyor.Gözgöze geliyorlar.
-Allah kabul etsin; hoşgeldiniz, kusura bakmayın tanıyamadım
sizi? Namaz kılan kadın mahcup bir tavır takınıyor,
"Bilmem ki nasıl söylesem" dolaylarında bir ifâde ile konuşuyor,
-Ben sizin bilginiz var zannediyordum; bana öyle söylemişti
çünkü. Haberiniz olmadığını bilsem önceden telefon ederdim.
Hani yarın gelir yerleşirsin deyince,ben de sizin bilginiz
vardır diye...
-Kimsiniz ayol, neden bahsediyorsunuz siz, içeriye nasıl
girdiniz sahi?
-Anahtarı o verdi, sizin haberiniz olduğunu söyledi;kendisiyle
durumu izah ettim, rızasını aldım diye anlattı bana.
Yoksa gelir miydim böyle. Çok özür dilerim,ben...
-Kim verdi anahtarı, kimden bahsediyorsunuz?
-Necmettin, yani Necmettin Bey...
-Necmettin mi; size anahtar mı verdi? Bana bir şey söylemedi
ama; ne demek istiyorsun sen kadın?
-Necmettin Bey bana üç ay evvel nikah kıydı;beraber yaşıyoruz,
bildiğinizi sanıyordum; dün de eve taşınabileceğimi söylemişti.
Birkaç parça eşyamı alıp geldim ben de, işte görüyorsunuz.. .
Kadın artık dinleyemedi, kalbi de ritmini şaşırmıştı zaten.
Sakince koltuğa oturdu,elinibaşına dayadı, adeta fısıldar gibi bir sesle,
-Şimdi pılınızı pırtınızı toplayıp buradan gidin,diye konuştu,
"Gözümün önünden kaybolun;
benim birşeyden aberim yok. Necmettin denilecek adam bana
bundan bahsetmedi. Şimdi buradan gidin ve bilin ki, benim
cenazem çıkmadan siz bu evden bir daha içeriye adım atamazsınız.
Necmettin olacak alçağa gelince, ona da bir çift lâfım var
ama şimdi siz bir an evvel çıkın evimden lütfen, hatta hemen, hemen..."
Ev sahibesinin sinir krizin e girdiğini gören kadıncağız,
hemen kapı dibindeki irice bohçasını sağlamca bağladı;
vestiyerin önündeki ayakkabısını giyip usulca kapıyı çekti.
Yarım dakika sonra apartman kapısından çıkıp köşeyi dönerek
gözden kaybolup gitti.
Kadıncağız öylece oturduğu koltukta kalakaldı nice zaman.
Daha sonra cep telefonundan kocası Necmettin'i aramayı
akıl etti...
Akşam üzeri karakolda, hırsızlık için girdiği evlerde
yakalanacağını anlayınca namaza durup daha sonra
"kuma" rolü oynayan kadın hırsıza dair öteki hikâyeleri de dinlediler.